David Fincher ve Tim Miller imzalı, Netflix’in yeni animasyon dizisi Love, Death and Robots, şahsen son zamanlarda izlediğim en güzel dizilerden birisiydi. Bölümleri kısa ama anlamları uzundu. David Fincher’dan alıntılamak gerekirse gerçekten izlemesi kolay lakin unutması ise zordu. Hem bir animasyon olan, hem de ortalama olarak her bir bölümü on dakikalık uzunlukta olan bir dizinin içine bu kadar mesajı nasıl yedirebildiler diye düşünmekten kendimi alıkoyamadım. Sonra hatırladım ki, dizide imzası olan adamların ustalık alanı bu… Her bölüm üzerine gerçekten uzunca düşündüm ve kendimce dizinin her bir bölümünden iyi kötü alt mesajlar çıkardım. Bu serimde de sizlerle bunu paylaşmak istedim. Bakalım sizler de bana katılacak mısınız yoksa “Ne saçmalıyor bu yazar yine ya?” mı diyeceksiniz?

Serimin ilk yazısı için dizinin “Yoğurt Dünyayı Ele Geçirdiğinde” isimli  6. bölümünü seçtim. Herhalde dizinin en kısa bölümü de (6 dakikalık bir şey olması lazım) buydu. Bölümün açıklamasına baktığımızda “Bilim insanlarının yanlışlıkla ürettiği süper akıllı yoğurt, çok geçmeden dünyaya hakim olmayı arzular.” şeklinde bir özetle karşılaşıyoruz. Şahsen, bu bölümün konusuna baktığımda “Ne 😀 ?” tepkisini vermiştim, izlerken ve izledikten sonra ise, hayretle bölümü düşünmeye başladım. Çünkü daha akşam yemeğinde yediğim yoğurdun üzerinden bu kadar şeyi nasıl anlatabildiler diye şoka girdim. Laf kalabalığını bir yere bırakayım da bölümden neler anladığımı anlatmaya başlayayım artık.

İzlediğimde ilk olarak düşündüğüm şey, yoğurdun da hiçbir insandan farkının olmadığı oldu. Burada, yoğurdun bilinç kazanması ile, yoğurt kişilikte kazanmıştı ve her canlı gibi istediği ilk şey var olmaktı. Lakin yoğurt var olmakla yetinmedi, sahip olmak istedi. Bu da aslında yoğurdun aklının da tipik bir insan aklı gibi çalıştığının bir göstergesiydi (İnsanlık tarihinin evrimine baktığımızda, insan var olduktan sonra sahip olmak ister, o yüzden mülkiyet hakkının yeri ayrıdır.) Yoğurdun sahip olma arzusu, ilk olarak Ohio ile kendini gösterdi. Ohio’ya sahip olduktan sonra, yoğurdun ilk yaptığı şey çoğalmak oldu. Yani üremek. Düşünüldüğünde yoğurdun da bizlerden hiçbir farkı yoktu. Üstelik o da, tıpkı hırslı bir insan gibi, istediğini elde etmek için her türlü numarayı çevirmeye hazırdı. İşte bu düşünce beni bir başka fikre itti.

Bir canlı gücü tattı mı onu bırakmak istemez. Yoğurtta böyleydi. Şimdi süper akıllı bir canlı değil mi bu yoğurt? Hikayeye göre, Amerikan Devleti var olan sorunlara çözüm bulamazken, bir yoğurt bulabildiğine göre, bu canlının bizlerden akıllı olduğu ortada. Ayrıca, görüşmelerde Ohio’yu vermezlerse, Çin’e gideriz diyerek de insanları manipüle etmeyi bildiği de açık. Yani kurnaz. Peki, bu kadar akıllı ve kurnaz bir canlı, ulusal borcu bir yıl içinde kurutmayı amaçlayan formülünü insanlara verdiğinde, insanların bunu kelimesi kelimesine uygulamayacağını da bilemez miydi?

Bana göre, bu kadar zeki bir canlı bunu bilmeliydi ve yoğurtta bunu biliyordu. Zaten, bu yüzden o planı verdi. Hatta bana göre, insanlar bu formülü adım adım uygulasaydı bile, o plan Amerika’yı kaosa sürükleyecekti. Lakin yoğurt, yine suçu insanlara atıp, işin içinden sıyrılabilecekti. Yoğurdun en başından beri planı buydu. Kaosa düşürdüğü toplumun kurtarıcısı olarak kendisi göstererek dünya egemenliğini ele geçirmeyi planlıyordu. Nitekim planı da tuttu. Bölümde de hatta bunu destekleyen bir cümle var: “Eğer yoğurt borç sorunumuzu çözebilecek kadar zekiyse, insanın düşünsel kibrinin formülü birebir uygulamamızı engelleyeceğini fark edebilecek kadar da zeki değil miydi?”

Gelelim bu bölümde fark ettiğim bir diğer mesaja. Dikkat ettiniz mi bilmiyorum ama bölümde insanların yoğurda isyan ettikleri her bir kareden sonra bir yoğurt fotoğrafı gösteriliyordu. Eleştiri yapan haberci, sonra gülen yoğurt. Kendini öldüren adam, sonra yoğurt. Yanan araba, yoğurt. Eylem yapan isyanlar, yoğurt. Polise saldıran adam, yoğurt… Ve sonra büyük final. Bir anda pes etmiş, alışmış insan evinden çıkar… Burada aslında devlet yöneticilerinin medya ve iletişim araçlarını kullanarak halkı manipüle edişlerine değinildiğini düşünüyorum ben. Zira, bir devlette işler ne kadar kötüye giderse gitsin, televizyonunuzu açtığınızda, hiçbir kanalda o sorunla ilgili kötü bir haber bulamazsınız aksine devlet büyüklerinin verdiği “olumlu” mesajlara rastlarsınız. Ayrıca bu bahsettiğim sahneyi, hemen akabinde gelen beyazlar içindeki adamın evinden çıkmasıyla birleştirdiğinizde, devletin medya aracılığı ile akıl yıkamada ki başarısı da ortaya çıkıyor.

Aslında “Bilim insanlarının yanlışlıkla ürettiği süper yoğurdun dünyanın yönetimini ele geçirmesi…’’ cümlesinden sonra başka bir cümle yazmaya gerek bile yoktu. Zira, yaşadığımız politikacılar ve yönetim anlayışı saçmalığını, özelinde inanılmaz bir absürtlükle anlatmış bu bölüm.

Gelelim değinmek istediğim son noktaya. Devlet, yönetim, politikacılar, medya falan bir kenara, bu bölümde bence yoğurdun kullanıldığı bir metafor var ki günümüz dünyasına cuk oturuyor. Bana göre yoğurt, aslında teknolojiyi hatta spesifik olarak cep telefonunu temsil ediyor. Zira aslında yoğurt olmadan da ülke işliyordu. Yoğurdun gelişinden sonra ise insanlar ona bağımlı oldu. Hatta bölümün sonunda anlatıcı “Dünyadaki yaşam yıldızlara gidiyor fakat bu insan yaşamı olmayabilir. Ya yoğurt yıldızlara bizsiz giderse? ya gidip bizi sonsuza dek geride bırakırsa?” diyor. Ki bu da aslında insanların yoğurda olan bağımlılığını gösteriyor. Lakin unuttukları şey şu: Yoğurt yaratılmadan önce de dünya dönüyordu.

Şu cümleyi şu an çok duyuyoruz “Ya insanlar bu telefonlar (internet) olmadan ne yapıyordu?”. Aslında telefonun icadı da çok geriye dayanmıyor, hatta bu kadar yaygın kullanımı son 10 yıllık bir süreçte oluştu. Bölümde de yoğurda bağımlılık, 10 sene de oluşuyor.  Lakin insanlar, o olmadan yaşamaktan korkuyor. Bizler de, şu an telefonsuz yaşamaktan korkuyoruz. 10 dakika telefonuna dokunamadı diye deliren insanlar var günümüzde. Lakin bizler de, telefon olmadan da bu dünyanın döndüğünü ve dönebileceğini unutuyoruz…

6 dakikalık bir bölüme bu kadar düşünce nasıl sığdırılmış, aklım almıyor doğrusu. Gerçi David Fincher işin içinde olduğu için şaşırmamam gerekiyordu. Benim bu bölümü izlerken aklıma gelenler bunlardı, bakalım sizinkiler neler? Yorumlarınızı eksik etmeyin.

 

BİR CEVAP BIRAK

Please enter your comment!
Please enter your name here