Netflix, fragmanıyla Lost’u andıran yeni dizisi The I-Land’i biz izleyicilere sundu.

Öncelikle bu dizi ile Lost’un yan yana getirilmesi durumundan bahsedelim. Dizi, Lost’un yaratıcılarından Damon Lindelöf‘ün yaptığı bir paylaşımla gündeme geldi. Lindelöf, Netflix’te dizinin kendisine önerilmesini aşağıda yaptığı paylaşımla duyurdu ve iğneleyici bir şekilde Netflix’in algoritmasından bahsetti.

View this post on Instagram

Oh that algorithm is GOOOOOD.

A post shared by Damon (@damonlindelof) on

Bu paylaşım sonrasında dizi ile Lost arasında benzerlikler de kurulmaya, konuşulmaya başladı.

Karakterlerin Benzerliği

Sadece adada geçmesi iki dizinin benzerlik konusunda karşılaştırılması için elbette yeterli değil ancak seçilen karakterler de The I-Land dizisinin aynı yoldan gittiğini gösterir cinsten. Fiziksel olarak Lost’taki Michael’a benzeyen Cooper, Sawyer’ı andıran yakışıklı Brody ve Sayid Jarrah’a benzeyen bir Donovan var.

Karakterlerin gizem dolu geçmişlerini flashbacklerle tedrici olarak bize yansıtmaya çalışmaları, birbirleriyle bağlantılarının çıkması da Lost’tan aşırılan diğer durumlar olarak dikkat çekiyor.

the ı land find your way ile ilgili görsel sonucu

Gizemli Numara

Lost izleyen herkesin beynine kazınan şekilde 4-8-15-16-23-42 numaraları sık sık dizinin bölümlerinde işleniyordu. Finale doğru ise bu numaraların belli karakterleri belirttiğini anlamıştık. Bu dizide de 39 numarası benzer şekilde işlenmeye çalışılmış ancak dizinin mini dizi oluşundan mıdır bilinmez, bu durumun biraz yavan kaldığı söylenebilir. Dizide uyanan karakterlerin birbirlerine olan ilk uzaklıklarının 39 adım olduğu, adada uyanan karakterlerden biri olan Mason tarafından bulunuyor. Bazılarınca bir anlam ifade ettiği düşünülse de adadaki vurdumduymazlık had safhada olduğu için üzerine gidilmiyor ve zaten kısa süre sonra bu sayının sadece bir gönderme olduğunu anlıyoruz. Ölüm cezasına çarptırılanların, cezanın verileceği yer ile arasındaki adım sayısı olduğunu öğreniyoruz. Daha gizemli bir hal alabilecek bir durumun daha böylece üstü kapanıyor.

The I-Land (2019)

Diğer Benzerlikler

Dizi, birbirini tanımayan ve gözlerini bir adada açan bir grup insanın “Nereye düştük biz ya?” tadında birbirleriyle tanışmaya çalışmasıyla başlıyor. Hatta dizinin başında, karakterlerden birinin “Uçağımız mı düştü, ne oldu?” şeklinde bir cümle kurması da aleni bir “Lost” göndermesi olarak hissediliyor.

Adada sahilden ayrılmamaları, ayrılanların bulduklarını diğerleriyle paylaşmamaları ve içinde silah olan gizemli bir kutu bulunması gibi küçük benzerlikler izlerken hissedilebiliyor ancak maalesef Lost’tan aşırılan bu şeyler, hikâyeye derinlik katmaya yardımcı olmak yerine, kuru kalabalık olarak izleyiciye sunuluyor.

İki dizinin birbirleriyle olan benzerlikleri bunlarla da bitmiyor. Lost adasında bulunan “Smoke” ve kutup ayısı gibi öldürücü varlıklar, bu dizide de köpek balığı ve yamyam olarak karşılık bulmakta. Ayrıca adada yerlilerin bulunması, ana adayla birlikte bir de küçük adanın bulunması da iki dizi arasındaki benzerliği gözler önüne seriyor.

Sonuç

Dizinin amatörce yazıldığını belirtmek gerek. Gizemli bir adada aynı kıyafetleri giymiş, geçmişlerine dair hiçbir şeyi (hatta isimlerini bile) hatırlamayan bir grup insan, sorular sormak ve bulundukları yerin neresi olduğunu, ne amaçla orada olduklarını anlamak yerine denize/okyanusa girip gününü gün etme derdine düşüyor. Örneğin karakterlerden biri “güneşlenirken” kuma gömülü olarak bulduğu “Gizemli Ada” adlı Jules Verne romanına şöyle bir baktıktan sonra suya fırlatarak kaybolmasını izliyor. İnsan doğası gereği merak eden bir varlıktır. Gerçekten karakterimiz bu kitabı hiç mi merak etmedi, hiç mi bağlantı kuramadı bulunduğu adayla? Bu kadar mı vurdumduymaz? Bu gibi durumlar izleyicinin zekâsına biraz hakaret oluyor artık. Üstelik en ince detaylarına kadar işlenen başka yapımlar varken.

Bununla beraber o kitabı tekrar görmüyoruz ve hikâyeye nasıl ve ne şekilde hizmet ettiğini anlayamıyoruz. Gizemi artırmaya yönelik bir hareket olarak kabul edelim desek, ikinci bölümde gizem perdesi aralandığı için bu durum yine manasızlaşıyor.

the ı land ile ilgili görsel sonucu
Gizemli adaya düştüm, biraz bronzlaşayım bari.

Dizi, karakterlerin birer suçlu olduklarını öğrenmemizden sonra karmaşıklaşmasını beklerken daha da öngörülebilir hale geliyor.  Bulunduğu yolda dümdüz akmaya devam eden nehir misali hikâyeye devam ediyor, en ufak bir menderes dahi çizmeye yeltenmiyor ve bu açığını da gereksiz aksiyon sahneleriyle kapatmaya çalışıyor. Oysa burada karakterlerin suçlarının tartışmalı olabileceği ve insanların ahlaki sorgulamalar yapabileceği suçlar üzerinden ilerleyebilirdi. Suçlulara ikinci bir şans tanınmasını ve “huylunun huyundan vazgeçmeyeceğini” anlatmaya çalışan dizi, maalesef kabuğunu kıramıyor ve vasatı aşamayan bir dizi olarak kalıyor. Karakterlerin üzerine eğilerek izleyicinin karakterlerle daha fazla bağ kurabileceği bir işleyiş, diziyi daha cazibeli kılabilirdi.

Gizem perdesinin erkenden aralanmasına gelince, bunu dizinin devam edip etmemesiyle birlikte düşünmek daha mantıklı diye düşünüyorum. Zira dizi devam etmeyecek ve mini dizi olarak kalacaksa, bu durumu daha fazla uzatmayarak erkenden konuya girmeleri doğru olmuş olabilir. Ancak eğer dizi devam edecekse, bu durum da çok daha başarılı bir şekilde işlenebilirdi diye düşünüyorum. Kişisel görüşüm, dizinin böyle bitirilmesinin en azından daha izlenebilir olacağı yönünde.

the ı land ile ilgili görsel sonucu

Sonuç olarak bir ‘Lost’sever olarak ben de fragmanı görür görmez heyecanla izlemeye giriştiğimi belirteyim. İzledikten sonra ise yine bir ‘Lost’sever olarak bu iki dizinin yan yana gelmemesi gerektiğini, dizinin kalite olarak Lost’un yakınından bile geçemeyeceğini söylemeliyim. Dizinin IMDB puanının 4.2 olması da kalitesini(!) gösteriyor.

NOT: Dizi bölüm sonlarını da merak uyandırıcı vermeye çalışmış. Bunda nispeten başarılı olsa bile, burada Netflix’in bir hatası mevcut. Netflix yapımlarında bütün sezon birden yayınlandığından izleyicinin merak ettiği bir şey olduğu zaman diğer bölüm hemen peşinde oluyor. Öyle ki, jeneriğe bakmaya bile fırsat verilmeden beş saniye içinde yeni bölüme geçiliyor. Heyecanla veya üzerine düşünerek zaman geçirmesine gerek kalmadan izleyici tüketmeye devam ediyor. Bu da bölüm sonlarını heyecanlı bitirmeye çalışan yapımlar için anlamsızlaşıyor.

NOT 2: Yazının herhangi bir yerinde değinememiş olsam da, oyunculuklar da oldukça kötü.

BİR CEVAP BIRAK

Please enter your comment!
Please enter your name here