Beğen
Beğen Harika Heuheu WOW Olmamış Kızdım!

Yazımıza başlamadan önce belirtmek isteriz ki, her ne kadar yakın bir zamanda Life is Strange Episode 2: Rules çıkışını gerçekleştirmiş olsa da, 1. Bölümün eksikliğini gidermek amacıyla öncelikle ilk bölümü incelemek istedik çok yakında da 2. Bölümün incelemesi ile karşınızda olacağız.

Aşina olmayanlar için bahsetmemiz gerekirse Life is Strange, Fransız bir stüdyo olan Dontnod Entertainment tarafından yaratılıp Square Enix tarafından da yayımcılığı yapılan bir seridir. 2015’te 2-3 aylık aralıklar ile 5 bölüm olarak çıkan ilk oyunun ardından Dontnod ekibi Life is Strange 2 üzerindeki çalışmalarına başlamış, bu sırada da Square Enix, Deck Nine adındaki bir stüdyoya bir şans vererek Before The Storm adındaki bir yan oyunu geliştirmesini istemiştir. Henüz bu yeni serinin kısa geçmişi bundan ibaret.

Karşılaştırma yapabilmek adına önceki oyunlar hakkındaki düşüncelerimizden biraz bahsetmek gerekirse, son derece merak uyandırıcı bir hikaye, ilgi çekici ve sempatik karakterler, kendi hikayeni kendin seç tipindeki oyunlar için yenilikçi bir oynanış, göz alıcı bir sanat dizaynı ve bizlerin oyun sayesinde tanıdıktan sonra halen dinlediği indie rock ağırlıklı müzik seçimlerine sahip 1. oyunu genellikle karakterlerin yer yer utanç verici diyalogları ve oyunun sonunda seçimlerimizin oyuna etkili bir şekilde yansıtılamamış oluşu gibi etkenlerden dolayı biraz inciniyordu. Yer yer de ses sanatçılarının performanslarının karakterlerin animasyonları ile organik bir şekilde uyuşmadığını söylersek yanlış düşünmüş olmayız.

Tabii ki bizim şikayetlerimizin sebeplerini en iyi açıklayabilecek etkenler, Fransa’da bir stüdyo olmalarından dolayı ana dili İngilizce olmayan ve ergenlik çağındaki çocuklar için diyalog yazan yetişkinlerin yazarlık yapmaları veya motion-capture aktörleri ile seslendirme sanatçılarının farklı olması olabilir. Before The Storm oyunundan ise hiç bahsetmezsek daha iyi bile diyebiliriz. Pekala birkaç yıllık tecrübe, oyuncuların geri dönütleri ve daha büyük bir bütçenin yardımı ile Dontnod Life is Strange serisi daha ileriye taşımayı başarabilmiş mi?

 

Life is Strange 2, ne önceki oyunun ana kahramanları olan Max ve Chloe’yi içermekte, ne manzaralarına hayran kaldığımız Arcadia Bay’de geçmekte, ne de önceki oyuna bir yenilik katmış olan zaman yolculuğu güçleri üzerine kurulu fakat oyunu başlattığınızda akşam güneşinin Son Bahar havasıyla her yeri altın sarısına boyadığı bir manzaranın üzerine çalan minik gitar ritmini duyduğumuzda hangi oyunu oynadığınız konusunda aklınızda bir tane bile soru işareti bile kalmıyor, Life is Strange evrenindesiniz tekrar.

Oyunumuzun Meksika kökenli yeni kahramanları Sean ve Daniel Diaz kardeşler, oyunun başında yaşadıkları trajik bir olayın ardından kendilerini yollar dökülmüş bir şekilde buluyor ve hikayemiz bu noktada gerçek anlamda başlıyor.

İlk oyunda da sadece yüzeysel bir hikayeden ziyade, altında derin anlamlar yatan bir hikaye anlatmayı başaran Dontnod 2. Oyunun da bu özelliğine sahip olduğundan emin olmak için elinden geleni yapmış, oyunun Donald Trumpın Amerikası’nda geçtiğine dair hiçbir şüphe yok ve karakterlerimizin Meksikalı oluşları ise hikayenin bu kısmının anlatılışında büyük bir rol oynuyor, fakat ilk oyunun inceliği ve detaylar konusundaki hassasslığı ne yazık ki bu oyunda yer yer kaçırılmış ve ırıkçılık temaları hikayeye zarif bir şekilde işlenmektense birden adeta suratınıza sokulurcasına karşınıza çıkıyor bu da hikayenin gücünü kaybetmesine sebep olabiliyor.

Fakat Life is Strange 2’nin parlamayı en çok fırsat bulduğu anlar büyük çapta anlatılan hikayesinden ziyade, Sean’ın telefonunda karşılaştığımız komik mesajlarda, karakterlerimizin son derece özenli bir şekilde dizayn edilmiş evinde dolaşırken farkedebileceğimiz minik detaylarda veya iki karakter bir manzaraya karşı oturup hayat hakkinda konuşurken oyuncular için yavaş yavaş hazmedilip tadı çıkarılması için yaratılmış sahnelerde yatıyor.

Bu nedenle birkaç detay dışında, Life is Strange 2’nin her anlamda ilk oyundan daha geniş hissettirdiğini söylemek mümkün. Karakterlerimiz kaçışta oldukları için yolda geçen zamanlarında her yere gidebileceğiniz hissini veren bir özgürlük var, Seattle’ın göz alıcı doğal alanları ve artık seri ile bütünleşmiş olan indie müzikleri sizi kendi hayatınızdan koparıp Sean ve Daniel‘ın macerasının içine sokabiliyor.

Tabii ki her yolculuk filminde olduğu gibi, oyunda da karakterlerimiz türlü türlü insanlar ile tanışma fırsatı buluyor. Bazıları iyi niyetli, bazıları ise kötü olan bu karakterler kahramanlarımızın kaderini etkileyecek türden davranışlarda bulunurken sizin de hem önceden yaptığınız hem de anlık bir şekilde stres altında yaptığınız seçimler daha soğuk kanlı olmanızı gerektiriyor. Yaptığınız seçimlerin kardeşiniz Daniel’ın davranışlarını değiştirip, büyüme çağındaki bir çocuğu etkileyecek olması ise cabası.

Gönül rahatlığı ile söyleyebiliriz ki, diyaloglar ve karakterler arasında geçen konuşmalar serinin önceki oyunlarına kıyasla oldukça geliştirilmiş. Halen yer yer içten içe cringe etmemize sebep olucak cümleler ile karşılaşsak da, 16-17 yaşlarındaki Sean ve arkadaşı Lyla ile arasında geçen diyalogların çok daha doğal hissettirmesi veya Sean’ın kardeşi Daniel’ın küçük bir çocuk olmasına rağmen sinir edici ve yapay bir karakterden ziyade oldukça sevilesi bir şekilde yazılmış olması oyunun daha da homojen ve tutarlı bir tecrübe sunmasına yardımcı oluyor.

Eh tabii ki Life is Strange’in en büyük özelliklerinden biri de karakterlerin sahip olduğu süper güçler fakat yazımızın bu noktasına kadar bile bu detaydan bahsetmemiş olmamız, belki de oyunun senaryosunun kalitesini niteler durumda. Oyunda her ne kadar telekinesi güçlerine sahip bir karakter olsa da, bu karakterin etrafına kurulu her detay da bir o kadar ilgi çekici olduğu için süper güçler adeta 2. plana atılabiliyor.

Life is Strange 2’nin ilk oyuna kıyasla en büyük farklarından biri ise bu sefer bizim süper güçleri olan karakteri kontrol etmiyor oluşumuz. Güçlerinin henüz yeni yeni farkına varmaya başlayan Daniel, ikinci bölümden itibaren kendini daha ön plana çıkarmaya başlayacak gibi. Biz de spoiler vermemek adına Daniel’ın güçleri konusunda söyleyeceklerimizi biraz daha kısıtlı tutmak istedik.

Genel olarak özetlememiz gerekirse Life is Strange 2, önemli olan her noktada serinin ruhuna sadık kalarak taze bir tecrübe verecek değişikler yapmayı başararak ilk seriye yakışır türden bir oyun olacak gibi duruyor. Diaz kardeşlerin hikayesi ilgi çekici, yer yer kalbinize dokunur türde ve her ne kadar bazı eksiklikleri ve hataları genel tecrübeyi incitse de Episode 1: Roads’un şans tanımaya değer bir başlangıç olduğunu düşünüyoruz.

Yazımızın başında da belirttiğimiz gibi, son derece yakın zamanda Episode 2 incelememiz ile de karşınızda olacağız.

Beğen
Beğen Harika Heuheu WOW Olmamış Kızdım!

BİR CEVAP BIRAK

Please enter your comment!
Please enter your name here