10 Ekim 1928’de Polonezköy’de başlayan sanat dolu bir yaşam. Dünyanın saygı duyduğu, opera sanatındaki en büyük gururlarımızdan biri: Türk opera sanatçısı Leyla Gencer. İtalyanların deyimiyle “La diva Turca”.

Her ne kadar annesi Polonya asıllı Katolik bir kadın olsa da Gencer her daim: ”İnsan köklerini hiçbir zaman inkar etmemeli. Ben Avrupa’ya gidip Avrupalılaşmadım, Türklüğümü her zaman muhafaza ettim. Türk olduğumu her yerde söyledim. İsmimi de değiştirmedim. Hep Leyla Gencer olarak kaldım.” demiştir. Hatta kariyerinde Türk olması ona sorun yaratmasın diye isminin değiştirilmesi birçok defa önerilse de Gencer bu teklifleri her zaman reddetmiştir. Eğitimine İtalyan Lisesini bitirdikten sonra İstanbul Devlet Konservatuvarı’nda devam etmiştir. Ardından ünlü İtalyan soprano Arangi-Lombardi’nin Ankara’ya eğitim vermeye geldiğini duymasıyla İstanbul’daki eğitimini bitirmeden Ankara’ya gelmiş ve Arangi-Lombardi’nin özel öğrencisi olmuştur. İlk rolünü Ankara’ya geldiği 1950 yılında Ankara operasında Cavelleria Rusticana’da “Santuzza” rolünü seslendirerek oynamıştır. Sonrasında Türkiye ve İtalya arasında yapılan kültür anlaşması sebebiyle verilen konser için İtalyan Rai radyosuna Roma’ya gitmiştir. Rai radyosunda verdiği resitalden iki gün sonra bir seçme için Napoli’ye gider. Seçilir ve dört gün sonra Arena Flagrea’da on bin kişinin önünde ilk oynadığı rol olan Santuzza’yı seslendirir. Temsil sonrasında büyük tiyatrolardan bir sürü yeni teklifler almıştır.

1957 yılında San Francisco operasında Lucia di Lammermoor adlı operanın baş rolünü o dönemin en ünlü sopranosu Maria Callas seslendirecektir. Lakin temsilden beş gün evvel arayıp çıkamayacağını bildiren Callas’ın yerine yeni bir soprano arayışına girerler ve akla Gencer gelir. Leyla kocaman bir operayı sadece ve sadece beş gün içinde ezberlemiş ve temsile hazır olmuştur. Bilmeyenler için açıklayalım: Nereden baksanız Lucia di Lammermoor iki ya da iki buçuk saat süren bir operadır. Elbette iki buçuk saat boyunca söylemiyor; lakin kendi partisini beş gün içeresinde çıkarması büyük bir birikim, yetenek ve azmin sonucu.  Gencer bu zamana kadar gelmiş geçmiş en büyük repertuvara sahip sopranolardan bir tanesi. Repertuvarında yetmiş üç tane opera bulunuyor. Şöyle kıyaslayalım: O dönemin ve hatta günümüzün, artık aramızda olmamasına rağmen hala şöhretini koruyan sopranosu Maria Callas’ın repertuvarında kırk bir opera varmış.

Konu Maria Callas’tan açılmışken ünlü sopranonun kaynaklardan öğrendiğim bir anısını anlatmak isteriz: Maria Callas’tan sonra Scala’da on yıldır hiç Norma söylenmemişti. On yıl sonra aynı prodüksiyonun yapılmasına karar verildi fakat baş rolün Callas’a değil, Gencer’e verildiği öğrenildi. Bu, Gencer’in Scala’daki ilk Norma’sı olacaktı. Bunu duyan Callas severler resmen kıyameti kopartmıştı. Gerek Scala’ya yazılan, gerekse Leyla Gencer’e birebir iletilen tehdit mektupları herkesin gözünü korkutmuştu. Fakat kimse vazgeçmedi. Gencer bu sefer gerçekten çok korkuyordu. Temsil başladı, sıra bu aryaya (Deh, non volerli  vittime) geldiğindeyse Gencer; diğer solistler, koro, orkestra ve seyirciler gözyaşları içinde Leyla’yı izliyorlardı:

Operanın mabedi La Scala’yla ilk tanışması 26 Ocak 1957 tarihinde Poulenc’in Les Dialogues des Carmelites eseri ile oldu. Leyla Gencer aynı zamanda çok iyi bir araştırmacıydı. Donizetti‘nin unutulmuş eserlerinin üstüne yaptığı derin çalışmalar sayesinde Donizetti Rönesansı’na katkıda bulunmuş en büyük isimlerden biridir. Renata Tebaldi, Maria Callas, Monrserrat Caballè, Joan Sutherland gibi efsane isimlerle aynı dönemde Avrupa’yı fethetmiştir. 1983 yılında son temsilinin ardından kendini genç sanatçılara adayan Gencer, 1983–88 yılları arasında As.Li.Co.di Milano’nun sanat yönetmenliği görevini yapmıştır. Vefatına kadar La Scala tiyatrosu akademisinin sanat yönetmenliği üstlenmiştir. Aynı zamanda İKSV’nin Mütevelliler Kurulu başkanlığı görevini yapmış ve opera yorumu üzerine dersler vermiştir.

Gencer 10 Mayıs 2008’de Milano’daki evinde kalp ve solunum yetmezliğinden hayatını kaybetmiş ve 12 Mayıs 2008’da Milano’da otuz yıl boyunca sahneye çıktığı La Scala tiyatrosunun kilisesi Santa Babila’da kalabalık bir törenle uğurlanmıştır. Ardından kendi isteği üzerine krematoryuma götürülerek yakılmış ve külleri 16 Mayıs 2008’de İstanbul’a götürülerek boğazın serin sularına dökülmüştür.

Gencer’in ardından La Scala tiyatrosu: ”Son kraliçe Leyla Gencer’in vefatıyla opera tarihinde bir dönem sona ermiştir. Kesin bir biçimde” demiştir.

Leyla Gencer hakkında daha fazla bilgiye ulaşmak istiyorsanız size iki kitap önerebiliriz: Zeynep Oral’ın kaleme aldığı Tutkunun Romanı Leyla Gencer ve Evin İlyasoğlu’nun kaleme aldığı Ben Leyla Gencer La diva Turca.

1 YORUM

  1. Zeynep Oral’ın yazdığı “Tutkunun Romanı Leyla Gencer” fevkalade güzel bir kitaptı. Yıllar önce okuduğum bu kitabın son sayfasını kapattığımda duygulanmış, ayağa kalkarak yüksek sesle ismini söyleyip alkışlamıştım.
    Türk Divası Leyla Gencer’i tanımama vesile olan Zeynep Oral’a binlerce teşekkür.

BİR CEVAP BIRAK

Please enter your comment!
Please enter your name here