Yok olmasına göz yumulan tarihi eserlerimizden biri daha:
Kurul Kalesi.

Ordu’ya bağlı Bayadı Köyü sınırları içerisinde bulunan Kurul Kalesi merkeze 13 km uzaklıktadır. 2300 yıllık Kurul Kalesi’nde yapılan kazılarda şu ana kadar yüzde otuzluk bir bölüm gün yüzüne çıkarıldı. Aynı zamanda 1. derece arkeoloji bölümü ilan edilmiştir.


Bölgede 2010 yılından bu yana Gazi Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Arkeoloji Bölümü Başkanı Prof. Dr. Süleyman Yücel Şenyurt başkanlığında 15’i arkeolog, 35 kişilik ekip tarafından yürütülen kazılarda, geçen yıl 2 bin 100 yıllık olduğu tahmin edilen Ana Tanrıça Kibele Heykeli bulundu. Sürdürülen kazılarda ise çocuk Dionysos, onu yetiştiren tanrı Pan figürü, yine Dionysos kültü ve tanrı Pan’la ilişkili olan keçi biçimli hayvan şeklindeki kaplar gün ışığına çıkarıldı.

Yapılan kazılarda ayrıca Apollon Heykeli, bronz Herme ve kartal figürü, sarmaşık bezemeli boğa figürü, bronz kapı anahtarları, at figürü, onyx taşından yapılan başı örtülü kadın kolyesi, balta, ok, mızrak uçları, pişmiş topraktan yapılmış kandil kapları, yine pişmiş topraktan yapılan testiler, kum taşı gülle ve sikkeler ortaya çıkarıldı. Bulunan eserler Ordu Büyükşehir Belediyesi tarafından bir kitapçık halinde yayınlanarak kamuoyuna duyuruldu.
Kale yapılanmasının kaya kitlesi üzerinde, zamanında bazı nişler ve benzeri bölümler varmış fakat, geçen zaman içinde birçok detaylarının tamamen kaybolmuş olduğu gözlemleniyor. Gerçi bu tür kayaçlar, doğası gereği çok yumuşak ve pek de kırılgandır. Hal böyle olunca da, geriye sadece büyük çaplı soğutma deposu,
sarnıç ve silo tipi kısımları günümüze kadar kalabilmiştir.

ROMA’NIN EN ÇOK ZORLANDIĞI KALE

Gazi Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Arkeoloji Bölümü Başkanı Prof. Dr. Süleyman Yücel Şenyurt, Kurul Kalesi’nin Helenistik Dönem’in en güçlü alanlarından biri olduğunu vurguladı. Prof. Dr. Şenyurt, Kurul Kalesi’nin en güçlü yerleşim evresinin M.Ö. 120-63 yılları arasında hüküm sürmüş Pontus Kralı VI. Mithradates döneminde tarihlendiğini kaydetti. Bazı buluntular yoluyla değerlendirildiğinde ise Kurul’daki yerleşim tarihinin Mithradates döneminden yüz yıl daha önceye dayandığını vurgulayan Prof. Dr. Şenyurt, “Makedonyalı İskender’in ölümünün ardından başlayan Helenistik Dönem’in Anadolu’daki en önemli krallarından biri olan VI. Mithradates, Roma’nın en büyük düşmanlarından biri olmanın yanı sıra yayılmacı Roma istilası karşısında durabilen Anadolu krallarının da başında gelmekteydi. Kurul’daki yerleşimin dikkat çekici tarafı ise askeri amaçlı taşıdığı fonksiyonun yanı sıra taşıdığı kültsel fonksiyon. Kibele, Dionysos, Apollon, Herme, Pan gibi bronz heykeller bunun kanıtlarıdır.” dedi.

     

Kalenin Pontus Krallığı’nın en önemli krallarından biri olan VI. Mithradates döneminde yapıldığı anlaşılmaktadır. Kalenin askeri amaçlı yapıldığı tahmin edilmektedir. Yüksek bir mevkide bulunmasından dolayı ulaşması zordur ve gelen herhangi bir tehlike kolaylıkla görülebilmektedir. Kale, Romalıların saldırısında çıkan büyük bir yangında yok olmuştur. Bu sonuca yapılan kazılarda Romalıların savaş aletlerinin bulunması ve duvarlardaki yangın izlerinden ulaşılmaktadır.

Günümüze kadar yapılan kazılarda gün yüzüne çıkarılan en önemli eser 2100 yıllık, tahtında oturan ana tanrıça Kibele heykelidir. Heykelin yanı sıra 200-300 merdiveni de gün yüzüne çıkarılmıştır. Kazı esnasında pişmiş topraktan yapılmış kiremitler de bulunmuştur. Kurul Kalesi’nin parçaları incelendiğinde M.Ö. II. ve I. yüzyılda yerleşim olduğu anlaşılmaktadır. Çevre düzenlemesi çok iyi yapılan kalenin etrafında yürüyüş parkurları, oturma alanları, seyir terası ve otopark bulunmaktadır. Ayrıca kalede yer altı tünelleri ve sarnıç bulunmaktadır. Yapılan kazılarda buranın sadece kaleden oluşmadığı, etrafının da arkeolojik açıdan çok verimli olduğu anlaşılmaktadır. Yapılan kazılarda kalenin temel taşlarına ve duvarlarına ulaşıldığı anlaşılmıştır. Kalenin duvarlarını koruma altına alan arkeoloji ekibi önümüzdeki yıllarda duvarların restore edileceğini de söylemektedir. Kalenin tamamının gün yüzüne çıkarılmasının yaklaşık 15 yılı bulacağı düşünülmektedir

Tanrıça Kibele

EFSANELERiN ANA TANRIÇASI KİBELE EFSANESi

Hiçbir mitolojide hiçbir tanrı Ana Tanrıça kadar çeşitli adlarda adlandırılmamıştır. Bu ad ve sıfat çokluğu Ana Tanrıça’nın kaynağı Anadolu’da olmak üzere uluslar üstü bir nitelik kazandığını
kanıtlamaya yeter. Kültepe tabletlerinde adına Kubaba olarak rastlanır, Lydia’da adı Kybebe, Phrygia’da Kybele olarak geçer, Hitit kaynaklarında Hepat diye adlandırılır. “Anadolu’nun en büyük
tanrıçası” olarak da tanımlanabilecek Kybele’nin efsanedeki öyküsü ise kısaca şöyledir:
Kybele, Zeus’un rüyasında gördüğü ve kendisine hakim olamayacak kadar etkileyici bir varlıktır. Aslı tanrıça değildir. Çift cinsiyetlidir. Yani iki cinsi de etkisi altında tutabilecek kadar cazibelidir. Zeus’un rüyası gerçeğe döner ve Kybele ortaya çıkar. Zeus, Kybele’nin tehlikeli olduğunu bildiği için öldürülmesi taraftarıdır. Ama Afrodit ise böyle güzellikteki bir varlığın öldürülmesine asla izin vermez… Sonuçta Kybele’nin erkeklik organı hadım edilir, bu organ düştüğü yerde badem ağacı olur ve
bu ağaç, ilk mahsülde toprağa düşen meyvesinden bir erkek doğar. Erkek doğar doğmaz keçiler arasında kalır ve kendini keçi sanar. Bir çiftçinin bunu fark etmesi üzerine çiftçi ona insan olduğunu söyler ve şart koşup kızıyla evlendirir. Bir süre sonra Kybele kendi parçası olan bu erkeği bulur ve kendi yanına almak ister ama çiftçi vermez. Kybele de hem çiftçiyi hem de kendi parçasını zehirler. Bu olayla Kybele, Amazon kadınlarının temsili olmuştur.

 

BİR CEVAP BIRAK

Please enter your comment!
Please enter your name here