Yönetmenliğe ilk adımını 1990’lı yıllarda atan Icíar Bollaín, zamanla günümüz İspanya sinemasının tanınan simalarından birine dönüştü. Flores de otro mundo (1999), Mataharis (2007) ve Te doy mis ojos (2003) gibi yapımlarıyla tanınan sinemacı, 2010 tarihli También la lluvia filminden beri, sosyal gerçekçi filmleriyle tanınan İngiliz sinemacı Ken Loach’ın senaryo ortağı olarak tanınan Paul Laverty ile beraber çalışıyor.

Bu yazıda, yönetmen-senarist ikilisinin dördüncü ortak ürünü olan Yuli’yi inceleyeceğim. Yapımda, dünyaca ünlü Kübalı dansçı Carlos Acosta’nın ilham verici hayat hikâyesi anlatılıyor. Senaryo Acosta’nın otobiyografik romanı No Way Home‘dan uyarlanmış. Filmin oyuncu kadrosunda ise Carlos Acosta, Keyvin Martínez, Santiago Alfonso, Edlison Manuel Olbera, Laura De la Uz ve Yerlín Pérez gibi isimler yer alıyor.

Carlos, iki kız kardeşi ve boşanmış ebeveynleriyle beraber yaşamaktadır. Carlos dans konusunda çok yeterlidir ve her fırsat bulduğunda sokaklarda arkadaşlarıyla dans etmektedir. Bu durumdan hoşlanmayan babası, işin ciddiye bindiğini anlayınca onu, bölgenin en seçkin dans okullarından birinin seçmelerine götürür. Okula girmeye hak kazanan Carlos sorun çıkarır ve çevresinden göreceği tepkiler yüzünden okulunu değiştirmek istemez. Ailesinin (özellikle de babasının) ısrarıyla girdiği bu yolda ilerledikçe Carlos, danstaki yeteneğini keşfeder.

Sinema sektörünün son yıllarda büyük bir yaratıcılık krizine girdiği su götürmez bir gerçek. Bu buhranlı dönemde sektörü maddi açıdan döndüren en büyük lokomotif süper kahraman filmleriyse, festivalleri ve ödül törenlerini besleyen de biyografik filmler. Vasat ve demode biyografi örneklerinin yağmur misali üzerimize yağdığı bugünlerde, neyse ki köhnemiş türe nefes aldıran az sayıda örnek de vizyonda yerini alabiliyor.

Yuli, biyografinin de alt türü olan ve sinema tarihinde pek az dişe dokunur örneği bulunan dansçı filmi türüne mensup. Yapım, Darren Aronofsky’nin çarpıcı başyapıtı Black Swan’ın (2010) yanına yaklaşamasa da, kimi tercihleriyle kendi alt türünde zorlanmadan iyi bir noktaya varabiliyor. Geleneksel sinema anlayışının dışına çıkılan bazı tercihler bu başarısının en önemli sebepleri.

İlk olarak, filmde hikâyesi anlatılan Carlos Acosta aynı zamanda başrol oyuncularından biri olarak belirlenmiş. Seyir süreci boyunca sık sık Acosta’nın kendi hayat hikâyesini anlatan bir dans gösterisinin prova süreci boyunca yaşadıklarına tanık oluyoruz. Bu süreçte karakter kendi geçmişiyle, tercihleriyle, pişmanlıklarıyla kısacası hayatının dönüm noktalarıyla yüzleşiyor. Lineer olmayan bir kurguya sahip olan yapımda, bu yüzleşme anlarında Acosta’nın çocukluk ve gençlik yıllarını izliyoruz. Bütün bunlar olurken dans gösterisinde yer alan sanatçıların dans performansları da devreye giriyor.

Sıra dışı olduğu söylenebilecek bu tercih, geleneksel ve sadece izleyicilerin duygularını harekete geçiren demode anlayışın uzağında seyrederken tuhaf bir şekilde yine de sinemaseverlere duygusunu eksiksiz aktarmayı başarıyor. Filmin finalindeki oldukça şık çekilmiş uzunca dans sahnesinde Acosta ile birlikte biz seyirciler de duygusal bir katarsis yaşıyoruz.

Yapım, görüntü yönetmenliği anlamında ise görkemli dans gösterileri hariç standart bir çizgi tutturuyor. Nacho Ruiz Capillas’ın elinden çıkan farklı kurgu yapısı ise yazı boyunca bahsettiğim gibi eserin kalitesinin artmasındaki en önemli etken olarak öne çıkıyor. İrili ufaklı rollerde oynayan tüm oyuncular da başarılı ve aksamayan performanslar vermişler.

Yuli, dans filmiyle biyografiyi birleştiren ve türün sevenlerine vadettiklerini vermekte zorlanmayan nitelikli bir yapım.

BİR CEVAP BIRAK

Please enter your comment!
Please enter your name here