Oyunlara gönülden bağlı olan herkesin çocukluğunu süslemiş bir oyun vardır. Belki sadece uzaktan seyredilmiş, belki de komşu çocuğu olarak ayda yılda bir kere deneme şansına erişmişsinizdir o oyunu. Bu oyunlar da her zaman en güzel şekilde hatırlanır. Son zamanlarda çok daha rahat ekipmanlarla, çok daha istekle bir oyunu oynasak bile aklımızın bir köşesinde hep bir anı olarak kalırlar.

 İşte benim de böyle bir hikayem var. Küçük bir kasabanın, küçük bir köyünde yaşamış bir çocuk için kuzenimin bilgisayar alması hayallerime bile sığmayan büyük bir olaydı. Koşturarak bakmaya gittiğimde bu bilgisayarın içinde bir de oyunlar olduğunu görmüştüm. Şaşkınlığımı gizlemedim, çünkü kuzenimle aynı hisleri paylaştığımızı çoktan fark etmiştim. Oyunlar klasörüne tıkladık ve artık karşımızda yeni bir dünya vardı. Call of Duty 2, Max Payne 2… Daha 8 yaşlarında olan biri için Call of Duty oynamak korku demekti. Klavye bende, fare onda oynarken silah seslerinden birbirimize korkuyla sarıldığımız bile olmuştu. O benden daha büyük olduğu için kontrol hep ondaydı. Ben sadece yanında o dünyaya girmek isteyen küçük çocuk olmuştum.

Bir oyun vardı ki… İlk gördüğüm anda hayallerimi süslemişti bile! Sims! Kendi sokağında biraz yalnız bir çocuk olan ben, kendi başıma evcilik oynayabileceğimi fark etmiştim. Nasıl elde edebilirim diye kara kara düşünmeye başlamıştım. Tabii bulamadım. Artık kuzenimin evine uzunca yürüyerek neredeyse her gün gitmeye başlamıştım. Karakter yaratma ekranında kendimi kaybederdim. Para kazanıp yaşamaya çalışırdık. Sims’te telefon çaldığında gökten bebek beşiğiyle birlikte ışıklar içinde gelirdi, Mortimerlerin evine hayran hayran bakar, bir gün bu eve sahip olacağız derdik. –Sonradan benim gibi birçok Sims sevdalısının aynı düşüncelere sahip olduğunu öğrenip çok mutlu olmuştum.-

Sonra birden büyük kuzenimiz elinde Sims 2 ile geldi. Nereden olduğu değil, elimizde olması yeterliydi. Gelişimine hayranlıkla bakıp amacımıza devam ettik. Mortimer evi! Birtakım hileler keşfettik –Motherlode’yi bilmeyen yoktur bence hadi kendimizi kandırmayalım, ama ayıp hile yasak- Mortimer evine kavuştuk, hayaletlerle yaşadık, ek paketlerle oyun bizi kendine daha da bağlamıştı. Ama ben hala misafir çocuğuydum. Hala bir oyun nereden alınır en ufak bir fikrim yoktu, ama artık bilgisayarım vardı! Büyük kuzenime sormaktan utandığımdan her gece bunu araştırmaya başlamıştım. Babam bir gün emeklerime karşılık verdi ve oyunu bana getirdi. Durumu çok olmayan bir aileden gelen ben, o zaman parasını umursamamıştım. -Sonradan ne kadar büyük bir zorluğa giriştiğinin hissi beni gerçekten üzmüştü.-

Küçüklüğümü hatırladığımda, anılarımın büyük bölümünde kuzenim Sims oynarken yanında oturduğumu hatırlıyorum. Oyun dünyasına girip gerçekten bir bilgisayar sahibi olduğumda Steam’de ilk Sims3’ü ve onun üniversite hayatı paketini almıştım. Küçüklüğümün bir hayalini gerçekleştirmiştim ve artık ne zaman oyunu açsam yüzümde içimdeki o çocuğun verdiği küçük bir gülümsemeyle oyunu oynamıştım. Hala ara ara bakarım. Belki bu uzun anıyı buraya kadar bile okumamış olabilirsiniz, belki sizin için öylece bir oyundur ama işte bilirsiniz, şu an burada Sims ile ilgili bir yazı yazmak bile çocukluk hayalimdi. Ve şu an yeniden yüzümde küçük bir çocuğun başarmış gülüşü var. Umarım siz de bir gün içinizdeki küçük çocuğun aptal gibi gözüken isteklerini yargılamadan yaparsınız. Küçüklüğünüzde anı bırakmış o güzel oyunları, o heyecanı yeniden hissederek hatırlarsınız. Bu bir oyun olmak zorunda da değil, küçük dokunuşlar bile hayatınızı çok değiştirecektir.

1 YORUM

  1. Çok güzel bi yazı olmuş bu. Sizden şeyler dinlemek çok daha samimi geliyor. Ben nedense çok duygulandım okurken. Bravo!

BİR CEVAP BIRAK

Please enter your comment!
Please enter your name here