Antik Yunan’da Sokrates’in gözde öğrencilerinden birisi olan Aristokles, atletik vücudu sebebiyle Platon (geniş omuzlu) lakabıyla günümüzde hala tartıştığımız görüşleri ortaya koymuştur. M.Ö. 427 yılında doğup Atina’da “Akademi” isimli felsefe okulunu açan büyük düşünür, aynı zamanda Aristoteles gibi önemli bir düşünürün de öğretmeni olmuştur.

Sokrates’in çalışmalarını o öldükten sonra da devam ettirip, felsefik hayatının ilk dönemlerinde Sokratik diyalogları yazmıştır. Sokrates’in bahsettiği erdemi ve ahlak tanımını dile getirmiş, olgunluk dönemlerinde ise yavaş yavaş kendi felsefi görüşlerini yazmaya başlamıştır. “Gorgias” isimli diyaloğunda artık kendi görüşlerini tamamen ortaya koymaya başlamıştır. Sokrates’in bahsettiği erdemde çok da belirgin cümleler kullanmamış oluşu, Gorgias’da onu belirgin ifadeler kullanmaya yönetmiştir.

Erdemle ilgili tartışmalarda yeterli cevapların bulunmaması, belki de onu “İdealar Kuramı” ‘nı yazmaya iten en büyük sebeptir. İdealarında ilk olarak güzellik, iyilik ve adalet gibi konuları ele almış ve erdemin tanımından, özünden bahsetmiştir. Her duygunun ve durumun bir özünün olduğunu keşfetmeye başlamış, hepsinin özüne ulaşmaya çalışmıştır. Örneğin, tüm utangaç duygularda bulunan ve onların hepsini utangaç kılan şeyin aslında utanma özlüğü olduğunu söylemiştir.

Yavaş yavaş bütün soyut ve somut maddelerin idealarını düşünmeye ve yazmaya, onları araştırmaya ve öğrenmeye başlamıştır. Böylelikle de “İdealar Kuramı” artık konuşulur ve bahsedilebilir bir kuram haline gelmiştir. Duyulur/görülür ve düşünülebilir kavramların hepsinin dünyanın ötesinde, dünyadan bağımsız bir idealar dünyasında olduğunu, bu dünyada olan şeylerin aslında idealar dünyasındakilerin bir kopyası olduğunu söylemiştir. Ama bu ideaların, duyu organlarımızla kavrayamayacağımız şeyler olduğunu söylemiş, sadece düşüncelerimiz ile onlara erişebileceğimizi anlatmıştır. Böylelikle de duyu organlarımız ile kavrayabileceğimiz görünür/duyulur bilgileri, düşüncelerimiz ile kavrayabildiğimiz bilgileri net bir şekilde ayırmıştır.

Bahsettiği idealar dünyasındaki idealar ise mükemmel varlıklardır. Duyguların ve duyuların en doğru özlerinin aslında bu idealar dünyasında olduğunu ve dünyadaki duyguların ve gerçeklerin aslında bu idealar dünyasındaki varlıkların bir kopyası olduğunu söylemiştir. Sanatçı ve edebiyatçı olarak yetiştirilip ustaca şiirler yazmasına rağmen, bu idealar ile sanat dünyasına bir kasırga niteliğinde olan düşüncesi: “Sanat kopyanın kopyasıdır.” ile büyük bir tartışma içeriği yaratmıştır. Peki bu içeriğin aslı nedir?

Platon’a göre dünyanın, idealar dünyasının bir kopyası olduğunu söylemiştik. Dünya üzerinde icraat edilen sanat, Platon’un düşüncelerine göre duyu organlarımızla alıp, kendi beynimizin süzgecinden geçirdikten sonra çıkarttığımız oluşumlardır. Bu çerçeveden sanata baktığımızda da sanat aslında dünyada var olan duyular ve görülerin bizlerin yorumlarıyla ortaya çıkışı, yani dünyanın kopyasıdır. Dünya da idealar dünyasının kopyası olduğundan; sanat aslında kopyanın kopyasıdır.

Peki “İdeal Devlet” denildiğinde Platon için sanatın yeri neresidir? Devlette ve yasalarda; sanatın devlet çıkarlarına uygun kullanılabileceğini savunmuştur. Eğer devletin çıkarına ise, sanatın sansürlenebileceğini söylemiştir. Peki siz ne düşünüyorsunuz? Devletin çıkarına dahi olsa sanat sansürlenmeli midir?

BİR CEVAP BIRAK

Please enter your comment!
Please enter your name here