“Türkü, Türkiye’nin sözlü geleneğinde, bir ezgi ile söylenen halk şiirlerinin her çeşidine verilen ad. Türkü sözcüğü; Türk adının sonuna, ilgi eki olan “î” ekinin getirilmesiyle ortaya çıkmıştır. “Türkî”, Türk’le ilgili, Türk’e özgü anlamında kullanılır. Türkülerin büyük çoğunluğu anonimdir yani ağızdan ağıza söylenirken söyleyeni kaybolmuştur. Türküler bu şekilde halkın malı olmuştur ve halkın her kesimine hitap eden sanatçılar tarafından albümlerde, konserlerde ve canlı performanslarda kullanılan yaygın bir müzik türü haline gelmiştir. Türküler çoğu kez, bir doğa olayı ya da bir kahramanlık karşısında doğar ve yayılırlar. Türküler, doğdukları bölgenin özelliklerini koruyamazlar. Taşındıkları bölgelerde kişilerin, yer adlarının, hatta konuların bile değiştiği görüldüğü için, nerede doğduklarını saptamak güçleşir.” der kaynaklar.

Türkünün naçizane tanımını yapacak olursam “topraktan gelen” diyebilirim. Gerçekten de ne zaman türkü dinlesem ve nerede olursam olayım bir toprak kokusu duyarım. En güzel vazgeçişlerin, unutulamamışların, utangaçlığın ve saflığın temsilcisidir türküler. Hele hele bazı türküler vardır ki ağıdın yakasını bağrını yırttığını hissedersiniz. Bu söze ithafen aşağıda da paylaşacağım “Cemalım” türküsü en güzel örneklerden biri olabilir. Türkiye’de bence türkünün popüler olma süreci Neşet Ertaş’la başlamıştır. Kendisinin ölümünden sonra da iyice oturaklı bir yere sahip olmuştur. Kendisi hayatta iken bize köklerimizi çiçeklendirdiği gibi ölümünden sonra da sağlam bir gövde bırakmıştır. 15. yüzyıl sonralarında yükselişe geçen Aşık edebiyatında en güzel tarzlardan biri de aşık atışmasıdır. İnsanlar birbirine olan kırgınlıklarını sazlarla şarkılarla anlatarak en dostane şeklini oluşturmuşlardır.

Sanırım türkülerin ölümden sonra dahi devam etmesinin temel nedenlerinden biri de topraktan gelip toprağa döndüğümüzde geride bırakılan sanatın devam etmesidir.

Türkülerin en güzel özelliği gerçekten her kuşağı kucaklaması ve inanılmaz derecede geniş bir kültüre sahip olması. Siz o kültürün dilini bilmeseniz dahi hissettiğiniz duygular ortak oluyor. Karasal toprağın sert iklimini yumuşatan; Karadeniz’in yağmurunda, yeşilliğinde kokan; Ege’nin güneşinde ısınan hep aynı gerçek vardır. İşte bu yüzden hangi türküyü dinlersek dinleyelim bizi kucaklayan toprağın varlığını unutmamak gerekir. Tam bu söze uygun olduğunu düşündüğüm için parçayı hemen sizinle paylaşmak istiyorum.

“İnsan memleketini niye sever? Başka çaresi yoktur da ondan. Ama biz biliriz ki; bir yerde mutlu mesut olmanın ilk şartı orayı sevmektir. Burayı seversen burası dünyanın en güzel yeridir ama dünyanın en güzel yerini sevmezsen orası dünyanın en güzel yeri değildir.”

Türküler de bize olduğumuz yerin arşın arşın uzaklarını gezdirir, gösterir, sevdirir; üstelik üzerinden ne kadar zaman geçerse geçsin, dillerde ne kadar acı tatlar bırakırsa bıraksın aynı hissi bize yaşatmaya çalışır. Aslında öyle bir güdüsü yoktur lakin insan bir kere kapıldı mı herkesin yaşadığı ortak hissin tadına siz de varıyorsunuz.

Mevlana, Yunus Emre’den sonra belki de hümanistliğin son temsilcisidir. Gözlerini kaderin bir cilvesi olarak kaybetmiş ama ne pes etmiş ne de isyan etmiştir. Gözler yalan görür güzel, göynüm görür sever seni.

Aşık Veysel – Uzun ince Bir Yoldayım

Dünyaya geldiğim anda
Yürüdüm aynı zamanda
İki kapılı bir handa
Gediyorum gündüz gece

Neşet Ertaş, mütevazılığın şekil bulmuş halidir. Kadınlar insandır; biz insanoğlu.” dediğinde kimseyi yermeden sade bir sözle her şeyi anlatmayı başarmıştır.

Neşet Ertaş – Neredesin Sen

Bütün dertlerim anlayıp gönlümü bilen
Sanki kalbimi bilerek yüzüme gülen
Göynüm hep seni arıyor neredesin sen
Sanki kalbimi bilerek yüzüme gülen
Göynüm hep seni arıyor neredesin sen

Aşık Mahzuni Şerif – Han Sarhoş Hancı Sarhoş

Mahzuni yıldızım aylar içinde
Bağlamışım zülfü yaylar içinde
Yüzemez yunuslar çaylar içinde
Deniz vurgununun yaresi bir hoş

Erkan Oğur – Bülbülüm Altın Kafeste

Bülbülüm altın kafeste aman
Öter aheste aheste
Ötme bülbül yarim hasta aman
Ah neyleyim şu gönlüme
Hasret kaldım sevdiğime
Ben sana aldanamam yarim ben sana dayanamam

Musa Eroğlu – Mihriban

Yar deyince kalem elden düşüyor
Gözlerim görmüyor aklım şaşıyor
Lambada titreyen alev üşüyor,
Aşk kâğıda yazılmıyor Mihriban
Lambada titreyen alev üşüyor,
Aşk kâğıda yazılmıyor Mihriban

Erdal Erzincan – Gitme Turnam

Pir Balım Sultana Benzersin Durnam
Yörüde Dilber Yörü Canana Yörü
Durnam Gökyüzünde Pervane Döner
Dertli Aşıklara Badeler Sunar
Aşıkların Senden İnayet Umar
Tabibe Lokmana Benzersin Durnam
Pir Balım Sultana Benzersin Durnam

Erdal Erzincan – Çeke Çeke

Kardeş Türküler – Çeşm-i Siyahım

İşte gidiyorum çeşmi siyahım
İşte gidiyorum çeşmi siyahım
Aramızda dağlar sıralansada, sıralansa da
Sermayem derdimdir ey dost servetim ahım
Karardıkça bahtım bahtım karalansada

Söz-Müzik: Aşık Mahzuni Şerif

Bir not düşmek istiyorum Vizontele’nin müziklerini Kardeş Türküler yapmıştır. İçlerinde beni en çok üzen parçayı sizinle paylaşmak isterim. Ayrıca beni bu zamana kadar bu kadar derinden etkileyen bir parça yoktur. Daha önce bu filmin müziklerini dinlemediyseniz tavsiye ederim.

Kardeş Türküler – Pawanekani (Vedalaşma)

Sabahat Akkiraz – Kerbela

Hüseyin attan düştü sahra-ı kerbelaya
Cibril kurban haber ver sultanı en biyaya
Yektir Ali tektir Ali Ali şahtır Ali
Ali Ali cansın Ali, Ali Ali yar Ali

Nuray Hafiftaş’ı ilk tanıdığımda “Yeşil Başlı Gövel Ördek” türküsünü seslendiriyordu. Sonra o söylediği türkü hayatımın hala içerisindedir. Çok eski zamanlarda Ardahanlı olan Nuray Hanım’la ilgili bir belgesel izlemiştim. O yörelerde yeni doğan çocuğun sesi güzel olsun diye yine sesi güzel olan biri gelir ve ağzına hafifçe tükürürmüş. Nitekim Nuray Hanım’ın babasının sesi çok güzelmiş ve ağzına da babası tükürmüştür.

Nuray Hafiftaş – Eyvah Gönül

Zaten Senin Derdin Bitmez
Dertsiz Günün Hoşa Gitmez
Az Dert Çekmek Sana Yetmez
Dağlar Kadar Olmuş Gitmiş

Söz: Aşık Garip Bektaş 
Müzik: Nuray Hafiftaş

Cengiz Özkan – Kırmızı Buğday Ayrılmıyor Sezinden

Kırmızı buğday ayrılmıyor sezinden
Mevlam Mevlam versin güzelleri gencinden
Kim ayrılmış ben ayrılam eşimden
Yörü yörü dilber salma saçın sürünsün
Açıver açıver cepkenini elmas gerdan görünsün

Nurettin Rençber – Eski Yara

Eski yara eski yara
Kapanmaz eski yara
Sinesine sürer mi
Geri dönsem eski yara

Türkülerin hikayelerinin çok fazla örnekleri bulunmaktadır. Doğruluk bakımından hangisinin doğru olduğu ise kesin değildir. Lakin şöyle bir durum vardır; kulaktan kulağa gelen hikayeler sadece şekil değiştirerek aslına uygun biçimde devam ederler. Bu nedenle hikayelerin yanlış olduğu söylenmemelidir.

Eski dönemlerden birinde, Çoruh Nehri’nin kıyılarında yaşayan Kıpçak beyinin sarı saçlı kızı vardır. Erzurumlu bir genç Kıpçak beyinin kızına aşık olur. Hem Erzurumlu gencin ailesi hem de Kıpçak beyi karşı çıkar bu sevdaya. Kavuşmalarına engel olurlar. Erzurumlu genç ise sevdasının peşinden gitmeye kararlıdır. Sevdiği Kıpçak kızına şiir yazar ve daha sonra kızı kaçırır. Kaçan iki sevdalı gencin peşine Kıpçak beyinin adamları düşer. Kovalamaca sonucunda Erzurumlu genç, beyin adamları tarafından öldürülür.

Erzurum çarşı pazar leylim aman aman
Leylim aman aman sarı gelin
İçinde bir kız gezer oy nenen ölsün sarı gelin aman
Sarı gelin aman sarı gelin aman suna yarim
Elinde divit kalem leylim aman aman
Leylim aman aman sarı gelin

Şu zamana kadar belki de bu türküyü en güzel söyleyen kişi Şükriye Tutkun’dur.

Türkünün hikayesinde ise birbirini çok seven Halime ile Recep anlatılmaktadır. Annesinin zoruyla ağanın oğlu İsmail ile evlenmeye zorlanan Halime’nin düğününü Recep basar ama bu girişim başarısız olur. Daha sonra ağanın oğlu İsmail, Recep’ten kurtulmak için çatışmada öldüğü yalanını yayar. Bu habere derinden üzülen Halime, o gün kendini Arda Nehri’ne bırakır ve daha sonra gelinliği nehrin kenarında bulurlar. Bu haberi duyunca Recep, Halime’nin yokluğuna dayanamaz ve o da kendini sevdiğinin kollarına bırakır gibi Arda Nehri’ne bırakır.

Şükriye Tutkun – Arda Boyları

Ah anneciğim ah anneciğim yaktın ya beni
Şu genç yaşta denizlere attın ya beni
Alıverin feracemi anneciğim diksin
O gıymatlı İsmail’e kendisi gitsin
Ah anneciğim ah anneciğim yaktın ya beni
Şu genç yaşta denizlere attın ya beni
Uy uyan Recebim senin olayım
Ardalar aldı ya nerde bulayım
Arda boylarına ben kendim gittim
Dalgalar vurdukça can teslim ettim

Karadeniz türkü anlayışının da akla gelen ilk ismi olan Kazım Koyuncu’dur. Kendisi yaşarken pek fazla popüler değildi ama Karadeniz kültürünü yaymak için elinden geleni yapmış ve bunu da başarmıştır. Karadeniz türkü kültürüne yeni bir soluk getirmiş ve çok güzel bir yol açmıştır. Açtığı yoldan da birçok kişi ondan ilham alarak yoluna devam etmektedir.

Kazım Koyuncu – Narino

Hey hey, ben deli oldum deli narino
Ben deli oldum deli narino
Hey hey, tutun bağlayun beni narino
Tutun bağlayun beni narion
Hey hey, gideyirum buradan narino
Gideyirum buradan narino

Karmate – Başundaki Çemberun

Başundaki çemberun
Kıyılari bağlama
Bu benum turkilerum
Türki değil ağlama

2 Temmuz 1993 tarihinde Pir Sultan Abdal Şenlikleri için gittiği Sivas’ta son konserlerini vermiştir ve Madımak Oteli’nin yakılması sonucu 34 kişi ile birlikte hayatını maalesef kaybetmiştir.

Hasret Gültekin Güle Yel Değdi

Bir Bak Şu Göğe
Umut Doludur
Bulandı Kana
Zulüm Yoludur

Ürgüp’ün Karlık Köyü’nün eşrafından ve varlıklı bir ailesinden olan Cemal, kalleşlikle öldürülür. Herkesçe sevip sayılan Cemal’ın ölümüne yanmayan kalmaz. Eşi Şerife acılarını yaktığı ağıtla hafifletmeye çalışır. Yetim kalan oğlu Mustafa da, birkaç yıl sonra hasat zamanı bir atın tepmesi sonucu ölmüştür.

Kubat – Cemalım

Cemalım cemalım algın cemalım
Al kanlar içinde kaldın cemalım
Cemalım cemalim aslan cemalım
Al kanlar içinde kaldın cemalim

Zara – Eklemedir Koca Konak

Eklemedir koca konak ekleme (aman aman)
Nazlıda yarim yine yine geldi aklıma
Nazlıda yarim yine yine geldi aklıma
Nasıl edeyim başımdaki sevdaya (aman aman)

Zara’nın en çok sevdiğim albümlerinden bir tanesi olan Zara ve İstanbul Flamenko 5’lisi işbirliği ile yaptığı şarkısını paylaşmayı bir görev olarak üstleniyorum. Albümdeki bütün türküler flamenko tarzında söylenmiş ve gerçekten de on numara beş yıldız bir albüm olmuştur.

 

Ayfer Vardar – Gide Gide Bir Söğüde Dayandım

Yüce dağlar size var mı zararım zararım
Yar yitirdim uğrun uğrun ararım gelin ararım
Ben o yari her gelenden sorarım sorarım
Güvendiğim dağlar elime geldi elime geldi

Aynur Doğan – Dar Hejiroke

Hejîra me reşe
Lêlêlê lêlê lêlê
Delala me reşe
Darhejîrokê
Xemrevînokê

İncirimiz karadır,
Lêlêlê lêlê lêlê
Güzelimiz esmerdir
İncir ağacısın
Gam götürensin

Bu şarkı sanıyorum ilk olarak Şener Şen, Meltem Cumbul ve Timuçin Esen’in oynadığı 2004 yapımı Gönül Yarası filminde duyuldu. İyi ki de duyuldu.

-Kürtçe biliyor musun?

-Hayır

-O zaman neden ağlıyorsun?

-Abi bu türküye ağlamak için Kürtçe mi bilmek gerek.

Özge Öz Erdoğan (Ahuzar) – Kırandan Aşan Aydur

Oy dere derin dere
Derman ol derdimize
Mevlam (Allah) sabırlar versin
Sevdiğim ikimize 

Şimdi size çok sevdiğim Turnam Gidersen Mardin’e türküsünün farklı versiyonlarını göstermek istiyorum. Gerçekten hepsi de birbirinden güzel ama benim en çok sevdiğim Ayfer Vardar’ın söylemiş olduğudur. Hareketli olan umut dolu, ağır havaya sahip olan ise gerçekten hasret kokuyor.

Turnam gidersen Mardin’e
Turnam yare selam söyle
Karlı dağların ardına
Turnam yare selam söyle

Turnam gidersen Aktaş’a
Karlı dağlar aşa aşa
Hem kavime hem kardaşa
Turnam yare selam söyle

Hakan Yeşilyurt – Acıya Gülmek

Biliyorum sen yine
Parmak uçlarında üşüyorsun.
Aramızda kıvrılıp yatan uzaklığa inat, ayaklarınla kasıklarımın kasırgasını,
Ellerinle yüreğimde yaktığın ateşi düşlüyorsun.
Sularımız sızıp karışıyor ay karanlıkta
Ve çırılçıplak bir ırmağa dönüşüyoruz yatağımızda.
Apansız pencerende gülümsüyor güneş, ne güzel!
Bütün parmakların tıkır tıkır işliyor.
İştahla biliyorsun, yaşamaktır aşk
Geceyle gündüzün sessiz geçmişimdir bir uyku boyunda
Delice bir yangın parmaklarının buzulunda
Ah şahrud!
Her yerimiz nasıl da şaşırıp kalmaya istekli!

“Mendilimin Yeşili” ve “Bir Fırtına Tuttu Bizi” Rum türküleridir. Mübadele sonrası ait olduğu topraklara dönmek zorunda olanların yaktıkları ağıttır. Bir insan ya da bir toplumun kendini ait hissettiği topraklarından köklerinden koparılmak zorunda olduğu dönemlerin hüznünü anlatır bize.

Melisa Karakurt – Bir Fırtına Tutttu Bizi

Bir Fırtına Tuttu Bizi Deryaya Kardı
O Bizim Kavuşmalarımız A Yarim Mahşere Kaldı
O Bizim Görüşmelerimiz A Yarim Ahrete Kaldı

Yeni Cezve Yeni Cezve Kaynar Kaynamaz Oldu
O Benim Nazlı Yarimin Dilleri Söyler Söylemez Oldu

Nezahat Bayram – Mendilimin Yeşili

Aliye Mutlu – Mendilimin Yeşili

Mendilimin yeşili
Aman aman
Ben kaybettim eşimi
Al bu mendil
Sende sende kalsın
Sil gözünün yaşını

Hikayesi hala dilden dile dolaşan ve gerçekten yürekleri dağlayan “Ah Bir Ataş Ver” türküsü; tarih 4 Nisan 1953, saat 02:15, yer de Çanakkale Boğazı Nağra Burnu açıklarıdır. Dumlupınar denizaltısı, Nağra Burnu açıklarında İsveç bandıralı Nabuland Şilebi ile çarpışır. Başından aldığı şiddetli darbe ile Dumlupınar birkaç saniye içinde sulara gömülür. Gemideki 81 kişilik mürettebattan sağ kalan 22 kişi, geminin arka bölümündeki torpido dairesine sığınır. Mahsur kalanların su yüzüne fırlattıkları telefon şamandırasıyla gemi ile irtibat sağlanır. Sağ kalan 22 kişiyi kurtarmak için herkes seferber olur. Bu arada oksijeni idareli kullanmaları için, gereksiz yere konuşmamaları, şarkı türkü söylememeleri ve sigara içmemeleri konusunda uyarılar yapılır. Ancak saatler süren kurtarma çalışmalarının sonunda, umutların tükendiği anda karanlıkta bekleyen 22 kişiye, her şey yine aynı sözcüklerle anlatılır; konuşabilirler, türkü söyleyebilirler ve hatta sigara bile içebilirler komutu gelir. Daha sonra ise bu türkü sonsuza kadar dillerde kalır.

Ah bir ataş ver
Cigaramı yakayım
Sen sallan gel
Ben boyuna bakayım
Uzun gemilerin direği
Çatal olur efelerin yüreği
Ah yanık olur anaların yüreği
Ah vur ataşı gavur sinem kor yansın
Arkadaşlar uykulardan uyansın
Uzun olur gemilerin direği
Çatal olur efelerin yüreği
Ah yanık olur anaların yüreği

Bir Çerkez ağıdı olarak da bilinen türkü Şamil ile Janset’in arasındaki umutsuzluğu anlatır. Sözleri olmamasına rağmen türkü baştan sona anlatır çoğu şeyi. Hikayesi ise; köy köy dolaşarak düğünlere giden ve akordiyon çalan Şamil’in bir düğünde Janset ile tanışması ardından, Şamil uzun bir süre Janset’i köy köy arar ve bulduktan sonra Janset’i babasından ister. Lakin babası kızını akordiyon çalan ve soylu olmayan birine vermek istemez ve Şamil umutsuz bir şekilde geri döner. Daha sonra Janset’in güzelliğini duyan bir Rus çarı kızı babasından ister ve babası da onu verir. Şamil’i yine bir düğünden çağırırlar lakin oraya vardığında düğünün gelinin Janset olduğunu görünce kendinden geçer. Düğün sahibi ona bir şeyler çalmasını isteyince duygularını bu türkü ile göstermiştir.

Şimdi sizlere en sevdiğim türkülerden birini paylaşmak istiyorum. Iğdır yöresinde çoğunlukla Azeriler yaşamaktadır. Bu nedenle şarkıların şivesi de Azeri’dir. TRT’nin “Doğum, Düğün, Ölüm” belgesinde ölüm konusunda Iğdır yöresinin ölüm bayramını izlemiştim. Ölenin yakınları ne kadar uzakta olursa olsunlar o hafta içerisinde gelerek ölülerini ziyaret ediyor ve mezarlıklara şeker bırakıyorlar. Daha sonra o şekerleri çocuklar topluyor.

Beril Güzel – Iğdır’ın Al Alması

Iğdır’dan Alma Aldım Ay Balam
Yarimi Yola Saldım
Yar Gedenden Sonra
Ayva Gibi Sarardım

 Ölürem Yar, Yetimem Yar 
 Yetimem Yar Yar Ay Balam
 Ayı Sevirem Yar Sevirem 
 Yar Sevirem Yar Yar

Eğer bu yazının sonuna kadar geldiysen unutma; ayrımın olmadığı bu sanat dalında kardeşlik için dinle, söyle!

 

 

 

 

 

BİR CEVAP BIRAK

Please enter your comment!
Please enter your name here