Macar yönetmen Benedek Fliegauf‘un en önemli uzun metrajı olan Womb, sık sık etik tartışmalara konu olan klonlamayı yeni bir perspektiften sunan ve izleyiciyi rahatsız edici sorgulamalara yönelten bir özelliğe sahip. Az diyaloğa sahip, suskunlukların çığlığa dönüştüğü, insanın kalbini daraltan bir filmle karşı karşıyayız.

Filmin hikâyesine kısaca değinecek olursak; sessiz-sakin bir kasabada büyükbabasıyla kalan Rebecca (Eva Green), yalnız geçirdiği vakitlerin sonunda Tommy (Matt Smith) ile karşılaşır ve aralarında ergenliğin başlarında yaşanan masum bir aşk filizlenir. Oyunlarla, iyi anılarla geçen bugünler, Rebecca’nın annesiyle beraber Japonya’ya taşınmasıyla son bulur. Yıllar sonra eğitimini tamamlayıp kasabaya geri dönen Rebecca, Tommy ile yeniden birleşir. İkisi, aktivist bir eyleme yol alırlarken Tommy bir kaza geçirir ve hayatını kaybeder. Nihayetinde Rebecca, klonlama yöntemiyle büyük aşk Tommy’yi yeniden doğurmaya karar verir.

Öncelikle filmde, ne kadar az diyalog kullanıldığından söz etmeliyiz. Bu tercih, kasabanın sessizliğiyle örtüşürken, filmin içeriğini de besliyor. Etik açıdan oldukça tartışmalı bir konu olan klonlama, üzerine çok konuşulmayan ancak yakınlarını kaybetmenin acısıyla, bu ahlâki meseleyi bir kenara atan insanların yaşadıkları suskun çatışmayı, diyaloğun azlığı ile betimliyor. Böylelikle, yazının henüz başında belirttiğimiz ”suskunluğun çığlığını” filmin her dakikasında hissedebiliyoruz.

Filmin henüz başında, Rebecca ile Tommy tanışırken Tommy, Rebecca’nın armudundan ısırıklar alarak, ortak paylaşılacak bir yaşama dair seyirciye işaret veriyor. Daha sonra o armudun karardığını görmemiz ise, geleceğin getireceği olumsuzlukları bize sezdiriyor. Aynı zamanda Tommy’nin beslediği salyangoz, kasabadaki durağan yaşamın bir metaforu olarak karşımıza çıkıyor. Tommy salyangozu Rebecca’nın evine getirdiğinde, salyangozun ilk kez başka bir yer gördüğünü söylüyor. Bu aslında, denize aşık Tommy’nin denizden başka bir şeye tutulduğunun göstergesi. Rebecca kasabadan ayrıldıktan sonra ise salyangoz kabuğuna çekiliyor. Bu da Tommy’nin, Rebecca yokken nasıl kendi içine kapanık bir yaşam sürdüğünü işaret ediyor.

Rebecca, Japonya’dan döndükten sonra Tommy ile yeniden karşılaşıp aşkına kaldığı yerden devam ediyor. Tommy’nin daima taşıdığı çocuksu ruh, Rebecca’yı sarıp sarmalıyor. Ancak başlarına gelen kaza yüzünden mutlulukları uzun sürmüyor. Kaza sahnesinde Eva Green, yalnızca bakışlarla feryat edilebileceğine dair harika bir örnek veriyor izleyiciye.

Bu acı olaylar yaşandıktan sonra Rebecca, Tommy’yi klonlama yöntemiyle doğurmaya karar veriyor. Bence, filmin en dahice anlarından biri Rebecca’nın buna karar verediği an. Rebecca, Tommy’nin mezarının başındayken çiçeğin polenlerine dokunuyor. Polen bilindiği gibi, çiçeklerin erkek organlarının ürettiği spermlere verilen ad ve arılar, polenleme yoluyla başka bitkileri de dölleyerek çiçeklerin üremesini ve meyve vermesini sağlıyor. Filmdeki bu polen göstergesi sayesinde, klonlamanın yöntemi tek bir görüntüyle seyirciye aktarılmış oluyor. Daha sonra Rebecca’nın, Tommy’nin ölü bedeninden parça alma izniyle Tommy’nin ailesinin karşısına çıkması bu anlamı pekiştiriyor.

Rebecca, Tommy’yi doğurduktan sonra ise artık filmin odaklandığı etik problemler ortaya çıkıyor. Spoiler olmasını istememem nedeniyle filmin geri kalanı üzerine detay vermektense, bu etik sorgulamaya dair bazı fikirlerimi yazmakla yetineceğim.

Rebecca aşık olduğu insanı doğurarak, ”artificial insest” durumunu yaşıyor. Rebecca henüz çocuk olan Tommy’ye karşı dahi, aşk duygularını bastıramıyor. Bunun en önemli nedeni, aşklarının çocukluktan başlaması ve Rebecca’nın aşık olduğu insanı karşısında görmesi. Ancak bu durum, yetişkin bir kadın ile erkek çocuğu arasında huzursuzluk verici bir ensest ilişkinin gerilimini içeriyor. Aynı zamanda, klonlama yöntemiyle daha da kuvvetlenen bir Oedipus kompleksi resmediyor. Freud’un teorisinde geçen, oğlan çocuğunun annesine duyduğu gizli cinsel yakınlık, Womb’ta, anne figürünün de çocuğa duyduğu açık cinsel istekle iyice tuhaf bir hâl alıyor. Oedipus kompleksinin erkek çocuklarının karakter oluşumunda önemli bir rolde olduğunu göz önünde bulundurursak, Rebecca’dan Tommy’e doğru akan cinsel isteğin, Tommy’nin karakterinde ne gibi hasarlara yol açacağını tahmin etmek zor değil.

Filmin değindiği bir başka mesele ise ruh sorunu. Klonlamaya dair büyük yanılgılardan birisi, klonlanan kişinin tamamen aslı gibi olacağının varsayılması. Burada atlanan nokta, insanın karakterinin oluşmasında genetik faktörler kadar çevresel etkilerin de çok büyük yer tutuyor olması. Filmde Rebecca, doğurduğu Tommy’nin hayatını kaybeden Tommy ile birebir özelliklere sahip olması beklentisini taşıyor. Hatta bu özellikleri test eden bazı davranışlarda da bulunuyor. Üzerine tartışılması gereken bir şey olan ”Klonlar özgür bireyler midir?” sorusu akıllara geliyor çünkü, klonlamanın istismar edilmeye çok müsait bir uygulama olduğunu filmde açıkça görebiliyoruz. Dolayısıyla film, bu uygulamanın ancak bu ahlâki temeller atıldığında, yaşam hakkına müdahale edilmediğinde uygun olabileceğine dair felsefi fikirler sunuyor.

Son olarak ise klonlamayla beraber hamilelik kavramının nasıl değişime uğrayacağı yönündeki altmetine gelmek istiyorum. Filmin bir bölümünde Meryem Ana figürünü andıran Rebecca, erkek cinsiyetinin üremedeki rolünde güç kaybetmesine yol açacak olan klonlama yönteminin, aile yapısındaki olası değişimlerine işaret ediyor. Çünkü böylelikle cinsel ilişki yaşanmadan, erkek bireyden yalnızca bir parça alınarak, her kadın dilediği insanı doğurma hakkına sahip olacak. Bu, sosyolojik bir sorun olmasının ötesinde, evrimsel bir soruna da yol açıyor. Çeşitlilik oluşturmak üzerine programlanmış doğaya edilen yapay müdahale, zaman içinde gen çeşitliliğini azaltarak uzun vadede olumsuz bir evrimleşmeye de yol açabilir.

Yazıyı bitirmeden önce filmin görüntü yönetmeni Peter Szatmari’ye bir parantez açmak istiyorum. Filmde kullandığı renkler ve kadrajlarla kasabanın sakinliğini, karakterlerin iç durumlarının görsel olarak yansıtılmasını çok iyi bir biçimde başaran Szatmari, filmi sinematografik olarak çok üst seviyeye çıkarıyor.

 

 

 

BİR CEVAP BIRAK

Please enter your comment!
Please enter your name here