Freaks and Geeks, Girls, Knocked Up ve The 40 Year Old Virgin gibi hayatın içinden ve komik filmlerin yapımcısı olan Judd Apatow‘un bu seferki eseri Love, 2016 yapımı bir Amerikan komedi dizisi. Community dizisinden tanımış olduğumuz Gillian Jacobs ve Paul Rust‘ın başrollerini paylaştığı dizinin 3 sezonunu da Netflix’te izleyebilmek mümkün.

Bu Dizide “Kaçan Kovalanır” Gibi Klişelere Yer Yok!

Love, ilk bölümden itibaren izleyeni şaşırtacak bir dizi olmasını, özenle oluşturulmuş karakterlerine ve “kaçan kovalanır” gibi basit klişelere yer vermemesine borçlu. Hiçbir zaman bir sonraki bölümde ne olacağını tahmin edemeyeceğiniz bu dizide, kendinizden birçok parça bulabilmeniz mümkün olacak çünkü “sempatik erkek” ve “hoş sohbet sevimli kız” gibi kalıplaşmış karakter kavramları delinmiş. Kişilerin mental sağlıklarına, yaşam stillerine, hem iyi hem kötü yanlarına değinilmiş. Böylece yapaylıktan uzak saf bir komedi kavramına yaklaşılmış.

İzleyici, olay örgüsünde romantik komedi klişeleri görmediğinde daha çok bağlanıyor diziye aslında. Çünkü gerçek hayatta “erkek kıza körkütük aşık olur, sonra problem çıkar, ardından erkek kıza beklenmedik büyük bir romantik jest yapar ve sonsuza kadar mutlu olurlar” hikâyesi işlemiyor. Aksine mental sağlığımız, ailemiz, hayata bakış açımız, seçimlerimiz ve kişiliğimizle yaşıyoruz ilişkilerimizi. İşte tam da bu nedenle “Love” izlenmeye değer bir dizi. Kişilerin kötü seçimlerinden dolayı cezalandırıldığı, toplumla olan ilişkilerinin romantik ilişkilerine yansıdığı ve aşkı her yanıyla ele alan bir kurguya sahip. İki demet çiçeğin ve bir özür pankartının tüm sorunları çözemeyeceğini anlatmayı amaçlamış bir yapım.

Mental Sağlık ve Aşk İlişkisi

Mickey (Gillian Jacobs) ve Gus (Paul Rust), gerçek hayatta karşılaşmanızın mümkün olduğu tiplerden. Gus “inek” olarak adlandırdığımız sessiz, fazla utangaç, kişisel alanından çıkmayı tercih etmeyen ve çok izlenmeyen eski yapım filmlere şarkılar yazmayı hobi edinmiş bir adam. Mickey ise aksi, bencil, seks-aşk bağımlısı olan ve bu yüzden ilişkilerinde sürekli çuvallamış sıradan bir kadın. Tanışma hikâyeleri birbirlerine ansızın çarpmalarıyla gerçekleşmiyor. İlk görüşte aşık da olmuyorlar. Aksine, yorucu biten ilişkilerinin ardından toparlayamadıkları hayatları çakışıyor.

Dizinin en iyi tarafı ise ilişkilerin çoğunun Mickey’nin mental dengesizliklerinden ve bağımlılıklarından ilerlemesi. Yalnızca Gus ile değil; komşularıyla, ev arkadaşıyla ve iş arkadaşlarıyla yaşadığı her şey Mickey’nin bağımlılığının bir sonucu. Çuvalladığı ve kendini kaybettiği anlar, Amerika’da yaygın olan müdahale toplantılarına katılma süreci, kendini toparlamaya çalışırken zarar verdiği insanlar… Bu sürece tanıklık ederken asla sıkmayan ve garip durmayan şakalarla izleyiciyi güldürebilmek de dizinin en çok takdir edilmesi gereken tarafı.

Dizinin kişilere, ilişkilere ve akıl sağlığına böylesine gerçekçi bir yaklaşımda bulunmuş olması dizinin orijinalliğini koruyan etkenlerden. Ve neredeyse ilk defa bir dizide mental rahatsızlıkların romantikleştirilmeden, tüm çıplaklığıyla anlatıldığını görebilmek mümkün. Klasik aşk dizilerinin sıkı bir takipçisi değilseniz, bu diziye bir şans vermelisiniz!

BİR CEVAP BIRAK

Please enter your comment!
Please enter your name here