Distopik bir geleceği konu alan “Biz” çoğunlukla totaliter ve özgür istemi kısıtlayan, yok eden iktidarları betimleyen romanların ilk örneğidir. Yevgeniy Zamyatin tarafından yazılan bu kitabın mirası, Hayvan Çiftliği, 1984, Cesur Yeni Dünya, Fahrenheit 451 gibi başarılı yapıtlarla çok çok ileriye taşınmıştır. Roman en gelişmiş sistemin bile daha iyi bir alternatifi olduğu iddiasını kendisine temel alır. Kitabın merkezinde ise ilkel insan ruhunun rasyonalize, mekanize ve acısız bir dünyaya karşı başkaldırısı bir devrim niteliğinde yer alıyor.

Kitap 26. yüzyılda mutlak otoriter bir düzeni anlatır bizlere. İnsan doğadan ve benliğinden koparılmış, “Biz” haline getirilerek toplumun sıradan bir parçası halini almıştır. İnsanların bireyselliği topluma atfedilmiş, bireyler tekil şahıs olarak değil, toplumun sıradan bir parçası olarak görülmüştür. Düzenin ve güzelliğin sadece özgürlüğün olmadığı bir ortamda, matematiksel mantığın sınırlarında var olabileceği düşüncesi süregelmektedir. Bu düşünceye göre mutluluk ile özgürlük bir arada olamayacaktır ve mutluluktan feragat edilmiştir.

“Ve mutluluk … Sonuçta, arzular bize eziyet ediyor, değil mi? Ve açıkça, mutluluk artık ortada bir tane dahi arzu olmadığında ortaya çıkıyor…Mutluluğu her zaman artı bir işaretle ilişkilendirmek ne hata, ne saçma önyargı. Elbette mutlak mutluluk eksi bir işaret taşımalıdır mutluluk, ilahi bir eksi. “

Toplum gelişmiş, bilim ilerlemiş üstelik uzay yolculuğu mümkündür artık. Her ne kadar gelişmiş bir medeniyet de olsa içi boş olan insanlarla doludur bu toplum. İnsanların özgür iradeleri ellerinden alınmış, yerine görevler ve hedefler konmuş, nihai mutluluğa rasyonel düşünce ve sayılar sayesinde ulaşmayı hedefleyen bu toplumda hayal kurmak ise ruhsal bir hastalıktır.

Matematiksel düzenin hüküm sürdüğü “Tek Devlet” adı verilen, “Hayırsever- bazı çevirilerde Velinimet” olarak anılan bir kişi tarafından yönetilen bu toplumda, yaşantının her detayı sayıların mutlak güvenilirliğine ve kesinliğine emanet edilmiştir. Hatta insanlar bireyselliklerini o kadar kaybetmişlerdir ki isimlerle değil sayılarla anılmaktadırlar.

Saydam cam duvarlar arasında yaşayan insanların her anı sistem tarafından Gardiyanlar olarak adlandırılan siyasi polisler sayesinde denetlenmekte, insanlar aldığı izinler sayesinde perdelerini indirip cinsel ilişkiye girebilmekteler. Biz ise olayları anlatıcımız olan D-530’ün yazdığı günlük sayfaları üzerinden takip ediyoruz. D-530, yeraltı direniş hareketinin bir üyesi olan dişi bir numaraya aşık olur(tabii aşık olmak da yasalara aykırıdır.) Sevginin yarattığı dalgalanmalar sayesinde içinde insanlara özgü içgüdülerinin varlığını koruduğunu anlar ve artık benliğinin farkına varan kahramanımızın özgürlük ve mutluluk arasında bir seçim yapması gerekmektedir. Acaba D-530 insansı duygulara kucak açıp doğanın bir parçası mı olacak, duygularla başa çıkamayıp otoriter yönetimin altında özgürlüğünden ödün verip benliğini topluma mı atfedecek?

Zamyatin’in Biz’i ardından gelecekler için büyük bir dayanak noktası olmuştur. Bu kitabı farklı kılan özelliği ise otoriterliğe bakış açısındaki devrim niteliğindeki sorgulamalar, başkaldırışlardır. Okurken bir çok konuyu sorgulatabilen, satır aralarında verdiği mesajlarla sizi düşünmeye zorlayacak, üzerine düşünerek cevaplandıracak yeni soru işaretleri kazanmanızı sağlayacak bu kitabı okuduğunuzda kendinize güze bir hediye vermiş olacaksınız.

“Kötü bir yoldasın. Öyle görülüyor ki içinde bir ruh oluşmuş.”

Bir ruh? O antik,garip, çoktan unutulmuş sözcük.. Biz bazen ruhsuz, ruh yıkıcı gibi sözcükler kullanırız; ama sözcüğün kendisini, ‘ruh’u yalnız başına kim kullanabilir?

“Bu… çok tehlikeli midir?” diye mırıldandım.

“Tedavi edilemeyecek halde!”

İyi okumalar..

BİR CEVAP BIRAK

Please enter your comment!
Please enter your name here