Kıta Avrupasının Felsefe ile Tanışması: Ortaçağ Felsefesi

Kıta Avrupasının Felsefe ile Tanışması: Ortaçağ Felsefesi
  • 8
    0
    0
    0
  • Felsefe alanındaki çalışmalar genellikle Ortaçağ’a kadar Helenistik özellik taşımaktaydı. Yani günümüz Yunanistan’ı ve çevresinde etkiliydi. Özellikle de Hristiyanlık nedeniyle düşünce konusunda büyük bir baskı altında olan Avrupa’nın felsefe ile tanışması ve onu benimseyerek kümülatif hale getirmesi Ortaçağı buldu. Bu yüzyılın felsefesi olan skolastik, özellikle Aristotales’in felsefesini, Hristiyan düşüncelerle birleştirerek büyük felsefi bir sistem geliştirdi. Aristo felsefesinin benimsenme nedeniyse, Platon'nunkinden daha kesin olarak düşünürleri bilgeliğe yönlendirir durumuda olmasıydı. Bunun anlamı, salt Tanrı'yı bilmeye çalışmamak, olgular dünyasıyla da ilgili olmaktı. Bu felsefede, gerçekte var olan manayı akılcı nedenlerle kavrayıp anlaşılır hale gelmesi amaçlanmıştır. Patrikler inancı, kutsal kitaplardaki bilgiler ve İsa ile havarilerinin verdikleri mesajlarda buldular. Onların bu düşünce sistemindeki görevleri, buldukları bu inanca dogmalar sistemi vermekti. Skolastik Felsefe, adı geçen dogmalar manzumesini zaten hazır olarak bulmuştu. Öğretmenlerin yapması gerekense onları düzenleyerek anlaşılır hale getirmekti. Skolastik Felsefe için gerçeği aramak ya da bulmak önemli değildi. Gerçek zaten bilinendi, yani gerçek vahiy yoluyla zaten alınmıştı. Amaç, gerçeği akılcı bir biçimde yani felsefi olarak nedenlere dayandırarak açıklamaktı. Skolastik Felsefe, Tanrı'nın varlığını felsefi olarak kanıtlamaya çalışan düşünce sistemidir. Skolastik kelimesi, önce öğretmenler, sonra misyonerler ve en sonunda kilise çalışanları için kullanılan Latince ''solastici'' kelimesinden gelir. Bu yüzden Okul Felsefesi olarak da adlandırılır. Bu anlam önemlidir, zira skolastik felsefe, Orta Çağ düşüncesinde doğrunun zaten mevcut olduğu düşüncesine ve felsefenin okullarda okutularak öğretilmesine dayanan bir yaklaşım sergiler. Ortaçağın dünya imajı Hristiyanlığın ve kilisenin verdiği dünya imajıydı. Bu dünya, Tanrı tarafından yoktan varedilmiş olup İsa kurtarıcılığındaki bir düzeni uyguluyordu. Bu düşünce sistemine göre de aslında dünya bir duraktı. Çünkü insan ölüme mahkum bir varlıktı. Bu dönemin özlü sözü ve düşüncesi, düşünür Augustinus'un; "Anlamak için inanıyorum" mentalitesidir. Bu düşünceye göre insan, ölüm ve kıyametin karşısında çaresizlik ve teslimiyet içindeydi. Skolastik düşüncenin temelleri olarak gösterilen Augustinus’un kitaplarındaki ana düşünce; yaratan ile yaratılan arasında büyük bir fark vardır. Gerek insan gerek diğer varlıklar tanrı sayesinde ve onun için vardır. Tanrısal arzunun yarattığı insan, tanrının arzusuna göre hareket etmelidir. Bu hareketin nasıl olacağı konusunda tanrısal sözler yeterli bilgi vermektedir. Genel düşünce sistemi bu şekilde olan Skolastik Felsefe, 800’lü yıllardan 1600’lü yıllara kadar sürmüştür. Bu dönem içinde, düşünce sistemi arayışında olan Avrupa’nın arayışının sonucu ‘Ortaçağ Felsefesi’ olmuştur. Erken Dönem Skolastik Düşüncesinin Avrupa’da tanınmasını sağlayanlar Yahudi, Helenist ve Arap filozof, tüccar ve düşünürlerin Avrupa ülkeleri ve beylikleriyle olan etkileşimidir. Erken Dönem Skolastik Düşünceyi kendine baz alan Aristo tarzı Ortaçağ Avrupa Felsefesi’nde üç amaç göze çarpar:
    1. Akıl yoluyla dini gerçeğe yüce bir görüş kazandırmak. Bu görüşü içerik bakımından insane belletmek.
    2. Kutsal gerçeği felsefi yöntemle düzenli ve sistematik bir biçime sokmak.
    3. Dine karşı ortaya çıkarılan akılcı engelleri felsefi kanıtlarla çürütmekti.
    İşte tüm bu yöntemlerin hepsine skolastik yöntem denmektedir. Bu yöntem de, dar anlamda dialektik karşıtlama ile, yani kanıtların karşılaştırılması, taraf ve karşı olanların düşünce olarak ortaya konulması biçiminde uygulanıyordu.  

    Yorumlar (0)

    Bu gönderi için henüz bir yorum yapılmamış.

    Yorum Bırakın

    Yorum yapmak için üye girişi yapmalısınız. Üye girişi yapmak için buraya tıklayınız.