İngiliz besteci ve ve müzikal tiyatro emprezaryosu, Emmy, Grammy ve Tony Ödülleri sahibi Andrew Lloyd Webber‘ın ismini mutlaka duymuşsunuzdur. Hayalperestlerin, duygusalların, renkli dünyalara özlem duyanların veya sadece estetiğe önem verenlerin sanatı olan müzikal türünde önemli eserler veren Webber, kariyeri boyunca 17 müzikale imza atmış bir sanat devi. Kendisinin en ünlü müzikal eseri sayılabilecek olan, Gaston Leroux romanı Operadaki Hayalet (Le Fantôme de L’Opéra) ilk kez 1986 yılında, Kraliçe Elizabeth’in 60. yaşı şerefine sergilendi. 1970 ve 1980’li yıllardan bugüne dek de Andrew Lloyd Webber ismi Broadway’de ve dünyanın dört bir yanında, deha kelimesi ile birlikte anılıyor.

Tabii ki, Andrew Lloyd Webber imzalı müzikallere dünyanın her köşesinde tanıklık etme şansınız yok. Peki, bu duruma rağmen kendisini son iki yüzyılın en önemli sanat figürlerinden biri haline getiren nedir? Bu soruya pek çok cevap verebilirsiniz. Hayat bulmayı bekleyen hikayelere müzik ile can vermesi, akılda kalıcı ölümsüz ezgiler yaratması veya doğru çevrede doğru insan profiline hitap etmesi diyebilirsiniz… Ancak en muhtemel cevap, Webber müzikallerinin bazı kısımlarının o müzikallerden ayrılarak artık bağımsız birer parça olarak müzik dünyasında yerlerini almaları olabilir. Öyle ki, Andrew Lloyd Webber’ın müzikallerinden parçalar bugün dünyanın dört bir yanında, ülkemizde de, senfoni orkestraları tarafından sıkça konserlere taşınıyor. Üstelik, bu parçaların çoğunun yer aldığı müzikaller beyazperdeye de uyarlandığından, milyonlarca insan Andrew Lloyd Webber sanatının büyüsüyle dolaylı yoldan da olsa tanışabiliyor.

İnsanlara son zamanlarda sıkça sorulan bir soru var: “Geçmişe dönebilecek olsaydın hangi dönemde yaşamak isterdin?” Pek çok kişi bu soruya yirmi, otuz, hatta yüz yıl öncesinde yaşamak istediğini belirterek cevap veriyor. Oysaki benim ve benim gibi tür ayırt etmeksizin müzik seven birçok insanın cevabı benzer: “Günümüzde yaşamak isterdim.” Düşünsenize, 70 yıl önce dünyaya gelen, sizden bambaşka bir kültürel yapıda yetişmiş bir insan var ve bu insan dünyanın öteki ucunda, bizim içinde büyüdüğümüz kültüre çok da aşina olmayan bir sanat dalında eserler veriyor. Bugün ise, binlerce kilometre ve sayısız kültürel yapı uzaktaki siz, bu eserlere ve bu eserlerin çeşitli varyasyonlarına ulaşabiliyorsunuz. Hatta sanatın, bilhassa müziğin evrenselliğinden ötürü Andrew Lloyd Webber ismini duyduğunuzda onun sanatı ile tanışmaktan mutluluk duyuyorsunuz.

İşte Andrew Lloyd Webber’ı ikonik yapan en büyük neden aslında bu. Anlatılmış ama yaşamayan hikayelere hayat veren müzikallerin, tüm kültürel farklılıklardan arınıp size dokunabilmesi. Bu bağlamda Webber eserleri sadece sahne parçaları olmakla kalmıyor, müziğin en temel ve en kendine has özelliğini de üzerinde taşıyor, hissedebileceğinizi bilmediğiniz duyguları size hissettirmek.

BİR CEVAP BIRAK

Please enter your comment!
Please enter your name here