Bir yılı daha arkamızda bırakmamıza çok az kalan bu günlerde kış mevsimi keskin ayazlarıyla kendini göstermeye başladı. Çok eskiden bu zamanlarda kar tatilleriyle bölünen günlerimiz varken son doğan neslin Kasım ayını kardan adam yapmadan bitirmesine üzülürken ve evrenin bu değişimine kattıklarımızın sonuçlarının bu denli payıyla karşı karşıya gelirken biraz hafiflemek ve belki de toparlanmak adına sizler için şiirler ve şarkılar seçtik. Eskiler hep çok güzeldi, kış bile eskiden güzeldi…

Ludovico Einaudi – Experience

Ahmet Telli – Ayrılık Ayracı

Bütün ayraçları kaldırdın ama unuttuğun
Bir şey vardı yine de, çiçekleri sulamadın
Gökyüzü sarardı o zaman bulutlar kirlendi
Ve ne kadar az konuşur olduk günboyu
Birden ayrımsadık ki ayrılık orda başlıyor
Tam da susuşların birbirine eklendiği yerde

Ezberlenecek hiçbir şey yok bu dünyada
Kirletilmemiş bir bulut bile yok artık
Böyle diyorsun her yolculuğa çıkışımda
Yaşadığın kent de sana benziyor gitgide
Ne zaman dönmeyi düşünsem yangın çıkıyor
Ya da erteletiyorum biletimi son anda

Uzun bir sessizlik oluyorsun dağlara baksam
Karşılıksız mektuplar kadar burkuluyor kalbin
Yazdığım şiirler de canımı sıkıyor artık
Fotoğraflarımı yırtıp atıyorum tek tek
Ve ben bütün yapraklarımı döküyorken şimdi
Eylül diyorsun, tam da orda başlıyor ayrılık

Üşüyünce ağlıyorsun yalnızım dememek için
Uçaklar gemiler trenler çiziyorsun duvarlara
Kendine bir deniz bul artık bir de rüzgâr
Parçalanacağın bir uçurum bul bu dünyada
Tek tutkun o kenti bırakıp gelmek olmalı
Ve gelirken havaya uçurmak bindiğin otobüsü

Birden ayrımsadık ki ayrılık orda başlıyor
Tam da çiçeklerin sulanmadığı yerde
Konuşacak bir şeyler bulamıyorsak günboyu
Derim ki ayrılık gündemdedir ne yapılsa
Ve sen bütün ayraçları kaldırdığını sanmıştın
Ama unutmuşsun yine de ayrılık ayracını

 

Balmorhea – The Winter

Edip Cansever – Umutsuzluklar Parkı ııı

Binlerce, ama binlerce yıldır yaşıyorum
Bunu göklerden anlıyorum, kendimden anlıyorum biraz
İnsan, insan, insandan; ne iyi ne de kötü
Kolumu sallıyorum yürürken, kötüysem yüzümü buruşturuyorum
Çok eski bir yerimdeyim, çürüyen bir yerimden geliyorum
Öldüklerimi sayıyorum, yeniden doğduklarımı
Anlıyorum, ama yepyeni anlıyorum bıktığımı
Evlerde, köşebaşlarında değişmek diyorlar buna
Değişmek
Biri mi öldü, biri mi sevindi, değişmek koyuyorlar adını
Bana kızıyorlar sonra, anısızın bana
Kimi ellerini sürüyor, kimi gözlerini kapıyor yaşadıklarıma
Oysa ben düz insan, bazı insan, karanlık insan
Ve geçilmiyor ki benim
Duvarlar, evler, sokaklar gibi yapılmışlığımdan.

Bilmezler, kızmıyorum, bunu onlardan anlıyorum biraz
Erimek, bir olmak ve unutulmak içindeki onlardan
Ya da bir başkaca şey: ben kendimi ayırıyorum
O yapayalnız olmaktaki kendimi
Böyleyken akıp gidiyorum bir nehir gerçeği gibi
Sanki ben upuzun bir hikâye
En okunmadık yerlerimle
Yok artık sıkılıyorum.

Evgeny Grinko – Dusty Room

Metin Altıok – Yalnızlığın Buzdan Ayı

Islanmış taşlığında suskun bir bekleyişin
Yutar yalnızlığın buzdan ayını,
Akşamsefaları içinde karanlık gözlerin.
Döker çiçeğini sararan rengiyle,
Yaralı bir aşkla seğiren derin.
Ve aklın seni sürgüne gönderir
Yüzüne iğreti gelen isminle,
En yalnız köşesinde donmuş yüreğinin.

Explosions In The Sky – Hello, Is This Your House?

İsmet Özel – İçimden Şu Zalim Şüpheyi Kaldır ya sen gel ya da beni oraya aldır

Ağzının bir kıvrımından cesaret bularak 
ter yürekte susayışlar yaratan yağmurlara açıldım 
kalmışsa tomurcuklar önünde sendeleyen çocuklar 
kalmışsa birkaç ısrar ölümle yarışacak 
onların yardımıyla dünyamıza acıdım. 

Dünya. Çıplak omuzlar üzerinde duran. 
Herkes alışkın dölyatağı borsalarla ağulanmış bir dünyaya 
Benimse dar 
çünkü dargın havsalamın 
gücü yok bazı şeyleri taşımaya. 
Önce kalbim lanete çarpa çarpa gümrah 
sonra kalbim gümrah ırmakları tanımaktan kaygulu 
sakın Styks sularının heyulası sanmayın 
er gövdesinde dolaşan bulutun simyası bu, 
biraz üzgün ve Ömer öfkesinde biraz 
öyle hisab katındayım ki katlim savcılardan sorulmaz 
ne kireç badanalı evlerde doğmuş olmak 
ne ellerin hırsla saban tutuşu 
ne fabrikalarda biteviye üretilmekte olan kahır 
dev iştihasıyla bende kabaran aşkı 
yetmez karşılamaya. 
İnsanlar 
hangi dünyaya kulak kesilmişse öbürüne sağır 
o ferah ve delişmen gözüken birçok alınlarda 
betondan tanrılara kulluğun zırhı vardır 
çelik teller ve baruttan çatılınca iskeletim 
şakaklarıma dayanınca güneş 
can çekişen bir sansar edasıyla 
uğultudan fark edilmez olunca konuştuğum 
kadınların sahiden doğurduğuna 
toprağın da sürüldüğüne inanmıyorum 
nicedir kavrayamam haller içinde halim 
demiri bir hecenin sıcağında eriyor iken gördüm 
bir somunu bölünce silkinen gökyüzünü 
su içtiğim tas bana merhaba dedi, duydum 
duydum yağmurların gövdemden ağdığını.

Sen ol küçük bir kıvrımdan, bir heceden 
aşk için bir vaha değil aşka otağ yaratan 
sen ol zihnimde yüzen dağınık şarkıları 
bir harfin başlattığı yangın ile söndür 
beni bir ses sahibi kıl, kefarete hazırım 
öyle mahzun 
ki hüzün ciltlerinde adına rastlanmasın.

Erkan Oğur – Gnossienne No.1

Şükrü Erbaş – Yolculuk

İnsan belleğinin ihanete vuran unutuşu

Ey yanlışı emziren kör meme

Hayatın kaçınılmaz kusuru..

Kapındayız işte koskoca bir geçmişle

Ölüler diriler düşenler dövüşenler..

Nicedir boşluğunda kimsesiz rüzgârların

Acı çığlıklar attığı cansız alanlar

Doğrular, yanlışlar..

Bir gizli dil gibi öfkenin için için

Derininde büyüdüğü dilsiz suskunluklar..

Kalanlar, kaybedilenler

Ne varsa, kapındayız işte

Tutuşturmak üzere yeniden

Zamanın küllenen yüreğini..

Sun bize inancın duru pınarlarından

Süzülen o eski tadını düşlerin;

Ömrümüzün acemi dallarında

O bir heyecanla telâş telâş açılan

Don vurmuş tomurcuğunu geleceğin..

 

Yaşamak ölümden üstün, acıdan büyük

Ver bize coşkusunu yeniden

Sesimizi geri ver

Sahipsiz kalmasın özgürlüğün türküleri

Kardeşliğin paylaşmanın sevginin

İnsanı çoğaltan o gönül zenginlikleri..

Zoru seçiyoruz yeniden, inançla, inatla

İyi, doğru ve güzel

Ne varsa “büyük insanlık” adına

Kapındayız işte bir daha

Tarihsin sen

İnsan emeği ve düşüyle yoğrulmuş

Göster bize geleceğin yollarını..

BİR CEVAP BIRAK

Please enter your comment!
Please enter your name here