Beğen
Beğen Harika Heuheu WOW Olmamış Kızdım!
14

Kerouac, yaşamı boyunca türlü ikilemler arasında boğuşan, sadece bedenen değil, aynı zamanda ruhen ve aklen de yolda olan sıra dışı bir yolcudur. Onu diğer yolculardan ayıran en temel özelliği, hareket halinde olmasının ötesinde tüm benliğiyle yolculuk ediyor olmasından gelir.

Dünyaya geldiği 12 Mart 1922 tarihinden bu yana sürekli ikilemlerle uğraşmak zorunda kalması onun için bir lütuf mudur yoksa ıstırap mı bilinmez. Ancak henüz 4 yaşındayken abisini kaybetmesi onu ilk mücadelesiyle karşılaştırır. Bu mücadelelerin ana kaynağı, en temeli olan yaşam ve ölüm mücadelesidir. Çocukluğunda deneyimlediği bu ikilem haliyle geriye kalan yaşamını da etkileyecektir. Yazar kimliğine büründüğünde “Visions of Gerard” adlı eseriyle bu dönemde yaşadıklarını anlatır.

Bundan sonrakiler onun için sıradan savaşımlar olarak görülebilir. Ancak insan hayatı söz konusu olduğunda hiçbir savaşım sıradan değildir. Hele ki bahsettiğimiz kişi Jack Kerouac ise; sıradan olan herhangi bir şeyden bahsetmek söz konusu bile değildir.

Kerouac, okula başladığında ikinci düellosu ile karşılaşır. Anadili Fransızca olan yazar, İngilizceyi ancak okula başladığında öğrenebilir. Temelde dilden doğarak başlayan bu çarpışma hali kimlik karmaşası yaşamasına kadar devam eder.

17 yaşına geldiğinde New York’a ayak basan Kerouac, attığı bu adımın hayatının dönüm noktasına dönüşeceğinden habersizdir. Dünyanın savaşla sarsıldığı 1939 yılında ağır darbeler alan gençler, farklı bir yaşam düşüncesinin peşinden koşmaya henüz başlamamışlardır. Jack Kerouac, şekillenmesine birkaç yıl kalan bu farklı yaşam fikrinin kenarında dolaşmaya ise çoktan başlamıştır. Katıldığı deniz kuvvetlerinden şizoid teşhisiyle uzaklaştırılmasının ardından hayatı farklı bir yöne doğru evrilir.

Birkaç yıl sonra Amerikan Rüyası’na karşıt olarak birleşen gençler, yaşantılarını farklı bir şekilde ele almak istediklerine karar verirler. Kerouac da onlardan biridir. Kendisi gibi düşünen William Burroughs ve Allen Ginsberg ile tanışır. Savaşın ardından gelen dönem gençlerin bakış açısıyla birleşince yeni bir yaşam fikri ortaya atılır. Beat Kuşağı olarak adlandırılan gençler, savaştan ve ölümden gelen metalik kokunun izlerini silebilmek için entelektüel bir yol seçerler.

Gecenin ortasında bir şeye karar vermeye çalışan ve önlerindeki karanlıkta geçmiş yüzyılların tüm ağırlığını taşıyan üç yeryüzü çocuğuyduk biz.

Kerouac ise; isim babası olduğu bu kuşağın içinde bizzat yer alarak kendini dönüşü olmayan bir yolculuğun içinde buluverir. Amerika’yı defalarca boydan boya gezmesi ve bu yolculuk sırasında deneyimledikleriyle yeni bir bakış açısı kazanır. 1951 yılı gelip çattığında ise Beat Kuşağı‘nın esin kaynağı ve yol göstericisi kabul edilen Yolda(On the Road) kitabını yazar. Kerouac’ın, kitabı 3 hafta boyunca durmadan tek bir kağıt ruloya yazdığı söylenir. Ancak bu kitabı ilginç kılan elbette ki; yazım öyküsü değil, anlattıklarıdır.

Hareket halinde olmanın, durağanlıktan daha yapıcı ve canlandırıcı olduğunu keşfedenler artık bulundukları bölgeye sığamamaktadır. Denizlerin ve kıvrılan yolların buluştuğu bir yol hayali Kerouac gibi diğerlerini de heyecanlandırır. İşte Yolda kitabı da tam olarak bu coşkun hareket halini anlatır.

Aslında bu yol hikayesi onun diğer bir ikilemidir. Durmak ve hareket etmek arasında kalınan en çetin dilemma. Kerouac, bu ikisi arasında ne zaman bir seçim yapmak zorunda kaldıysa her seferinde hareket etmeyi seçer. Çünkü doğası sıradan koşuşturmaların, yapay ilişkilerin ve ruhsuz bedenlerin içinde kaybolup gitmeye alışık değildir. Hayat deneyiminin temelinde yolda kaybolmak ve aynı zamanda kendini bulmak vardır.

47 yaşına geldiğinde bu yaşam tarzının beraberinde getirdiği alkol ve uyuşturucu alışkanlıkları Kerouac’ın siroza yakalanarak hayatını kaybetmesine sebep olur. Bunların onu durdurmaya çalışacağını bilseydi bu şekilde yaşamaya yine de devam eder miydi? Ya da yaşam yolculuğundan sonra ölümü de bir çeşit yolculuk olarak görüp kucaklamakla mı yetindi? Bunların hiçbirini bilmiyoruz. Ancak bildiğimiz bir şey var ki; Beat Kuşağı ne zaman ruhunu yitirmekle karşı karşıya kalırsa, işte o an dünyanın farklı bir yerinde bir genç daha Yolda okumaya başlar.

Tolstoy’un da dediği gibi:

“Tüm muhteşem hikâyeler iki şekilde başlar:
Ya bir insan yolculuğa çıkar ya da şehre bir yabancı gelir.”

Kerouac, hem yolculuğa çıkan, hem de şehre gelen yabancının ta kendisi.

Yolculuğumuzun başında yağmur çiseliyordu ve esrarengiz bir hava vardı. Büyük bir sis destanına tanık olacaktık anlaşılan. ”Hey!” diye bağırdı Dean. “Gidiyoruz işte!” direksiyona abanıp gazladı; havasını bulmuştu, herkes farkındaydı. Hepimiz keyifliydik, karmaşayı ve anlamsızlığı arkada bıraktığımızın, zamanla ilgili tek ve yüce işlevimizi yerine getirmekte olduğumuzun farkındaydık: hareket etmek. Ve hareket ettik!

Kaynak: 1, 2, 3,

Beğen
Beğen Harika Heuheu WOW Olmamış Kızdım!
14

BİR CEVAP BIRAK

Please enter your comment!
Please enter your name here