Ertem Göreç‘in 1961 yapımı filmi olan Otobüs Yolcuları’nın başrollerini Ayhan Işık ve Türkan Şoray paylaşmaktadır. Filmin senaryosu ise Vedat Türkali‘ye aittir. Film, dönemin diğer filmlerinden farklı olarak özgün müziğe sahip olmasıyla da ön plana çıkar. Otobüs Yolcuları’nın tema müziği Yalçın Tura’ya aittir. Filmdeki türküler ise Ruhi Su tarafından seslendirilmiştir.

Yeşilköy-Beyazıt otobüs hattına yeni görevlendirilen Kemal (Ayhan Işık) ve otobüs yolculukları esnasında tanıdığımız onlarca farklı hikayeye sahip yoksul, zengin insanların karıştığı bir ortam… Yeşiltepe’deki gecekondularda oturanlar da binmektedir bu hatta, inşaat şirketinin sahibinin kızı Nevin (Türkan Şoray) de. Otobüs küçük bir İstanbul’dur anlayacağınız.

Yoksulluk ile mücadele ederken güzel bir eve sahip olma arzusu taşıyan insanlar ve onların bu hayalini sömüren bir inşaat şirketini anlatır film. Hikaye, 27 Mayıs darbesinden sonra ortaya çıkan “Güvenevler Dosyası” içindeki yolsuzluklardan esinlenerek oluşturulmuştur. Günümüzde de hala sürüp giden yolsuzluk, inşaatta kullanılacağından daha az demir ve çimento kullanmak, kaçak kat çıkmak, bir daireyi birden fazla kişiye pazarlamak gibi sorunların o günlerden başladığını gözler önüne seren film, gerçekleri ortaya döktüğü halde hiçbir şeyin değişmediğini anlamamızı sağlamaktadır.

Toplumun zayıflıklarını kullanarak ticaret yapmayı ve malzemeden çalmayı ekonomi yapma yalanına sığınarak savunma çirkinliği gösteren bir şirket sahibinin, insanların dini duygularını sömürerek cami yapımı için para toplamasına da tanıklık ederiz. Paranın güç olduğu tarafla, cesaretin her şey olabileceği tarafın savaşını izletir film. Öyle ki Kemal şöyle der bir sahnede: “Korkulmayacağını gösterirsek, ötekiler de peşimizden gelir.” Ancak ev alma yarışına giren halkı birbirine düşürerek, onları bölerek güçlenmelerinin önüne geçer şirket. Böylece karşılarında onlara yapılan ya da yapılacak haksızlığa karşı duran güçlü bir kitle oluşamaz başlangıçta. Ama zamanla kazıklanan ve evlerini alamayan kişiler birleşerek güçlerini göstermeyi başarırlar.

Film dönemin İstanbul’unun iki farklı yüzünü gösterir bizlere. Bir yanda boş tepeler, bir  yanda yeni yeni binaların dikildiği tepeler, bir yanda ise tarihi binalar ve köprüler. Hikayenin kuruluşu itibariyle de iki İstanbul sunulur bizlere. Biri yoksulların yaşadığı İstanbul, diğeri zenginlerin yaşadığı İstanbul. Biri zenginlerin bakış açısı, diğeri yoksulların bakış açısı; sonrası ise bu iki zümrenin savaşı.

Tüm bu çatışma dışında, zengin ve fakir arasındaki bir aşk hikayesini de sunar bizlere film; otobüs şoförü Kemal ile inşaat şirketinin sahibinin kızı Nevin arasındaki aşk. Ama onların ilişkileri Yeşilçam’ın salon filmlerindeki gibi bir aşk değildir. Kemal Nevin’e, aşktan daha önemli şeyler olduğunu şu sözlerle hatırlatır: “Şu rahatça uzandığımız toprağa bak. Karıncalara bak. Çabalarına, güçlü kuvvetli didinmelerine bak. Nasıl güvenle basıyorlar toprağa.” Film buradan esinlenerek bir yandan da şehirleşmenin eleştirisini yapar. İnsanlar yüksek binalara hapsediliyorlar, ağaç görmeden, toprağa basmadan günler geçiriyorlar. Şehirleşme insanın elinden toprağa dokunmayı alıyor. Oysa insanlar da karıncalar gibi güvenle basabilmeli toprağa. Güvenle toprağa basan insanlardan, korkuyla beton üzerinde yaşayan insanlara dönüştürülüyoruz.

Kemal: “Sıkıntıdan okudum, okudukça sıkıntılarım arttı.”

 

 

BİR CEVAP BIRAK

Please enter your comment!
Please enter your name here