Beğen
Beğen Harika Heuheu WOW Olmamış Kızdım!
1431

 

”Kadını götürüp mutfağa ya da süslenme odasına kapatıyor, sonra da ufkunun darlığına şaşırıyoruz; kanatlarını kesiyoruz, sonra da uçamıyor diye yakınıyoruz.”

Modern feminist hareketin temelini atan, Fransız entelektüel hayatını kendi portresinde başarılı bir şekilde sergileyen Simone de Beauvoir, 9 Ocak 1908’te Paris’te dünyaya geldi. Simone çocukluğundan beri idealist bir yapıya sahipti. Henüz küçük yaşlarda dahi babasının aristokrat eğilimlerine gerek din gerekse de dini-burjuva oryantasyonuna karşı çıkmıştı. Buna rağmen entelektüel yanının neredeyse tamamını babasından beslenerek karşılamıştı. Büyük edebiyat eserlerinden özenle seçilmiş örnekler sunan, onu erken yaştan okumaya ve yazmaya teşvik eden babası onun hayatında bu yüzden büyük bir etkiye sahipti.

Bir burjuva ailesinin en büyük kızı olan De Beauvoir, bir Katolik olarak yetiştirildi. Gençliği sırasında rahibe sayılabilecek kadar dindardı. Ancak 14 yaşında, entelektüel açıdan meraklı De Beauvoir bir inanç krizi geçirdi ve kendini ateist ilan etti. Böylece kendini varoluşsal çalışmalara adadı, odağını; matematik, edebiyat ve felsefeye kaydırdı. Beauvoir 1925’te matematik ve felsefe bölümündeki lisans sınavlarını geçti. Daha sonra, 1926’da Fransız edebiyatı ve Latince’de Yüksek Araştırmalar Sertifikaları sınavlarını geçerek, Sainte-Marie Enstitüsü’nde edebiyat ve matematik eğitimi aldı. 1927’de kendini tamamen felseye adayan, Sorbonne’da felsefe okuyan Beauvoir, 1927’de ve 1928’de Etik, Sosyoloji ve Psikolojide Felsefe Tarihi, Genel Felsefe, Yunanca ve Mantık Sertifikaları sınavlarına girdi. 1929’da Alman matematikçi ve filozof Gottfried Wilhelm Leibniz’in sınavlarını ve tezini tamamladı. Aynı yıl Beauvoir, Ecole Normale Superieure’ün doçentlik sınavına hazırlanırken, sonradan ün kazanacak öğrenciler Nizan, Aron, Politzer ve hayatının erkeği olacak Jean Paul Sartre ile tanışacaktı.

1932’de Beauvoir, Rouen’deki Lycée Jeanne d’Arc’a taşındı ve burada ileri edebiyat ve felsefe dersleri verdi. Rouen’de resmen kadının durumuyla ilgili açık eleştirileri nedeniyle kınandı. 1940’ta Naziler Paris’i işgal etti ve 1941’de Beauvoir, Nazi hükümeti tarafından öğretim görevinden alındı. II. Dünya Savaşı’nın Avrupa üzerindeki etkilerinin bir sonucu olarak Beauvoir, entelektüelin zamanını sosyal ve politik etkileşim problemini keşfetmeye başladı.

İlk eseri L’Invitée – Konuk Kız 1943 yılında yayımlandı. Gerçekte Jean-Paul ve bir genç kızla kurdukları aşk üçgeni üzerine kurgulanmış olan bu eser oldukça ilgi topladı. Sartre’ın da basılmadan önce okuduğu bu romanın kahramanı Françoise (Simone), kitabın sonunda öteki kızı öldürür. Yazarın böyle bir yapıtı ele alması hususunda akla gelebilecek ilk algı ise Sartre ile olan beraberliğidir. Eserde ise öteki kızın adını Françoise seçmesi ve karakteri biseksüel inşa etmesi onun kendi değerlerine ve yetiştiği dini yapıya (Katolik aşılamalar) ters bir kurgu geliştirmesi büyük bir eleştiridir aslında.

Simone de Beauvoir modern feminizmi felsefi açıdan irdeleyen ilk feminist yazar olma özelliğini 1949 yılında yayınlanan Le Deuxiéme Sexe – Kadın, İkinci Seks adlı eserine borçludur denilebilir. Orijinal haliyle iki cilt olarak basılan eserin ilk bölümü “gerçekler ve efsaneler” üzerine kuruludur. Yazara göre kadınların biyolojik farklılıkları (gebelik ve sonrasında annelik dönemleri) onlara farklı sorumluluklar yüklese de gerçekte bir dezavantaj olarak değerlendirilmemesi gerektiğini öne sürer. Ayrıca cinsiyetlerinden kaynaklanan bu özellikleri, kadınların hak ve özgürlüklerine sınırlamalar getirilmesi ve bireysel farklılıklarının yok sayılması için bir gerekçe teşkil edemeyeceği görüşünü destekler. Bu felsefi temelle Beauvoir, ikinci cilde “Kadın doğulmaz, kadın olunur”  diyerek başlar.

Kitaplarının çoğu otobiyografik özellikler taşıyan yazar, Mémoires d’une Jeune Fille Rangée – Bir Genç Kızın Anıları (1958), La Force de l’Age – Yaşlılık (1960), La Force des Choses – Koşulların Gücü (1963) ve Tout Compte Fait – Hesap Tamam(1972) adlı eserlerinde yaşamının farklı dönemlerinde hayata bakışını okurlarla paylaşır.

Hayatı boyunca gösterdiği duruş ve fikren Sartre ile kurduğu bağ, öldükten sonra da kısmen devam eder. Kendisi de Paris’de Cimetière du Montparnasse Mezarlığına Sartre’ın yanına gömülür. Mezar taşına isimleri alt alta yazılmıştır. Beauvoir, Post-feminizmin kurucusu olmasının yanı sıra varoluşçu felsefenin önemli isimlerindendir. Felsefe üzerinde yaptığı çalışmaların hemen hemen tümünde Sartre etkisi apaçık görülebilir.

Beğen
Beğen Harika Heuheu WOW Olmamış Kızdım!
1431

BİR CEVAP BIRAK

Please enter your comment!
Please enter your name here