Çok daha önemli bir şeyler yapabileceğimi hissediyorum. Evet, çok daha derin ve çok daha şiddetli. Ama ne? Söylenecek daha önemli ne olabilir? İnsan, yazması beklenen bir konuda nasıl daha şiddetli olabilir? Eğer doğru kullanırsan sözcükler X ışınlarına dönüşebilirler, her şeyi delip geçerler. Okursun ve delinirsin. Öğrencilerime öğretmeye çalıştığım şeylerden biri de bu: Delici biçimde yazmak’’

Bugün sizlere bu yazımızda Soma’dan, Alfa’dan ya da Vahşi’den bahsetmeyeceğiz. Tüplerin içinde yetişen bireylerden ve onların ne kadar mutlu olduklarından da bahsetmeyeceğiz. Yapacağımız şey, korkak bir geleceğin en eski alıntısının üzerindeki tozu temizlemek olacak.

Dünyaca ünlü İngiliz şair ve yazar Aldous Huxley, 1894’te İngiltere’de dünyaya geldi. On altı yaşında, geçirdiği bir rahatsızlık sonucu bir yıl kör kalması, Huxley’in iç dünyasını keşfetmesine olanak verdi. Yirmili yaşlarının başında şiir ve öyküler yazmaya başlamasına karşın, yazın dünyasında ilk tanınışı Crome Yellow adlı romanıyla oldu. Bunu izleyen romanları Antic Hay, Those Barren Leaves  ve Point Counter Point, Huxley’nin çağdaş toplumun kusurlarını zekice olduğu kadar, acımasızca yargıladığı birer dahiyane taşlamadır. En bilinen eseri olan Cesur Yeni Dünya‘nın da aralarında bulunduğu birçok romanında yazarın, II. Dünya Savaşı öncesinde tehlikeli bir şekilde kontrolden çıkmakta olduğunu hissettiği toplumun karmaşasına gösterdiği düşünsel tepkiler kolaylıkla hissedilebilir.

Darwin’in ateşli savunucularından ünlü biyolog Thomas Henry Huxley‘in torunu, yine ünlü biyolog Sir Juilan Huxley‘in kardeşiydi. Annesi şair ve denemeci Matthew Arnold‘ın yeğeniydi. Babası Leonard Huxley ise Cornhill dergisinin sahibi ve yöneticisiydi. Bilimi ve edebiyatı birleştiren bu entelektüel miras Huxley‘in dünyaya bakışının temelini oluşturdu. 1908-1914 yılları arasında yaşadığı üç sarsıcı olay; annesinin ölümüyle ailesinin dağılması, Eton‘da öğrenciyken onu neredeyse kör olma noktasına getiren göz hastalığı ve kardeşinin intiharı Huxley‘in tüm gençliğini etkiledi ve hayatında silinmez izler bıraktı. Yazar, yaşamının sonuna kadar göz hastalığıyla savaşmak zorunda kaldı.

Huxley, 1937’de ABD’ye gitmek üzere Avrupa’dan ayrıldığında ününün doruğundaydı. Aynı yıl ikliminin gözlerine iyi geleceği inancıyla Kaliforniya’ya yerleşti ve ölünceye kadar orada yaşadı. ‘’Tanrı ölecek ve mutluluk tüm dünyayı esir alacak.’’ California’ya gittikten sonra karşılaştığı ifadesiz suratlar, uyuşturucu ve sınırsız seksten sonra bu cümleyi dile getirdi. 1954 yılında yayımlanan “The Doors of Perception” ve devamı niteliğindeki “Heaven and Hell” geniş yankılara yol açtı. Kitap “beat kuşağı”nın başucu yapıtlarından biri oldu. The Doors adlı müzik topluluğu adını bu kitaptan esinlenerek aldı.

Cesur Yeni Dünya bakış açınıza göre ya kusursuz bir dünya ütopyası ya da onun çirkin bir zıttı, bir distopyadır. İnsanları güzel, hastalıklarla endişelerden uzak ve muaftır ama bu muaflık kabul edilemez bir şekildedir. ”Ütopya” bazen ”yok yer” anlamına gelir, Yunanca ”ou-topos” kelimesinden türetilmiştir; bazılarıysa onu ”euro”daki eu (yu) sesiyle telaffuz eder, bu durumda da ”sağlıklı yer” veya ”güzel yer” manasına gelir. Bu, Sir Thomas More’un 16. yüzyılda kaleme aldığı Ütopya adlı eserindeki kelime oyunudur.

Yazar, Cesur Yeni Dünya için yıllar sonra yazdığı önsözde şu satırları dile getirir: Geleceğin en önemli Manhattan Projeleri, politikacıların ve katılan biliminsanlarının ‘mutluluk sorunu’ adını vereceği konuda -diğer bir deyişle insanlara köleliklerini sevdirme sorunu konusunda-, devlet sponsorluğunda yürütülecek büyük çaplı araştırmalar olacaktır. Ekonomik güvence olmazsa kölelik sevgisi hayata geçirilemez; kısacası, güçleri kendinde toplayan hükümet ve idarecilerinin kalıcı güvence sorununu çözeceklerini varsayıyorum. Fakat güvenceler, kolaylıkla varmış gibi kabul edilirler. Güvencelerin sağlanması salt yüzeysel, dışsal bir devrimdir. Kölelik sevgisi, insan zihin ve bedenlerinde derin ve kişisel bir devrimin sonucu olarak oluşturulmadıkça başarılı olamaz.’’

Cesur Yeni Dünya’da açlık yoktu, savaş yoktu, hatta ölümün vakitsizliği bile yoktu. Ne zaman öleceğinizi düşünmeniz faydasızdı, çünkü doğduğunuz anda biliyordunuz öleceğiniz tarihi. Peki, ne vardı bu yeni dünyada? Bu kitap elinize geçtiği takdirde, cesur bir dünya ile karşılaşacaksınız. Cesurluğunu, korkaklığından alan bir dünya bu.

‘’Bazen kapıldığım tuhaf bir hissi düşünüyorum da, söyleyeceğim önemli bir şey ve bunu söyleyebilme gücüm varmış hissi; sadece ne olduğunu bilemiyorum ve bu gücü herhangi bir şekilde kullanamıyorum. Yazmanın farklı bir biçimi olsaydı.. Ya da yazılacak başka bir şeyler olsaydı.. biliyorsun sözcükler bulmada oldukça ustayım. İnsanı bir iğnenin üstüne oturmuşçasına zıplatan sözcükler, çok yeni ve heyecan verici geliyorlar, ama aslında hipnopedik açıdan bilinen şeyler. Ancak bu yeterli görünmüyor. Sözcüklerin iyi olması yetmiyor; onları iyi bir amaç uğruna kullanmak gerekiyor.’’

Kaynak: Cesur Yeni Dünya – Aldous Huxley/ İthaki Yayınları 20.Baskı, kaynak 2

 

BİR CEVAP BIRAK

Please enter your comment!
Please enter your name here