Osmanlı’nın son dönemlerinde ortaya çıkan “Türkçülük” akımı, Türk tarihine olan ilgiyi arttırarak yeni araştırmaları da beraberinde getirdi. Özellikle Cumhuriyet ilan edildikten sonra bu konu Mustafa Kemal Atatürk’ün fazlasıyla dikkatini çekecek ve Gazi, Türk tarihinin incelenmesi için özel bir ekip oluşturacaktı. Bunun yanı sıra 1931’de kurulan Türk Tarih Kurumu da aynı hedefler doğrultusunda çalışmalarına devam ediyordu. Akabinde Atatürk’ün isteği ile ülkeye davet edilen yabancı bilim adamları ise çok değerli malzeme ve bilgilere ulaşarak önemli bir eşiğin atlanmasını sağladılar. Ancak halen daha Türklerin kökeni ile ilgili cevaplanmayan pek çok soru mevcuttu.

1932 yılına gelindiğinde emekli General Tahsin Bey, Maya dili ile Türkçe arasındaki benzerlikleri fark ederek bunları Atatürk’e anlattı. Konu Gazi’nin oldukça dikkatini çekti fakat Türkler Orta Asya’da, Mayalar ise Meksika’da yaşamışlardı. Birbirine böylesine uzak olan iki uygarlık arasında nasıl bu denli benzerlikler olabilirdi? Hemen Tahsin Bey’i Meksika’ya elçi olarak atayan Mustafa Kemal Atatürk, yüklü bir bütçeyi de onun için ayırıp bol bol araştırma yapmasını istedi.

Tahsin Bey

Tahsin Bey hiç vakit kaybetmeden Meksika’ya giderek derhal incelemelere başladı. Amerikalı arkeolog William Niven’ın bulduğu tabletlerde Maya dilinin kökeninin anlatıldığını öğrendi. Bu tabletler fazlasıyla şaşırtıcı bilgiler içeriyor, M.Ö. 200.000 ile M.Ö. 70.000 yılları arasında Pasifik’te yer almış olan bir kıtadan bahsediyordu. Avustralya’dan birkaç kat büyük olan bu kıtanın adı Mu idi ve ileri seviyede bir uygarlığa ulaştıktan sonra büyük bir deprem veya tufan sonucu battığı zannediliyordu. Tahsin Bey her duyduğu bilgide biraz daha şok olmaktaydı. Araştırmalar sürerken İngiliz Albay James Churcward, Hindistan’da bulduğu ve çözebilmek için 50 yılını harcayarak 5 kitap yazdığı bir başka tablet destesini Tahsin Bey’e sundu. Bunlar da Mu hakkında bilgiler içeriyordu. Churcward’in iddiasına göre Mu kıtasının batacağını öngörenler dünyanın çeşitli bölgelerine yayılmış; Asya’da Uygur Medeniyeti, Amerika’da ise Maya Medeniyeti’nin kurucuları olmuşlardı. Yine Churcward’in dediğine göre bu tabletler 12.000 yıllıktı ve tufandan sonra Çin ile Hindistan’a giden Mu yerlilerinin kitabelerinde “Kıtamız battı, biz de buraya kaçtık.” yazıyordu.

Bütün bu olanlar tek tek Atatürk’e rapor edildi. Duyduğu şeyler karşısında büyük bir heyecana kapılan Atatürk, Churcward’in eserleriyle fazlasıyla ilgilenerek bunların tercüme edilebilmesi için 60 kişilik bir ekip oluşturdu. Çeviriler tamamlanıp kendisine sunulduğunda ise okuduklarından oldukça etkilendi. Bu konu Salih Bozok’un hatıralarında şöyle anlatılıyor:

“Gazi, kitapların tercümesi yapılırken çok heyecanlıydı! Günaşırı; ‘Tercümeler bitmedi mi? Heyet niçin bu kadar yavaş çalışıyor?’ diye hayıflanıyordu. Nihayet tercümeler bitti. Kitap basılmadı, daktilo edilerek Atatürk’e sunuldu. Gazi metinleri tekrar tekrar büyük bir dikkatle okudu, yaratılışı anlatan bölümle özel olarak ilgilenmişti. Mu Kıtası’nın insanlığın anavatanı olduğunu ve nüfusun 64 milyona çıktığını yazan kısmın altını çizmişti. Mu’da geçen Tanrı kavramıyla da yakından ilgilenmiş, yaratıcının insan aklıyla anlaşılamayacağının üzerinde durmuştu. Mu dili kökenli özel isim ve sıfatları öz Türkçe ile karşılaştırarak notlar alıyordu.” 

(Churcward’in çevirileri günümüzde Anıtkabir’deki kütüphanede yer alıyor.)

Atatürk ve Salih Bozok

Tahsin Bey araştırmalarına devam ederek dil birliğinden çok daha fazlasını buldu Meksika’da. İncelemelerine göre Maya, Aztek ve İnka Uygarlıkları; Türklerin kullandığı eşyalara benzer şeyler kullanıyorlardı. Davullar, kalkanlar üzerindeki semboller, kilim desenleri, dini törenler, ibadetler ve hatta tapınaklar bile birbirine çok benziyordu. Bu da pek tabii ki Mu’nun gerçekten var olmuş olabileceğine dair iddiaları güçlendiriyor.

Bütün bu bilgileri 14 rapor halinde Atatürk’e gönderen Tahsin Bey’e, Gazi tarafından “Mayatepek” soyadı verildi. Nedeni ise “tepe” sözcüğünün Maya dilinde “tepek” olarak geçmesiydi.

Mu ile ilgili yapılan bütün araştırma, bilgi ve belgeler tarihçi Sinan Meydan tarafından 2006 yılında “Atatürk ve Kayıp Kıta Mu” ismiyle kitaplaştırılarak piyasaya sürüldü. İlgilenenlere tavsiye ediyor ve yazımızı burada noktalıyoruz.

 

Kaynak: 1, Haluk Berkmen, “Kayıp Kıta Mu”

 

BİR CEVAP BIRAK

Please enter your comment!
Please enter your name here