Yazıyı okumaya başlamadan önce filmin fragmanına göz atmak isteyebilirsiniz:

İKSV Galaları kapsamında ülkemizdeki prömiyerini 17 Temmuz Çarşamba günü Kadıköy Sinemasında gerçekleştirilen Midsommar (Ritüel), bu yılın tartışmasız en dikkat çeken filmlerinden biri olarak öne çıkıyor.

Geçtiğimiz yıl Hereditary (Ayin) adlı korku filmiyle büyük övgü toplayan ve 50’ye yakın ödüle layık görülen ABD’li yönetmen Ari Aster‘in son filmi Midsommar, her yıl Kuzey Avrupa’da yaz gün dönümü (21 Haziran) haftası boyunca düzenlenen ve İskandinav Pagan inanışına dayanan Midsummer Festivali’ne katılan ABD’li bir çiftin ve arkadaşlarının başına gelen katastrofik olayları konu ediniyor.

Dani (Florence Pugh) ile Christian (Jack Reynor), inişli çıkışlı ilişkilerinin dördüncü yılında birbirlerinden uzaklaşmaya başlamışlardır. Duygusal olarak sürekli desteğe ihtiyaç duyan Dani, bu süreçte kendisine destek olması için erkek arkadaşından medet umar. Fakat Christian, Dani’nin psikolojik sorunlarıyla ilgilenmekten sıkılmaya başlamıştır. Arkadaşlarının da baskısı yüzünden ondan ayrılmak istemesine rağmen uzun zamandır birlikte olduğu kız arkadaşına bu konuyu açamaz çünkü bu durumu bir vicdan meselesi haline getirir. Öte yandan Dani’nin bipolar kız kardeşinin intihar etmesi ve annesi ile babasının da ölümüne sebep olması yüzünden yaşadığı travma, ayrılmanın eşiğinde olan bu çifti tekrar bir araya getirir.

Bu sırada Christian’ın antropoloji bölümünden arkadaşı Josh (William Jackson Harper), bitirme tezinin konusu için İsveçli arkadaşları Pelle (Vilhelm Blomgren)‘nin doğduğu yer Hälsingland’ta komün olarak yaşayan ”Hårga Halkı”nı seçer. Christian’ın da içinde bulunduğu arkadaş grubu, yaz gün dönümü kutlama hazırlıkları yapan Pelle’nin ailesini ziyaret etmeye karar verir. Christian’ın arkadaşları her ne kadar Dani’nin onlarla birlikte gelmesini istemeseler de hayır diyemezler ve İsveç’in kuzeyine doğru yol alırlar.

Köyde yapılan ritüellerin başta sanıldığı kadar masum ve folklorik olmadığı kısa sürede anlaşılır ve bu festival Dani ile Christian’ın birbirleriyle yüzleşmelerine zemin hazırlar.

Önceki filmi Hereditary‘de bolca korku unsuruna başvuran Aster’in, Midsommar ile izleyenlerde korkudan çok dehşet uyandırmayı amaçladığı anlaşılıyor. Filmin aynı zamanda senaristi olan ve yazım sürecinde kendi yaşadığı ayrılıktan bir hayli ilham alan Aster, eski İskandinav Pagan pratiklerinin arkasına saklanarak oldukça çetrefilli olan bir ayrılığı metaforik bir dille aktarıyor.

Bahsi geçen bu dilin derin anlamlar taşıdığını söylemek doğru olmaz. Dani’nin evindeki tablolar, ekranda bir anda beliren Hårga Halkı’nın Pagan temalı minyatür çizimleri ve geleneksel keten elbise ile gömleklerde yer alan semboller aracılığıyla bizlere sadece ilerleyen dakikalarda yaşanacak gelişmeler konusunda ipuçları veriliyor.

Yazının bu bölümü, filmi henüz izlemeyenler için sürpriz gelişmeler içermektedir.

ABD’li bir çiftin ayrılığını temeline alan film, bunun dışında Hristiyanlığa da gönderme yapıyor. Örneğin Christian (Hristiyan) karakterinin isminin tesadüf olmadığını göz önünde bulundursak, Christian kız arkadaşı Dani’nin doğum gününü unuturken, ona yalan söylerken ve yeteri kadar değer vermezken Pagan inanışından gelen Pelle’nin, daha yeni tanıştığı Dani’nin doğum gününü kutlaması ve ailesinin onu Mayıs Kraliçesi (May Queen) yaparak topluluğun başına geçirmesi ile Paganların kadınlara, Hristiyanlara oranla daha fazla değer verdiği ön plana çıkıyor.

Ari Aster’in çok konuşulacak filmi Midsommar’da, en büyük özellik olarak sinematografi ön plana çıkıyor. Göz doyuran renk paleti, adeta cennete gönderme niteliğinde olan yoğun beyaz ışık, zaman zaman bulanıklaşan görüntü, özelikle de filmin başlarındaki çekimlerde yer alan kamera açıları izleyenleri büyülemeyi başarıyor. Aster’in önceki filminde de birlikte çalıştığı Polonyalı görüntü yönetmeni Pawel Pogorzelski bu yıl adından sıkça söz ettireceğe benziyor.

Ayrıca kostüm ve makyaj da filme farklı bir boyut kazandırıyor. Özellikle filmin sonlarında Dani’nin giydiği çiçekli kostümü buna örnek olarak verebiliriz. Filmde her bir detaya kadar işlenen mizansen, izleyenlere ürkütücü derecede mükemmelliği hissettiriyor.

Filmde öne çıkan bir diğer detay ise Dani karakterine hayat veren Florence Purg’ın göz kamaştıran performansı. Duygusal açıdan sınır tanımayan, çığlıklarıyla yaşadığı dehşeti iliklerimize kadar iletebilen Purg, filmi tek başına omuzlarına yüklüyor. Lady Macbeth (2016) ve Outlaw King (2018) ile iki ayrı dönem filminden aşina olduğumuz Purg, Midsommar’daki performası ile kariyerinde büyük bir basamak atlıyor.

Diğer bir yandan izleyenlerin birçoğu katılmasa da bu kadar farklı ve ilgi çekici kültürden ilham alırken yüzeysel bir ayrılık hikâyesini konunun temeline almanın filmin en zayıf halkası olduğunu söylemek pek de yanlış olmaz. Son olarak bazı sahnelerde mizaha (tipik bir ABDlinin farklı kültürlere bakış açısı bağlantılı) başvurularak yaratılan absürd atmosfer, filmdeki bütünlüğü zedeleyen bir detay olarak karşımıza çıkıyor.

Sinematografisi ile büyük etki yaratan Midsommar, ülkemizde 26 Temmuz’da vizyona giriyor.

BİR CEVAP BIRAK

Please enter your comment!
Please enter your name here