Beğen
Beğen Harika Heuheu WOW Olmamış Kızdım!
114
”İşçi sınıfımızın hedefine bir adım daha ilerlemesine bir basamak olur diye tüm yaşamımı önlerine serdim, yüreğimi ortaya koydum.”

 

6 Temmuz günü, Madımak Katliamı’nın 2. yıl dönümü sebebiyle yapılan anma etkinliğine giden ve henüz iki gün önce konuşma yapan Aziz Nesin, Alaçatı’da kaldığı otel odasında kalp krizi sonucu hayata veda etti. Son konuşmasını buradan izleyebilirsiniz.

1905 yılında Heybeliada’da dünyaya gelmiş, çocukluk yıllarında sıkı bir dini eğitim almış, gençliğinde ise askeri okula kaydolmuş ve yıllarca bu mesleği yerine getirmiştir. 1940-43 yılları arasında Kars’ta bulunurken yazdığı şiirleri, dönemin sağcı olarak bilinen Millet dergisine, kendi deyimiyle ‘o zamanlar askerlerin yazı yazmaları hoş karşılanmadığından’ babasının adı olan Aziz adı ile yollamıştır. Düzenin,istenmeyen adam ilan ettiği yazar daha sonra da uzun yıllar boyunca çeşitli takma isimler kullanarak yazılarını yazmaya devam etmiş, yayıncıların kendisini ihbar etmesi bile onu yıldırmamıştır.

1944’te görevi kötüye kullanmaktan üç ay on gün hapis cezası alır ve ordudan atılır. İstanbul’a dönüp çeşitli yayın kuruluşlarında çalışır. 1946 yılında Esat Adil’in kurduğu Sosyalist Türkiye Partisi’ne üye olur fakat bu üyelik sadece iki ay sürer. 1973’te Nesin Vakfı kurulur ve bakıma muhtaç çocuklara yardım edilir. Devlet tarafından “Komünist eğitim veriliyor” gerekçesiyle üzerinde baskı kurulur fakat bu gerekçe ispatlanamaz. 1974’te Türkiye Yazarlar Derneği kurulur ve Nesin 1975’te başkan olarak seçilir. 80 darbesine rağmen düşüncelerinden ve inadından vazgeçmeyen Nesin, 15 Mayıs 1984’te altı kişilik ekibiyle Aydınlar Dilekçesini Çankaya’da ki Evren’e götürmek istemişler fakat Evren’in talimatıyla içeri alınmamışlardır. Takvimler 2 Temmuz 1993’ü gösterdiğinde Aziz Nesin ve dostları Sivas’ın Madımak otelinde canlı canlı yakılmak istenmiş, Aziz Nesin olay yerinden son anda kurtulmuştur. Geriye ise radikal İslamcıların katlettiği 37 can kalmıştır.

 

NESİN’DEN BİZE KALAN MİRAS: MÜCADELE

Aydınlanma mücadelesinin inatçı militanı olan Aziz Nesin, her şeyden önce bir insandı ve insancıl bir yaşamı savunmak için sosyalist olmuştu. Sosyalizm fikrini hiçbir zaman saklamayan Nesin gericiliğin, faşizmin ve kapitalizmin her zaman karşısında; yoksul halkın, bilimin ve aydınlanmanın ise yanında olmuştur. Kendisi de yoksul bir ailenin çocuğu olan Nesin, nasıl sosyalist olduğunu şöyle aktarıyor:

“Ben bir rastlantıyla okuma olanağı bulmuştum. Açların, çıplakların, okumayanların yerini, şans bize gülmüş, biz doldurmuştuk. Peki, bana bunları kim veriyor diye sorduğumda, o günlerdeki yanıtım devlet oluyordu. Daha sonra devlet kimi temsil ediyor sorusuyla asıl karşılığını buldum. Halk veriyordu, Türkiye gibi okumayanların milyonları bulduğu bir ülkede okuyabilenleri aslında halk okutuyordu… Bu borç ödenmez, ama ödemeye çalışmak gerekiyor işte böylece de sosyalist oldum…”

Aziz Nesin, önemli bir yazar olmasının dışında siyaseti doğru okuyan bir kişiydi. Ülkemizin şu an içerisinde bulunduğu baskıyı yıllar öncesinden görmüş ve uyarmıştı. Ölümünden henüz bir ay önce 1 Haziran 1993’te kaleme aldığı bir yazıda o müthiş öngörüsüyle şunları söylüyordu:

“İmam-hatip liseleri kurulduğu ve sayılarının artırılmaya başlandığı tarihten bu yana, hükumet aracılığı ile devlet, imam-hatip çıkışlıların ve o inançta olanların ellerine geçmeye başlamıştır. Memur olarak güvenlik güçleri içindedirler. Eğitim ve Kültür Bakanlığı kadrosundadırlar ve bütün bakanlıklarda etkili ve sözü geçer yerdedirler. Aralarında kendilerini hâlâ laik ve demokrat sananlar vardır ve bunların sayıları da günden güne azalmaktadır. Şeytan Ayetleri’ni çevirenleri, yayıp dağıtanları öldürürüz diyenleri koruyanlar, bugün artık devletin içine sızmış değil, devletin içine çöreklenmişlerdir. Aynı düşüncede olan savcılar, yargıçlar, kaymakamlar, valiler, yöneticiler günden güne artıyor. Şeytan Ayetleri olayını tek başına bir gericilik olayı olarak almak kesinlikle doğru değildir. Şeytan Ayetleri olayı, bir bütünsel gericilik ve bağnazlık olayının bir küçük parçasıdır. Asıl sorun devletin içinden dışından, bağnazlarca sarılmış ve kuşatılmış olmasıdır. Devletin içindeki demokrat ve laik güçlerin her gün daha çok azalması yüzünden devlet, devlete karşı duruma gelmiştir. Tehlikeyi görüyor ve gösteriyoruz. Çoktan beri tehlike çanları, SOS işaretleri verilmektedir. Olay Uğur Mumcu’nun, Turan Dursun’un, Bahriye Üçok’un ve daha birçok demokrat aydının öldürülmesi, Şeytan Ayetleri’nin yayımlanması gibi bireysel bir facia değil, toplumsal bir felakete doğru hızla gidiştir.”

Aziz Nesin’in bu yazısı bir kehanet değil, dünün ve bugünün verilerine bakarak yarını öngörebilmektir.

Nesin için yazılan şu güzel cümlelerle yazımıza son vermek istiyoruz:

“Yazacak bir şey bulamamayı dilesin ama hep yazmak zorunda kalmayı lanetli bir görev gibi üstlensin.

Hapsine, sürgününe, ölüm tehdidine bile sevdalansın ülkesinin, “uğruna cefalara katlandığı halkını uyandırmak” için, çoğu kez öfkeden kudurasıya didinsin, ama hep borçlu hissetsin kendini gene de.

Güldürsün göz yaşartasıya, bal süzsün acılardan; kahkahalar atılsın, bir badem ağacı için için yanarken. Feda olsun bir gülüşe.

Gericiliğe, üzerine yürüyen güruhlar kelime-i şahadet getirmesini isterken bile meydan okusun. Din bezirgânlarına karşı kale gibi dursun.

Korksun elbet, çok korksun, ama öyle sağlam dursun ki, öyle sinmesin ki, öyle kaçmasın ki, öyle vazgeçmesin ki, korkusuz denilsin, gözü kara deliye sayılsın.

Sermaye sınıfının bütün rezilliklerini saçsın ortalığa, bağımsızlığı kaleminde somutlaştırsın. Her renkten iktidar, halka her kötülüğünde, onu bulsun karşısında. Para, koltuk, teklif dahi edilemesin.

Öyle ünlü olsun, öyle tanınsın ki bütün cihanda, öyle bilinsin ki, yer sofrasında kırıntı ziyan etmeyişi şaşırtmasın.

Yakılmak istendiği kentin bulutuna şiir yazsın be. Ama, gericiliğin aydın katliamına müsebbip olarak kendisini gösteren bulutsu aydıncıklara acıyarak bakmaya bile tenezzül etmesin.

Aç kalsın, açıkta kalsın, ekmek parası derdi düşmesin yakasından, o emeğini ülkesine, çocuklara bir gelecek uğruna harcasın, bütün yoksunlukları çocuklara kalmayasıya kendi çeksin.

Yeri geldiğinde, ölümü bile kalleşlikten kurtarmak istesin, dersini versin.

Boyun eğdirilemesin, diz çöktürülemesin bir ömür. Ayakta, hep ayakta görsün bakanlar.

Kimse ona hayaller kurduramasın mesela, bir emekçi iktidarından başka şeye kulak asmasın, gözü boyanamasın. İşçi sınıfı desin de başka bir şey demesin.

Sonra, vasiyeti mezarsızlık olsun, üzerinde çocukların koştuğu belirsiz bir toprak altında silinsin istesin ismi, cismi…”

Aziz Nesin’in Aydınlanma düşüncesini ve mücadelesini daha iyi anlamak için Yazılama Yayınevinden çıkan ve Aziz Nesin’e ithaf edilen “Yeni Bir Aydınlanma İçin Gericiliğe Karşı Aydınlanma Mücadelemiz” kitabını okumanızı tavsiye ediyoruz.

Aziz Nesin, bugüne ışık tutmaya devam ediyor hala!

Kaynakça:

1) https://www.gelenek.org/sosyalizm-tarihinden-portreler-aziz-nesin

2) http://haber.sol.org.tr/toplum/aramizdan-ayrilisinin-21nci-yilinda-aydinlatmaya-devam-ediyor-161279

3) Aksel,Asaf Güven (2017) ‘’Sola Bakan Portreler’’ ,İstanbul,Yazılama Yayınevi,Birinci Baskı,Sf:188-189

Beğen
Beğen Harika Heuheu WOW Olmamış Kızdım!
114

BİR CEVAP BIRAK

Please enter your comment!
Please enter your name here