Nobel Ödüllü yazarımız Orhan  Pamuk‘un 2008 yılında yayınladığı “Masumiyet Müzesi“, yazarın 15 yıllık çalışmasının bir ürünü. 1990’lı yılların sonuna doğru içinde koleksiyonculuk aşkı canlanan Pamuk, koleksiyonuna katacağı eşyaları yazacağı romanın bir parçası haline getirmek amacıyla satın aldı. Bu eşyaları satın aldıktan sonra müze ve romanı beraber düşünerek ortaya mükemmel bir eser çıkardı.

Roman, aşkın insan üzerinde ne denli yıkıcı bir etki yaratacağını göstermesinin yanı sıra; evlilik, aşk, arkadaşlık ve mutluluk gibi kavramlara olan bakış açımızı değiştirmemize olanak sağlıyor. Ayrıca Pamuk’un büyük bir ustalıkla yarattığı kurgu, 1970’li yıllar İstanbul’u ve dönemin Türk aile ve toplum yapısını bize yakından tanıtıyor.

Kitap, “Hayatımın en mutlu anıymış, bilmiyordum. Bilseydim, bu mutluluğu koruyabilir, her şey de bambaşka gelişebilir miydi?” sözleriyle başlar. Kitabın başlangıcındaki bu cümle bize ilerleyen sayfalarda yaşanacaklar hakkında bir ipucu sunuyor aslında. İstanbul’un zengin ve tanınmış ailelerinin birinden gelen ve romanı ağzından dinlediğimiz kahramanımız Kemal, kendisi gibi iyi eğitimli bir kadın olan Sibel ile beraberdir ve ilişkileri sorunsuz devam etmektedir. Bir gün Sibel’e hediye almak için girdiği mağazada, yıllardır görmediği uzaktan akrabası Füsun’un çalıştığını görür ve ondan fazlasıyla etkilenir.

Başlarda, üniversite sınavına hazırlanan Füsun’a matematik çalıştırmak amacıyla gerçekleşen buluşmaları giderek büyük bir aşka dönüşür. “Merhamet Apartmanı”ndaki eski dairede her gün buluşurlar. Kemal için bu buluşmalar hayatındaki en önemli şey haline gelir. Fakat ortada büyük bir engel vardır, Kemal, Sibel ile sözlüdür ve nişanlarına kısa bir süre kalmıştır. Her ne kadar Füsun’a karşı “masum” hisler beslese de “memnu” bir aşkın içindedir. Füsun, sürekli ileride ne olacağını sorsa da Kemal ne yapacağını bilmiyordur. Füsun’u daha çok sevse de sosyete baskısını da düşünüyordur.

Birlikte iki mükemmel ay geçirirler. Merhamet Apartmanı’nda her gün buluşurlar. Fakat her güzel şeyin olduğu gibi bu güzel günlerin de sonu gelir. Nişan gününün gelmesiyle Kemal için sıkıntılı ve acı süreç başlar. Nişanın ardından Füsun ortadan kaybolur. Kemal, her gün buluştukları eve gider ve Füsun’u saatlerce bekler. Onun dokunduğu eşyalara dokunarak teselli bulmaya çalışır. Durumu günden güne kötüye gider, gittikçe hasta bir insana dönüşür. Kemal’in yaşadığı bu ruhsal çöküşü iliklerimize kadar hissedebiliyoruz.

“Gerçek aşk acısı, varlığımızın en temel noktasına yerleşir, bizi en zayıf noktamızdan sımsıkı yakalar ve diğer bütün acılara derinden bağlanarak bütün gövdemize ve hayatımıza hiç durdurulamayacak bir şekilde yayılır.” -syf 215
masumiyet müzesi ile ilgili görsel sonucu

Yaşadıklarını kimseyle paylaşamasa da hareketlerindeki garipliği fark eden Sibel’e her şeyi itiraf eder. Nişanlısı durumunu anlayıp ona destek olmaya çalışsa da bir süre sonra ayrılırlar. Artık dünyada tamamen yalnızdır ve teselliyi yine Merhamet Apartmanı’nda bulur. Sokaklarda ve dokunduğu eşyalarda Füsun’u arar.

Bir gün Füsun’dan bir mektup alır ve evlerine davet edildiğini öğrenir. Ona hemen evlenme teklifi etmeyi planlıyordur. Fakat işler yine beklediği gibi olmaz. Keskin ailesinin evine gittiğinde gördüğü yabancı adamın Füsun’un kocası olduğunu öğrenir ve tekrar yıkılır. Bu akşamın ardından yaklaşık sekiz yıllık süreç başlar ve neredeyse her akşamı orada geçirir.

Füsun’un kocası Feridun senaryo yazarıdır ve film yapmak için zengin bir sermayedar arıyordur. Kemal, kendisini para için çağırdıklarını anlasa da “Mutluluk, insanın sevdiği kişiye yakın olmasıdır” diyerek aileyle zaman geçirmeye devam eder. Her akşam Füsun’u görmek, onunla göz göze gelmek ona iyi geliyordur. Bu süre zarfında Füsun’un eline geçirebildiği bütün eşyalarını çalmaya başlar. Eşyaları Merhamet Apartmanı’na götürerek onlarla “sarhoş” olur.

Sekiz yılın sonunda Füsun’un kocasından ayrılmasıyla aralarındaki engel kalkar ve tekrar bir araya gelerek nişanlanırlar. Birlikte zaman geçirip eski günlere dönerler. Füsun, Avrupa’yı görmek istemektedir ve bir süre sonra Kemal, Füsun ve Füsun’un annesi, Paris’e gitmek için yola çıkarlar. Fakat Füsun’da büyük değişiklikler vardır. Ruh hali sürekli değişir. Edirne yakınlarında bir otelde mola verdikleri sırada Füsun’un kullandığı ve Kemal’in de yan koltukta oturduğu araç kaza yapar. Füsun ölür ve Kemal ağır yaralanır.

Füsun’u kaybetmesinin ardından Kemal, bir müze oluşturma fikriyle dünyadaki müzeleri gezer ve fikir sahibi olur. Keskin ailesinin Çukurcuma’daki evini satın alarak müze haline getirir.

Kemal Bey’i bu romanda insanın bir aşk karşısında neler yaşayabileceğinin ve işlerin ne raddeye gelebileceğinin bir figürü olarak görüyoruz. Eseri büyük bir ustalıkla kurgulayan Pamuk, karakterin yaşadıklarını anlamamızı sağlıyor ve romanı yoğun hislerle okuyoruz. Kitabın yayınlanmasından dört sene sonra 2012 yılında açılan Masumiyet Müzesinde ise romanda anlatılan kahramanların kullandığı, giydiği, gördüğü bütün eşyaları görebiliyor ve romana adeta dokunabiliyoruz.

İlgili resim

BİR CEVAP BIRAK

Please enter your comment!
Please enter your name here