Kayra… Çok eskilerde Gına‘da dinlediğimiz, Farazi ile çıkarttığı “Sarhoş Palavraları ve Nahoş Nidalar” adlı albümle listelerimizde daimi bir yer verdiğimiz Türkçe rap müziğin lirikal anlamda en başarılı isimlerinden biri olan ve “Bütün Ayazların Ortasında” albümü ile de adını duyduğumuzda iki kez düşündürten bir rapçi olan Kayra…  Onur İnal ile Kayra’dan, hayattan ve son olarak her şeyin doğduğu yerden Karabük’ten bahsettiğimiz bir röportaj yaptık. Keyifli okumalar…

  • Müsaadenizle Kayra’dan başlamak istiyorum sorulara. Sizi de galiba birçok soruya ve cevaba sevk eden Kayra idi. Sizin için Kayra’yı Kinyas’tan ayıran neydi? Neden Kinyas değil de Kayra?

Bana göre Kayra kendince erken görüp kendince erken kestirip atıyor ama bunu yaparken kendi üzerinden değil genel üzerinden bakıp değerlendiriyor. Kinyas düzelebileceğine, düzeltebileceğine inanıyor ve bunu manalı buluyor. Kayra bu manadan yoksun. Bir mana aramayı buna inanmayı kendi adına bunun peşinde koşmayı da bir yerden sonra gururuna yediremeyecek kadar da anlamsız bir kibre bürünebiliyor. Ben o romanı okuduğum zaman çok benzer haller içindeydim. Yıllar geçtikçe Kinyas’ı daha iyi anlıyorum ona hak da veriyorum ama Kayra salmıyor işte.

  • Bu romanın  ilk okumada bitirilememesi de bir tür kendi alameti gibi. Sizce?

Ben cesaret edememiştim daha fazla ilerlemeye ve bitirmeye. Kitaba bir müddet ara vermeye karar verdiğim an aklıma geldi. 19 yaşında, yurt odasında. Zaten olanı biteni anlamaya çalışmaktan ve kendi kendine zulüm olmaktan bunalmışsın. Bir de üstüne bu minvalde bir romanla cebelleşiyorsun. Kinyas doğrusunu yaptı diyorum bugün. İki ay sonra bir sabah işe giderken Kinyas’a çok sinirlenebilirim bir anda onu da biliyorum.

  • “Geldiğim Yer” belgeselinde kitaptaki Kayra için “Beni içimde hep saklamaya çalıştığım çok da mutlu olmadığım bir halimle yüzleştiriyordu.” diyorsunuz. Bu yüzleşme sizin içinizdeki Kayra’da neler değiştirdi? Size iyi gelen bir yüzleşme miydi?

Yok hayır hiç iyi gelmedi. Ben neyin ne olduğunu bilmiyordum ama Kayra konuştukça gördüm anladım. Beni kemiren şeyin ne olduğunun farkına ilk olarak orada vardım ve sonra deştikçe deştim çok oynadım yarayla.

  • Kayra’nın yanında bir de tabii “Zapkinus” mahlası da var. Zapkinus kimdir ya da nedir? Kayra’ya mı ait yoksa Onur İnal’a mı? Onun da sizde Kayra gibi bir yüzleşme hikayesi var mı?

Yok hayır öyle ciddi bir mesele yok Zapkinus mevzusunda. Kader filminde bir karakter diğerine bir sahnede “Al bakalım zapkinus” diye seslenmişti. Çok komik gelmişti birisine zapkinus diye seslenilmesi. O sebeple çeşitli yerlerde kullanıyorum fakat müzikle alakalı bir kimlik değil zapkinus. Kayra’nın yanına asıl Mori de Zappa gelecek ilerleyen zamanlarda. Onun müzikal bir anlamı olacak kendi içinde.

  • Mori de Zappa çok tanıdık geldi,  90bpm albümlerinden bir parçada bahsetmiştiniz sanki..

Evet son albümün ilk şarkısında ilk kez isim olarak geçti.(Şehir FM albümü ‘Ne Olacaksa Olsun’ adlı parça).  Bir de geçenlerde kendi YouTube kanalım üzerinden bir Mori de Zappa akapellası paylaşmıştım.

  • Bu ismin sizde yeri nedir?

Yıllar öncesinden beri hep aklımda olan bir karakter. Kendimce ona bin çeşit hayat senaryosu kurguladım. Hepsinden öte bir dil oluşturdum Mori de Zappa üzerinden. Kendi kendime oyun oynarken ciddi bir şeye dönüştü Mori de Zappa.

  • Lirikal başarı olarak da Türkçe rap müzikte yeri ayrı olan hatta ilk akla gelen isimlerden biri sizsiniz. Peki sizin için rap müzikte ya da herhangi bir müzik türünde yeri ayrı olan isimler var mı? Bu isimler sizi herhangi bir manada etkiliyor mu?

Cenk Taner’in yeri her zaman bende ayrı. Hem solo işleri hem de grubu Kesmeşeker’in şarkıları benim için ilham verici olmuştur. Özellikle “İzin Vermedi Yalnızlık” albümünün yeri her zaman ayrı olacak.

  • Edebi anlamda mı bu daha çok yoksa tamamen müzikal bir şey mi?

Söz yazım tekniği olarak en çok. Vurucu sözler yazarken çok fazla kasmadan, mucize beklemeden, lafı çok dolandırmadan da istediğini yapabileceğini görmemi sağlıyor her seferinde. Şarkıyı yazarken kendi kapıldığı büyüyü dinleyene de taşıyabiliyor. Bunlar örnek alınası meziyetler.

  • Siz aslında hayatınızı direkt müziğe odaklamış biri değilsiniz. Kayra harici bir öğretmen kimliğiniz de var. O yüzden okul mu sahne mi diye soracağım. Sahnede dinleyiciyle doğrudan bir ilişki kurmak mı daha zor yoksa okul mu?  🙂

Okul bana her zaman daha kolay. Okuldaki sahnede daha rahatım. Kendimi her anlamda çok daha rahat ifade edebiliyorum. Hoş son konserlerde artık kendi kendime oluşturduğum bazı gerginlikleri de attım. Eksik olmasın dinlemeye gelen arkadaşlar çok sahipleniyor, kendimi rahat hissetmemi sağlıyor, o bağı artık iyiden iyiye hissediyorum. Yıllar süren ve umarım yıllar sürecek olan bir bağ. Biz birbirimizi biliyoruz bayağı ya da ben öyle hissediyorum. Böyle olmasa bile böyle hissetmek bile güzel.

  • Bir de bu şarkıların klip kısmı var. Bu arada C.O.D isminde bir kısa filmde de oynamıştınız, klip çekerken nasıl bir duygu durumu içerisinde olduğunuzu biraz bilmek isterim. Çoğunun senaryosunda da isminizi görüyoruz. Senaryo yazmak ve klipte oynamak arasında sizin adınıza çok belirgin farklar var mı?

Bazı şarkıların çok bariz bir olay kurgusuna sahip olması sebebiyle ben de senaryo kısmına dahil olmuş oluyorum. Kendimi senaryo yazmış olarak görmüyorum çoğu zaman. Yazdığım şarkıların senaryolaşmasına katkıda bulunuyorum sadece. “Kafamda Cehennem” şarkısına klip çekerken hemen hemen her şeyin hayal ettiğim gibi ilerlemiş olması çok güzeldi. Köy evi, bahçesi, dolmuş, aile çay bahçesi, korkuluk, arıcılıkla uğraşan amca, Veysel’in oturduğu ağacın altı hep kafamdakilere çok yakındı. İlk kez o klibi çekerken tamamen kurmaca bir karakteri bu kadar net hissetmiştim.

  • Bazı albümlerinizde hatta son albümde bir hikaye anlatıcılığı hakim. Birbiriyle ilişkili ya da birbirini tamamlayan şarkılar yazmak daha mı ortaya içe sinen bir şey çıkarıyor sizce?

Albüm yaparken benim kafam öyle çalışıyor uzun bir süredir, kendimce bir hat yakalıyorum ve şarkıları bunun etrafına kuruyorum. Albüm yapmak artık çok garip bir iş olmaya başladı hele bu tip albümler yapmak hepten garip ama dediğiniz gibi benim içime böylesi daha çok siniyor. Ama asla bu böyledir böyle olmalıdır demiyorum.

  • Aslında eskilerden yaptığınız röportajlarda da “storytelling” olarak birçok kez soruluyor. Siz de ilk olarak kendiliğinden geliştiğini belirtiyorsunuz. Kasıtla değil de şarkının kendi yaradılışını ortaya koyması gibi bir şey bu galiba.

Evet bir yerden sonra iyice sizin dediğiniz gibi oldu. “Yaşamayan Adam” diye bir albüme başlamıştım yakın zamanda. Aklımda bir sürü şey anlatmak vardı ama onca şeyi bir albüme nasıl sığdıracağımı bilmiyordum. Kendi kendime bir başla da su akar yolunu bulur dedim.Albümü yazdım bitti hatta demo kayıtlarını da aldım. İşte bu tam bahsettiğiniz olaydı.

  • Son albümde de anladığım kadarıyla bir hikaye var. Ocak ve Mart olarak kısım kısım çıkardıktan sonra tamamını Mayıs’ta dinledik. Albümün tek seferde sunulmayışı da aslında hikaye için yapılmış bir şey miydi? Çünkü “Bütün Ayazların Ortasında” albümünde de önceki albümlerden tanıdık olduğumuz diyaloglar dinliyoruz. Bu albümde bir Veysel karakteri var. Kimdir bu Veysel ve onunla izlediğiniz bu hikaye/albüm hem size hem de dinleyiciyle bağınıza nasıl bir ivme kazandırdı?

Ben albümü bağımsız olarak yayınlamayı düşündüğüm zaman iki kısım olarak yayınlamak vardı kafamda. Devam albümü gibi düşünüyordum. Şirketle anlaştıktan sonra bazı şeylere daha fazla imkan buldum. Şarkı sayısı arttı, çekebileceğimiz klip sayısı arttı ve bu da beni albümü daha uzun bir sürece yayma fikrine yaklaştırdı. Veysel her gün her yerde görebileceğimiz biri. Bu memleketin tipik bir insanı. Kendimi onun üzerinden ifade ettim. Kendi darlanmalarımı onun başından geçen olaylarda anlattım. Her şeyden önce bana yoldaş oldu en az 3 sene. Dinleyiciyle  bağımıza nasıl bir ivme kazandırdığını şu an göremiyorum. Bizim albümler yıllar geçtikçe daha çok anlam kazanıyor.

 

  • Yıllar demişken Kayra’nın Farazi’si ile ilgili durumlar nedir? Dinleyicilerinizi sevindirecek bir şeylerle buluşma ihtimalimiz var mı? Hatta Farazi demişken Gına’yı da sormuş olayım 🙂

Şu an itibariyle konserlerde buluşuyoruz dinleyicilerle. Önceden kaydettiğimiz kıyıda köşede bekleyen şarkılar da var ama akıbetleri ne olur bilmiyorum. Gına için her zaman bir mucize bekliyorum sadece bir şarkı bile olsa yeni bir Gına şarkısında yer almayı çok isterim.

  • 90bpm gibi isim bazında dolu dolu olan projeler içinde yer aldınız. Mesela öyle bir durumda ne kadar tanıdık olursa olsun birçok insanla çalışmak her durum için tek çalışmaktan farklı. Sizin için kendi adınıza farkları nelerdi?

Söz yazarken temasını, kurgusunu, içeriğini benim  belirlediğim bir şeyler üzerinde çalışmak şarkıların rengini çok koyu kılıyor. Toplu çalışmalarda herkes kendince bir renk koyuyor ortaya ve sen de o renk cümbüşüne hem karanlığınla hem bütün şeffaflığınla dahil oluyorsun. Hem kendin oluyorsun hem de başka bir hüviyete bürünebiliyorsun toplu çalışmalarda..

 

  • Kendini ifade etme olarak hangisi daha elverişli sizce?

Herkese göre farklılık gösterir tabii ki de ben genel kurgusunu kafamda evirip çevirdiğim kendime göre ayarladığım şarkılarda kendimi daha iyi ifade edebiliyorum.

  • Genelde yazdıklarınız birçok alanda hayatın kendisiyle çok ilgili. Şahsi varoluşla,politikayla, siyasetle, edebiyatla… İyi kalmaya dair yükümüz gelişen dünyada azalmak yerine artmaya devam ediyor. Peki siz yazdıkça ya da söyledikçe bu yükü atabiliyor musunuz? Aslında yazmak hafifleme ihtiyacıyla doğan bir şey miydi?

İlk başta kesinlikle öyleydi. Şimdi yeni bir şeyler yazmadan geçen günler ister istemez bir rahatsızlık duyuyorum. Senelerin verdiği bir alışkanlığa dönüştü. Eskiden dediğiniz gibi hafifleme ihtiyacıyla yazma çizme ihtiyacı hissediyordum. Şimdi durum neye döndü bilmiyorum ama artık galiba yazdıkça söyledikçe yük hafiflemiyor. Yepyeni ve çok daha ağır yükler biniyor insanın sırtına.

  • Biraz rap müziğe genel bir tablodan bakarsak birkaç sene öncesine kadar rap müzik icra edenlere, dinleyenlere bakış açısı diğer müzik türlerine göre daha olumsuzdu ya da yaklaşım, algı daha mesafeliydi. Şimdiyse durum çok farklı. Hiç beklemediğimiz insanlardan rap düeti gelebiliyor. Bu sizce biraz değişen dünyaya da ayak uydurmak mı yoksa tamamen hasbelkader ve geçici bir patlama mı? Neler düşünüyorsunuz bu konuda?

İlk dediğinize katılıyorum. Değişen dünyaya ayak uydurmak. En başta bu ve en önemlisi özellikle Amerika’da yeni nesil rap müzisyenleri birçok algıyı tepetaklak edecek müzikal yaklaşımlar geliştirince bizim buralarda da onun yansımaları oldu. Tüm bunlar olurken bu ülkede senelerce bir sürü duvar yıkan, bu günlerin zeminini hazırlayan bütün herkesin de aslında ne kadar zor bir iş başardıklarını ve bunu yıllar önce başlattıklarını hatırlamakta fayda var.

  • “Duvar yıkan” isimlerden örnek vermek istediğiniz var mıdır?

Özel bir isimden ziyade özellikle 90’larda ortada para pul, şöhret hiçbir şey yokken gerçekten sırf hiphop kültürüne aşık olduğu için bu işlerin peşinden koşan herkesi söyleyebilirim. Bu kişiler MC, dj, writer, b-boy, b-girl olmak zorunda da değil. Senelerce kaset almış, gidebildiği her konsere gitmiş ama bugün hayatın bambaşka yerlere savurduğu yüzünü hiç görmediğim, sesini hiç duymadığım bütün herkes yıktı o duvarları.

  • Bu yaz aslında rap müzik adına bayağı olaylı geçti. Çete ifşaları, diss atmalar… Ne düşünüyorsunuz bu konuda?

Bunlar hep olan şeylerdi zaten. Kendi içimizde kendi halimizde yaşıyorduk, görüyorduk bu olayları senelerdir ama şimdi işin hiç bilmeyenleri sırf hit alıyor diye bu işlere fazla odaklanıp rap müziğin gerçek tavrını görmezden gelmeye, hiphop kültürünü içi boş bir şey gibi göstermeye çalışıyorlar ki bu kabul edilemez. Bizim camia da böyle fırsat avcılarına laf vermemeli. Hiphop kendini geliştirmek isteyen herkes için en güzel okuldur. Hiphop kültürü bu işi bilmezlerin yansıtmaya çalıştığı şey asla değildir.

  • Peki Karabük deyince direkt zihninizde şekillenen ve yaşadığım müddetçe benim için anlamı budur diyebileceğiniz ifade nedir?

Yalnız hissetmemek. Öyle olmadığını bile bile öyle hissetmek. Ama artık en basit haliyle hiçbir şeyin eskisi gibi olamayacağını ifade ederek bütün güzel anlamaların önüne geçiyor. Çok zor bazı şeyleri layıkıyla anlatmak.

  • Bir de Ankara’yı sorsam? “Bu şehirde ya okunur ya aşık olunur.” derler. Siz ne dersiniz?

Ankara bu lafların ötesinde bir şehir bence. 4 sene yaşadım Ankara’da. Önümüzdeki aylarda çıkacak “Yaşamayan Adam” albümünde o 4 sene ve dolayısıyla Ankara da var.

Wannart olarak Kayra’ya bize bu güzel röportajda eşlik ettiği için teşekkür eder ve yeni albümünün güzellikler getirmesini dileriz. Kayra’nın yakın zamanda çizgi romana dönüşecek “Bütün Ayazların Ortasında” adlı son albümünü dinlemek isterseniz:

 

BİR CEVAP BIRAK

Please enter your comment!
Please enter your name here