İngiliz kökenli Ricky Gervais’in son stand-up şovu olan Humanity, aslında insanlardan çok hayvanları seven kara mizah şövalyesi için oldukça ironik bir başlık olmuş. Sivri dili, eleştirel yapısı, sistem karşıtlığı ve aykırılığı: hem kendisine yöneltilen eleştirilerin hem de hayran kitlesinin kendisini bu denli sevmesini sağlayan temel özellikleri.

“İnsanlar, şakanın öznesiyle nesnesini karıştırıyor. İkisi aynı olmayabiliyor.”

Aşırı duyarlı, buluttan bile nem kapan insanlarla çok anlaşabildiği söylenemez. Çünkü Ricky’nin belki de tam olarak karşı olduğu şeylerden biri de bu aşırı duyar. Bu stand-up şovunda da kara mizahın ne demek olduğunu tekrar tekrar açıklıyor. Kimseye dokundurmadan, orta yollu herkesin eğlenebileceği bir şov yapmak gibi bir derdi yok Ricky’nin. Bolca eleştiriyle dolu bir tarzı var. Burada eleştirileri sadece sağa sola sallamak yerine kendine de aynı şekilde eleştirilerde bulunduğunun altını çizmek gerekir.

Bazı noktalarda fazla yerel noktalara değindiği için anlamak ve haliyle anlattığı şeye gülmek zorlaşabiliyor ancak genel anlamda dili herkesin anlayabileceği bir düzeyde kullanıyor. Bazı noktalarda o kadar sivri şekilde kendini ifade ediyor ki “Yok canım, bu kadarını da düşünmüyordur” dedirtecek cinsten oluyor.

Seyircisiyle oldukça yakın ilişkiler kurup onlarla diyalog halinde olmasa bile bir iki şaka da karşı tarafa doğru patlatabiliyor. Burada en temel yıktığı ön yargıyı belirtmek gerekir: “İngilizler soğuktur, şakadan anlamaz”. Aksine, mizah kültürünü farklı bir seviyeye taşıyabilecek tarzıyla Ricky, İngilizlere olan ön yargıyı kesinlikle yıkabilir.

“İnsanlar sevmedikleri bir şey görünce bununla başa çıkmaktansa o şeyi sona erdirmek istiyor. Kendi sorunları olan herkes onlar kadar düşünsün istiyorlar.”

Öncelikli olarak başa çıkması gereken şey ise onun hangi konular hakkında şaka yapıp yapamayacağını söyleyen insanlar yığını. Yaşadığımız devirde herkes o kadar alıngan olmuş durumda ve herkes o kadar “kendi sorunu dünya üzerindeki tek ve en önemli sorunmuş” gibi davranıyor ki. Haliyle konu seçimi konusunda sınır tanımayan kara mizahçıların baş karşıtları bu insanlar oluyor. “Bu konu hakkında şaka yapamazsınız” gibi düşünceler ortaya atılmaya başlanıyor.

“Kendimi twitter polisi bellediğim için ifade özgürlüğünün anlamını her gün birine anlatmaya çalışıyorum. Özellikle de komedi bağlamında, şaka bağlamında. Kötü bir şey hakkındaki şaka, o kötü şey kadar kötü değildir. O kötü şeyi hoş gördüğün anlamına gelmez, tepkini şakayla da koyabilirsin. Önemli olan şakanın kendisi.”  

Bu cümle belki de olaylar ve şakalar hakkındaki duruşunu bir nebze açıklar nitelikte. Kötü bir durum hakkında şaka yapıyor olmak da tepki göstermenin bir şekli olabilir. Kaldı ki bu şovunda rahatsız olduğu olay ve örgüler üzerinde eleştiriler yaptığı kadar kendi üzerindeki gözlem ve deneyimlerini de anlatıyor. Öz eleştiri yapmak konusunda hiçbir çekincesi olmadığı gibi diğer ünlüler üzerinde de aynı eleştiriyi yapabilecek kabiliyete sahip.

Homofobiklikten tutun çocuk sahibi olmaya, evlat edinmekten tutun yaşlılığa, egoist bir birey olmaktan tutun aşırı hassas bir birey olmaya varana kadar bütün bu birbirine zıt karakterleri aynı ofansif mizahşör tarzıyla şovun içerisinde şovuna yedire yedire anlatıyor.

7 yıl aradan sonraki ilk stand-up şovu olmasına rağmen oldukça başarılı ve tam da kendi tarzına uygun bir yapım olduğunu söylemek mümkün. Müstehcenliği ve susadıkça “Cheers” eşliğinde bira içmeye gidişi de elbette ki bir gerçek. Şovun sadece bir kısmında anlatmak istediği bir hikâyeyi oldukça uzun ve kendini tekrar ederek vermesi dışında herhangi bir bunaltıcılığı olduğu da söylenemez. İngiliz kültürüne ait ögeleri minimal bir seviyede tutarak ekran başına geçen çoğu izleyicinin anlayabileceği ve eğlenebileceği bir dille şovunu sürdürmüş.

IMDb’den 7,9 puan alan Netflix orijinal yapımı şov, herkese hitap etmese de ofansif mizahı kaldırabileceklere bol kahkahalı vakit geçirmek için biçilmiş bir kaftan olmuş.

BİR CEVAP BIRAK

Please enter your comment!
Please enter your name here