Elizabeth Bathory kendi deyimiyle Kanlı Kontes, 1560 yılında Macaristan toprakları içerisinde doğdu. Gözlerini güce ve zenginliğin ortasında açan Kontes, küçükken yaşadıklarının da etkisiyle olsa gerek tarihin en karanlık ve ürkütücü kadınlarından birine dönüştü. Kanlı Kontes’i daha yakından tanımak isteyenler için bu yazıyı hazırladık. Keyifli okumalar.

Sıkıntılı Çocukluk

Elizabeth Bathory, ailesinin konumu ve ünvanından dolayı çocukken hiçbir maddi sıkıntı çekmedi. Yaşıtlarının çok ötesinde olan Kontes, o dönem için olağan dışı sayılabilecek bir eğitim alıyordu. Bu eğitimler sonucu 5 dil bildiği söylenenler arasında. Fakat hayat bu kadar güzel ve olumlu devam etmeyecekti onun için. Elizabeth, daha küçük yaşlarda sara nöbeti geçirmeye başladı. Bundan belki de daha vahimi 6 yaşında tanık olacağı andı. O gün hizmetçisi Elizabeth’i yatırdı ve odadan ayrıldı. Dışardan gelen seslerle uykusu bölünen küçük kız, sesin geldiği yöne bakmak için cama yöneldi. Dışarıda elleri kolları bağlı olan bir adam ve onun yanında Elizabeth’in dayısıyla uşağı vardı. Dayı ve uşak daha önceden karnını yardıkları atın içine bu adamı koydu ve atın derisini dikmeye başladı. Atın içerisinde can veren bu adam küçük Elizabeth’in şizofrenisini tetikleyecekti. Kontes’in çocuk yaşta yaşadıkları bunlarla sınırlı değildi. 12 yaşındayken köylü bir adamdan hamile kalmış, çocuğunu da doğurmuştu. Fakat ailesi soylu olmasından dolayı toplumdan çekinmiş, bebek Elizabeth’in elinden bir daha göremeyeceği şekilde sonsuza kadar alınmıştı.

Elizabeth Bathory, bu yaşadıklarından sonra ailesinin de onayı ile 15 yaşındayken 25 yaşındaki Kont Ferencz Nasdasdy ile evlendi. Çocukluğu gibi evliliği de sıkıntılı geçen Kontes, 25 yıl evli kaldığı kocasıyla doğru düzgün bir aile ortamı kuramamıştı. Eşinin sürekli savaşta olması, etrafında kendine yakın arkadaş bulamamasından dolayı Kontes gittikçe yalnızlaşmış ve delirmeye yaklaşmıştı. Kocasının olmamasını fırsat bilerek evinde genç erkeklerle birlikte oluyor, sado-mazoşist lezbiyen partileri düzenliyordu.

İşkenceye Başlangıç

Kontes 20’li yaşlarına geldiğinde güzelliğinin doruğuna ulaşmıştı. Fakat bu güzelliğin ardında psikopat bir katil yatıyordu. Önce hayvanlar üzerinde türlü işkenceler uygulayan Kontes bir gün bu saplantısını genç kızlar üzerinde yapmaya başladı. Olayın çıkış noktasında ise Kontes, saçını taraması için bir genç kızı görevlendirir. Genç kız, Elizabeth’in saçını tararken tarağı saça dolanır ve Elizabeth’in canı yanar. Anlık bir sinirle arkasına dönen Kontes kıza sert bir tokat vurur. Kızın patlayan dudağından eline kan bulaşan Kontes, genç kız kanı ile gençleşme arasında bir bağlantı kurar. Bu tarak olayından sonra Kontes ve onun büyücü sağ kolu Dorotha Szentes yaşadıkları şatoyu bir işkence haneye dönüştürür. Köyde ne kadar genç ve bakire kız varsa çoğunun yolu bu şatodan ve türlü işkenceden geçer. Hatta daha sonra hızını alamayan Kontes, soylu ailelerin kızlarını da esir alır. Kendi tuttuğu günlüğüne 600’ü aşkın genç kızı öldürdüğünü yazan Kontes, genç kızların kaybolması ve cesetlerin şatosunun yanında bulunmasıyla dikkat çeker ve polisler tarafından yakalanır. Ailesinin soylu olmasının avantajını bir kez daha görerek ölüm cezasından kurtulur. Hayatının sonuna kadar şatonun küçük bir hücresinde yaşamaya mahkum edilen Kontes, 1614’te ölmüştür. Cesedini hücresinden çıkartırken gardiyanlar Kontes’in suratının şeytana benzediğini aktarmıştır. Kontes’in yüzünde oluşan bu defermasyon ise frengi hastalığından kaynaklanmıştır.

İşkence Türleri

Öldürdüğü kızların kanlarından banyo yaptığı söylenen Kontes birbirinden çirkin işkencelere başvurmuştur. Onlardan bazıları;

– Konuşmasını sevmediği kızların ağzını dikiyordu. 

– Bazı kölelerinin vücuduna bal sürüp, ormanda ağaca bağlı halde bırakıyordu.

– Kışın, çırılçıplak bıraktırdığı kızları ıslatıp dışarıda donmalarını izliyordu.

– Kızları bağlayıp, ayak parmaklarının arasına yağlanmış kağıtlar koyuyor, önlerinde ateş yakıyordu. 

– Kızların çeneleri birbirinden ayrılana kadar çekiyordu.

BİR CEVAP BIRAK

Please enter your comment!
Please enter your name here