Burak Fidan

29 Mayıs 1997’de Erzurum’da memur bir baba ve hemşire bir annenin ilk çocuğu olarak dünyaya geldi. İlk ve orta öğrenimini Ertuğrul Gazi İlköğretim Okulunda geçirdi. Her zaman başarılı bir okul hayatı sürdüren Burak sonrasında Erzurum Fen Lisesini bitirdi. Şu an Erzurum Atatürk Üniversitesi Tıp Fakültesinde 2. sınıf öğrencisi. Babası gençlik yıllarında iki şiir kitabı çıkarttı ve Türkiye Yazarlar Birliğinde görev aldı. Çokça şiir dinletisine baba-oğul gittiler. Şiire olan ilgi ve tutkusu bu vasıtayla başlayan Burak Fidan lise çağında arkadaşlarının ve öğretmenlerinin onu keşfetmesiyle kendini profesyonelleştirme çabasına girdi. Aynı zamanda kara kalem portre çalışmaları yaptı, bağlama çalmayı öğrendi. Kendine en yakın hissettiği şiirin ise hep ayrı bir yeri oldu. Lise çağında Final Okullarının düzenlediği şiir gecesine davet edildi. Birçok okul dergisinde yazdı. Üniversitede de Fakültatif Tıpçı, Zemheri gibi e-dergi platformlarında aktif olarak yer aldı ve almaya devam ediyor. Okulunun ve mesleğinin, bu sanata olan ilgisinin önünde asla bir engel olmayacağını söyleyen Burak Fidan edebiyat dünyasının zirvesine çıkmak için çalışmakta.

 

Kılıç

Sondan başa yazayım ben

Sağdan sola oku

Bahsettiğim,

İnmesi daha zor bir yokuş.

Burnumun direğinden asmış beni saçındaki koku

Ne gezmek isterim şimdi ne görmek

Avucuma sığdığı kadar nefret,

Ne kızmak isterim sana, ne sevmek

Soğuk bir kalbe neylesin kor ateşten yelek?

Demişsin ki tüm olanlar en başından suçtu

Bir karanlıktan yine onlarca ışık ürktü.

Varoştu gözlerim ve dudaklarım yetim

Böyle sevmeyecektim, sadece kalbim sürçtü.

Bu gecenin sabahı tüm caddeleri pus eder

Zaten dilek sigaramı da çevirmedim bu sefer.

Dirilsin,

Dirilsin toprak ki

Bir yeşil, bir kahve daha eşittir sen eder.

Senden vicdanlıdır dalga

Böyle vurmaz kıyıya.

Ve denedim, yaklaşamaz belki ama

Koşabilir insan da yıldızlara.

Belki gerçek olsalardı rüyalarda kalırdın,

Belki gerçek olsaydın, seni gerçekten tanırdım

Ve ben bu semtin sokakları ezberimde sanırdım,

Hiç görmediğim bir yol, bir çukur bu

Ben de kaldırdım kağıtları düşeyazdım.

Aklıma gelince şimdi, bir miktar susadım

Hatırla, kendimi bir ara seninle su sandım.

Yatağımı da bulamadım

Gözünde birkaç damlaydım, ki zaten akmadım.

Şimdi değil belki bir, bin zaman önce

Dizlerimi kırmasan da sürünürdüm sana

Bir resmini yapacak olsam tekrar ben de,

Gökyüzünden alıp biraz, tükürürüm yere.

Bir şeyleri zamana çok hızlı bıraktık,

Kırılma sesleriyle de o yüzden uyandık.

Dön başa,

Bir daha, bir daha okursun

Ellerinle başını da yalandan tutmuşsun.

Sessizliğim, son gülüşüm, eskim, yenim

Çok şeyi değiştirdim, sanma ki dünüm yarın

Gözüm öyle yukarılarda da değil benim,

Ki o yüzden zaten acımamıştır canın.

 

Beş Mevsim

Dile kolay ne varsa söylüyorsun,

Yine bardaktan boşanırcasına akıyorsun zihnime

Ne beni tanıyorsun aslında

Ne kendini,

Canın ne zaman isterse ıslayamazsın yüreğimi,

Öyle her kitabın arasında da saklayamazsın beni.

Geceye sarılıp, yarım ay görünce ağlayamazsın

Mesela,

Sana yazılan ilk şiiri asla unutamazsın,

Bir hayal et!

Tek nefeste sigaramızı bile söndüremezken,

Güneşe bu ne cesaret?

Ömür ile silgiler nasıl yarışır?

Plastik kalpler, şiir sevebilir mi?

Ne denli bir korku bu gözlerindeki?

Sen mi icat ettin kaçmayı?

Kanatların yoktu ki senin

Bulursan yeni bir gökyüzü,

Hemen nasıl öğrenirsin uçmayı?

 

Bir Soru

Kaybettiklerim, elli yapımı filmlerden daha renkli,

Herhangi bir fırtınadan sessiz

Tüm gölgelerden ağır

Ve şimdi çalan şarkıdan daha uzundu belki.

Oysa kaç şiir betimler olmayışını?

Ben konuşamazken karşında

Ezbere ne de güzel okuyorsun sevdayı.

Gidersen kurur denizler,

Söyle ne iş yapsın balıkçılar?

Rengarenk teller yerine

Pas tutmuş gök kuşaklarına mı konsun kuşlar?

Ne için savaşırız bundan sonra?

Özgürlüğe mi?

Ben özgürlüğüne kelepçelemişim kendimi.

Ödünç aldığımız her sevgiyi vereceğiz geri,

Hangi çılgın okyanusa bakarsan bak

Hep düz göreceksin o çizgiyi.

Hala gideceksen seni durdurmamalı.

Bu kent, bu deniz, bu kuşlar ve ben;

Susarız,

Hayır, tek bir soru belki

Üstüne oturmak için bulutların, daha ne kadar kazmalı?