Beğen
Beğen Harika Heuheu WOW Olmamış Kızdım!
1

Türk yazar ve şair Ferit Edgü, 24 Şubat 1936’da İstanbul’da dünyaya geldi. Güzel sanatlar eğitiminin yanısıra Paris’te sanat tarihi, felsefe ve seramik kurslarına katıldı.

Yazın hayatına şiirle başlasa da bir tesadüf eseri Sait Faik Abasıyanık ile tanışmasıyla öykü türüne yöneldi. Edebiyatın farklı alanlarında ürettiği eserler birçok yabancı dile çevrildi.

“Bir Gemide” kitabıyla 1979 yılında Sait Faik Hikaye Armağanı’nı, “Ders Notları” ile de 1979 TDK Deneme Ödülü’nü kazanmıştır.

Ferit Edgü yazılarında deneysel bir üslup kullanmıştır. Dil onun için bir araç değil amaçtı. Kendi hayatından ve tecrübelerinden hareketle değişik anlatım biçimleri denedi. Özellikle 2. Dünya Savaşı sonrasında yükselişe geçen varoluşçuluk akımından etkilenerek kendine has tekniklerle yeni bir hikaye tarzı oluşturdu. Kendine, kalemiyle özdeşleşen bireysel bir yazar kimliği yarattı. Uzun uzun düşündüren kısa cümleleri; yalın, başıboş yüklemsiz satırları ve gerçeküstü anlatımıyla “özgün” sıfatını sonuna kadar hak etmektedir. Ayrıca yazarın harf kimyasına oldukça önem vermesi de üslubuna şiirsel bir hava katıyor.

2. Dünya Savaşı’nın kötü atmosferinde geçen çocukluğu yazarın eserlerinin içeriğini büyük ölçüde etkiledi. Romanları ve öyküleri insanı tedirgin edecek seviyede zamansız ve lamekan konseptlerde bireylerin iç dünyalarını derinlikli bir şekilde yansıtmıştır. Yalnızlığı, bireyin çevresiyle uyumsuzluğunu ve içsel bunalımlarını, hayatın anlamsızlığını, sosyal hayattaki iletişim kopuklukları ve yozlaşmaları varoluşsal çözümlemeleriyle harmanlayıp eserlerine işledi.

En ünlü yapıtı kabul edilebilecek “Hakkari’de Bir Mevsim” adlı romanı da Erden Kıral’ın yönetmenliğinde sinemaya uyarlandı ve Berlin Film Festivali’nde ödül kazandı. Kitap, yazarın Hakkari’de öğretmenlik yaptığı dönemlerden kesitler taşır. Ferit Edgü’nün yazın hayatını “Hakkari’den önce” ve “Hakkari’den sonra” şeklinde ayırmalıyız, zira Hakkari’de geçirdiği süreç yazarı derinden etkileyerek edebi eserlerinde de tezahür etmiştir.

İnsan birçok kez doğabilir. Ben de ikinci kez Hakkâri’de doğdum. Hakkâri dönüşü, aynı insan değildim.

Hem Paris hem Hakkari gibi iki coğrafyaya şahit olduktan sonra yazarın yaptığı muhakemeler farklılaşmış, işlediği temalar bireysellikten toplumsallığa kaymaya başlamıştır. Yani, bireysel sorunların kökeninde toplumsal yozlaşmanın olduğunu görmüştür.

Hakkâri öncesinde yazdıklarımda ağır basan; varoluş, bireysel sorunlar, cinsellik, umutsuzluk gibi konulardı. Çıkmazdaki bireyi yazıyordum. Çünkü çıkmazdaydım. Hakkâri’den sonra yazdıklarımda da tüm bunlar vardır. Ama bambaşka bir biçimde. Çaresizlik toplumsal boyutu olan bir çaresizliktir artık ve yalnız, yazarın bireysel çaresizliği değil, anlattığı insanların çaresizliğidir.

Yazarın üslubu ve işlediği temalar kombinlenirse onu en iyi “Türkiye’nin Minimalist Kafka’sı” olarak tanımlamak mümkün.

Ferit Edgü ve Tezer Özlü çok yakın dostlardı. İki yazarın hiçbir zaman yayınlamayı düşünmedikleri mektuplaşmalarını içeren “Her Şeyin Sonundayım” adlı derlemede ikilinin psikolojik derinliklerine tüm çıplaklığıyla şahit olabilirsiniz.

Tezer Özlü’den Ferit Edgü’ye:

Ben en çok seni kavrayabiliyorum. Nasıl anlatayım. Senden başka hiçbir insanı tam anlamıyla, bütünüyle kavrayamıyorum. Öykülerini ve çevirilerini ve yazılarını da iyi anlıyorum. Diğer kişilerle aramda hep bir boşluk kalıyor, Demir’le bile. Galiba en çok da seni seviyorum. Bana mektubun bile Bach kadar dinlendirici geliyor.

Ferit Edgü’nün yapıtlarından minimum kelimeyle içimizde birçok derin duygular uyandıran bazı alıntıları sizler için derledik.

“Gecenin çökmesini bekliyordum. Kendimi hapsettiğim bu evden karanlığın yardımıyla kaçacak, içimde bir çocuk yazısı gibi kargacık burgacık, okunması güç sıkıntımın kaynaklarına doğru doludizgin gidecektim.” 

-Kaçkınlar

“Mutluluk soruların bittiği yerde başlıyor, öyle mi?” 

-Hakkari’de Bir Mevsim


“Olsam olsam, attığı demiri almak istemeyen bir kaptanım. Ya da kayalara vurmuş bir tekne. Daha batmamış. (batsa kurtulacak. ama batmamış. batamayan. karaya oturmuş.)” 

-Hakkari’de Bir Mevsim


“sonra yanmayan lamba
kalkamamak yürüyememek
yalnız alt ve üst çenenin birbirine vurması

titreyen
ve
parçalanan yürek

bir gece daha
söylenmek istenen söylenemeyen
gırtlakta takılıp
kalan
boğuk
bir hece daha.”

-Hakkari’de Bir Mevsim


”Herkese hayatını anlatma. Bazı parçalarını çalan olur.” 

-Av

“Nerden geldiğini pek anımsamayan,
niçin burda olduğunu pek bilmeyen,
kendine oldukça bulanık bir geçmiş yakıştıran,
ve buna inanması gerekip gerekmediğini
kendisi de bilmeyen biri
bir gün, kendini ararken başkalarını buldu.” 

-Ders Notları

“Kaptansız bir gemideyiz. Hiç kimse nereye gideceğimizi bilmiyor. Amaçsızca gök boşluğunda kanat çırpan kuşlar gibi oradan oraya gidiyoruz. Ama çaldığımız tüm kapılar kapalı. Vardığımız her yer, boyumuzu aşan bir duvar. Deliksiz taş bir duvar. Ardında neler olup bitiyor, bilen yok.” 

-Yazmak Eylemi

”Yalnızca tavanda bir noktaya dikilmiş bir bakış: hayat dedikleri demek buymuş.” 

-Eylülün Gölgesinde Bir Yazdı


“Kadın, ne çok şey unuttun dedi.
Adam, o kadar çok şey anımsıyorum ki, onlar da senin unuttukların.
Uzun bir susuştan, birkaç yudum şarap içildikten sonra, kadın üşüyorum dedi.
Erkek kulağı çakıllara çarpan küçük, kırılgan dalgalarda, duymadı üşüyorum sözcüğünü.
Gene de (sözcüklerin garip rastlantısı!) `Ben de.’ dedi. “ 

-İşte deniz, Maria

“En uzak yer varamadığın, varamayacağın yer değildir. En uzak yer senin ardında bıraktığın, bir daha dönmeyeceğin, dönsen de bulamayacağın yerdir.” 

-Nijinski Öyküleri


“Çok şükür görmüyor gözlerim. Ya kör olmayıp da göremiyor olsaydım?” 

-Çığlık

“Yalnızlığımız her zaman çoğul.” 

-Kimse

Beğen
Beğen Harika Heuheu WOW Olmamış Kızdım!
1

BİR CEVAP BIRAK

Please enter your comment!
Please enter your name here