Punk müzik bizi; hiçbir zaman kırılgan objeler, umutsuz baştan çıkarıcılar, reddedilmiş aşıklar, ‘femme fatale’ler vb. rolü yapmak zorunda kalmayan ve yine de güçlerini cinsellik yanında ateşli zekaları ve hırslarıyla nitelendiren The Slits gibi kızgın ve tamamı kadınlardan oluşan müzik gruplarıyla ve Siouxie Sioux gibi solistlerle tanıştırdı. 70’lerin sonunda kadınlar, İngiltere ve Amerika’da Punk sahnesindeki liderler olarak büyük adımlar attı ve Rock’n Roll’un cinsiyet politiğini değiştirmesine yardımcı oldu.

Burada inceleyeceğimiz gruplardan ilki, bugün gitaristleri Joan Jett ve Lita Ford’un sonraki kariyerleriyle bilinen grup The Runaways. Los Angeleslı grup 1975’te Jett ve davulcu Sandy West etrafında biçimlendi ve 1977’de büyük bir başarı yakaladı. Teknik olarak bir Punk grubu olarak başlamasalar da, özellikle Jett’in Glam, Garage ve Punk müziğe yönelimi sebebiyle, birkaç New York ve Londra punk grubuyla etkileşim içine girer hale geldi. Gösterişli gitar sololarıyla bilinen Ford, metale yönelmek istedi (ve sonrasında yöneldi de) ve grup 1978’de ayrıldı. The Runaways oldukça Rock’n Roll’du ve özellikle 1976’da kendi isimlerini verdikleri ilk albümlerinden “Cherry Bomb”la Japonya’da epey ünlülerdi. 1977’de Japon televizyonunda yaptıkları bu şarkı performansını aşağıdan izleyebilirsiniz.

Sıradaki grubumuz ise The Slits. Grubun Almanya doğumlu solisti Ari Up 2010’da kanserden ölene kadar, grup 2005’ten beri sessizlik içindeydi. 1976’da Flowers of Romance adlı grubun üyelerinden doğan ve çoğunlukla tamamı kadın olan The Slits, The Runaways’ten oldukça farklı bir ses geliştirdi, bazıları bunu Hard rock olarak adlandırdı. Zaman zaman çaldıkları The Clash gibi, tecrübesiz sokak Punk’ından, Reggae fikirler almaya ve yeni bir şeyler yapmaya, kendi deyimleriyle daha garip bir şeyler, ve o zamanda herhangi birinin yapabileceğinden daha sivri bir hale evrilmeye başladı.

Siouxsie and the Banshees ve daha sonraki The Creatures’in Siouxsie’si, kariyerine Londra punk sahnesinde Sex Pistols’un bir takipçisi olarak başladı. Dikkat çekmeye çalışan çocuklarla dolu bir sahnede, o ayağa kalktı. İlk başta tek başına sahneye çıkmaya karar verse de, daha sonra kendi grubunu oluşturdu, Slits’in gitaristi Viv Albertine onun için “tamamen olmuş, tamamen kontrollü, tamamen rahat” geldiği yorumunu yaptı. Rock gazetecisi Jon Savage ise Siouxsie için “önceki ya da sonraki kadın şarkıcılardan tamamen farklı, soğukça hükmeden ve oldukça modern” yorumunu yapmıştı. Ayrıca The Cure, Bauhaus ve The Damned arasında oldukça iyi bir söz yazarıydı ve Gotik rock’ın kökeni olarak adlandırıldı. 1978 Hong Kong Bahçesi’ndeki performansını aşağıdan izleyebilirsiniz.

Son olarak ise Wendy O. Williams ve The Prismatics. Williams 70’lerin çoğunu sahnede üstsüz, zincir kırıcılarla gitaristleri ikiye keserek ve arabaları ateşe vererek geçirdi. Peki grubu The Prismatics, iyi miydi? Söylemesi zor. Onlar… istikrarsızdı. Pek fazla bir şarkıcı olmayarak, Williams ve The Plasmatics The Runaways’in Hard rock’ının daha gürültülü haliyle kuşatılmıştı ve sonuçta metale yöneldi. Dinlediğiniz sadece müzik değildi, tecrübe ettiğiniz müzikti, Williams ve grubunun sahnede sergilediği ve zar zor kontrol edebildiği katışıksız kaostu. Williams adaba uygunluğun sınırlarını otuz yıl önce, bir tür cinsel samimiyet ve kültürümüzü hala endişelendiren bir güçle aşmıştı.

Kaynak: Open Culture