En eski çağlardan şu zamana kadar oluşmuş kimi kavramlar her zaman hayatımızda büyük rol oynamıştır. Bunlardan bazıları eski bir gelenek olarak sürdürülmeye devam etse de bazıları da yozlaşmış bir toplumun kanayan yarası olarak dile gelmiştir.

Tarihte ”kadın” konusunu ele aldığımızda her millet ve dinde yaşanan haksızlıklar her dönemde rahatsız edici bir şekilde ayrıma sebebiyet vermiştir.

Dourun Westminister Kilisesi’ndeki bir İngiliz keşiş konuşmasında şunları söylemiştir: Yüzyıl öncesine kadar kadın kocasının sofrasına oturma hakkına sahip olmadığı gibi söz verilmeden konuşması da yasaktı. Adam başının üzerine büyük bir odun asar ve gerektiğinde kadını cezalandırmak için onu kullanırdı. Erkek çocuklar ise annelerine evdeki hizmetçiden daha fazla değer vermezlerdi.

Çinlilerde kadın insan sayılmaz ve isim dahi verilmezdi. Kız çocuklarına da ad verme gereği duymaz, bir iki üç şeklinde çağırırlardı. Hayatı boyunca bir adamın yönetiminde yaşamak zorundaydı. Kadın hizmetçi sayılır, kocası ve çocukları ile aynı sofrada oturamazdı. Ayakta durup onlara hizmet etmek zorundaydı.

Farslarda kadın erkeğe itaat etmek zorunda kalırdı. Bir erkeğin birden fazla kadınla evlenmesi normal karşılanırdı. Sasani İranı’nda Farslar, kan bağının nikaha mani olmaması nedeni ile anne ve kız kardeşleriyle evlenebildikleri gibi bu konuda teşvik edilirdi.

Arapların cahiliye döneminde kız çocuklarının toprağa diri diri gömülmesi tarihi bir gerçektir. Kız çocuğa sahip olmak kötü bir durum olarak görülürdü.

Budizm’in kurucusu Buda, ilk zamanlar kadınları dine kabul etmemiştir. Eski Yunanlarda da kadının bir değeri bulunmazdı. Kadın, tıpkı bir eşya gibi alınıp satılır ve miras olarak bağışlanabilirdi.

Slavlarda (Ruslarda) kadın eşya olarak kabul edilir ve bu olay Zodruga şeklinde adlandırılırdı. Slav ailesindeki çocuklara da esir gibi bakılırdı. Ruslar, kocası ölen kadını da kocası ile birlikte gömerlerdi. Rus hükümdarlarının, yakın adamlarının gözü önünde halktan cariyelerle ilişkiye girmesi normal karşılanırdı.

Geçmişten günümüze dahi insanların kendi kafalarında oluşturulmuş olan bu yargı her dönemde ”kadın olabilmek” terimini zora sokmuş bir algıdan öteye gitmemiştir.

Bu durumu modern hayata uyarladığımızda da bu gerçekler sadece şekil değiştirmiş ama fikri bir bütün olarak yaş almaya devam etmiştir.

Ekonomik bağımsızlık sorunu, iyi bir eş ve anne olma zorunluluğundan doğan mecbur bırakılmış evlilikler, çalışma hayatındaki ayrımcılıklar, şiddet ve toplumda uyması beklenen bir çok sorumluluk.

Op. Dr. Banu Çiftçi’nin TEDXTALKS konuşması, bu konu hakkında değinilmesi gereken bir nokta olarak gösterilebilir.

Önemli olan cinsiyetlere dağıtılan ve dayatılan roller değil asıl önemli olan insan olabilmenin özünü kendimize hatırlatmaktır. Bütün bunları sadece cahillikle bağdaştırmak yerine, gelecekte çocuklarımıza miras bırakacağımız bu dünyayı ahlakla da taçlandırmamız gerekir. Bu da sayılarla dahi ölçülemeyecek kadar değerli bir kavram.

Tıpkı Frida Kahlo’nun dediği gibi;

”Ahlak ve namus deyince sadece kadından konuşmaya başlayan herkes, ahlaksız ve namussuzdur.”

Kaynak:

1

BİR CEVAP BIRAK

Please enter your comment!
Please enter your name here