Hissettiğimiz ya da doğduğumuz bedenin kabullenişiyle olan mücadelelerimiz devam ederken, toplumun kadın bedeni üzerine dayatmış olduğu normlar, gerçek olamayacak kadar ütopik fizikler, zorbalıklar, moda dünyasının reklam adı altında pazarlamış olduğu muhteşem kadın algısı…

Tüm bu saymış olduklarım ve daha nicesi son yıllarda iyi ya da kötü olarak çok tartışılır konuşulur oldu. Fakat bir yandan da ne kadar konuşulursa konuşulsun bu konuyla ilgili algılar tam oturmuş değil. Çünkü doğduğumuzdan beri toplum tarafından bize işlenmiş beden algılarını yıkmak öyle “hadi artık bundan vazgeçelim” diyerek olmuyor maalesef. Küçük yaşlarda Barbie bebekleri ideal kadın kabul ederek başladığımız bu koşullanmalar ilerleyen yaşlarda çoğunlukla medyada gördüğümüz pek çoğunun işi modellik, oyunculuk vb. olan ve hatta kendileri de muhtemelen dışarıdan yorumlarda bulunan kimseler tarafından belli bir biçimde görünmeye mecbur bırakılmış insanların ideal olarak tanımlanmasıyla devam ediyor. Hal böyle olunca kıyaslamalar, kendinde eksikler bulma, değişme isteği ve yetersizlik hissi ortaya çıkıyor.

Hiçbir yaş aralığı, iş, aile, sosyal çevre farkı dahi gözetmeksizin çevrenizdeki kadınlarla konuşmayı deneyin. Konuştuğunuz her bir kadının verilmesi gereken en az 5 kilosu olduğundan ve vücudunda düzelttirmek isteyeceği bir yeri olduğundan bahsedeceğine eminim diyebilirim. “Burnum biraz daha kalkık olsa, keşke kulaklarımı biraz daha küçültebilsem” gibi daha niceleriyle karşılaşacağız. Bunun sebebi biraz da olmamız gereken bir ideal ”biz” var ve ne hikmetse o ”biz” hiçbir zaman, şu an olduğumuz biz değil. Hep bir şeyler eksik. Peki Instagram gibi sürekli elimizin altında kendimizi kıyaslayıp üzüleceğimiz “ideal” bedenler ya da kişiler her an dikkatimizi çekerken önünü alamadığımız bu kıyaslamaları nasıl durdurabiliriz? Kendimizle nasıl savaşmalı ve yönümüzü nereye çevirmeli? Ya da savaşmalı mıyız? Eğer siz de bu konuyla alakalı kendinizle savaş halindeyseniz ya da bazı şeyleri zihninizde yerli yerine koyamadıysanız gelin ilham alabileceğiniz bu dört kadını biraz inceleyelim.

Ashley Graham

İlham aldıklarımıza bir süper model ile başlayalım. Moda ya da beden algısı konularıyla ilgisi olmayanların dahi tanıdığını tahmin ettiğim Ashley Graham geçmiş olduğumuz son 4-5 yılda kariyerinin zirvesine oturan süper modellerden oldukça farklı. Çünkü kendisi 31 yaşında ve 14-16 beden (xl ya da xxl diyebiliriz).

Küçük yaşlarda modelliğe başlayan Ashley, oldukça güçlü ve bilinçli bir anne tarafından yetiştirilmiş olmanın etkisiyle alıştığımız kalıplara meydan okuyor ve uzun vadede başarılı olarak büyük markaların defilelerinde yer alan modeller arasına adını yazdırıyor. Kendisini bir “beden aktivisti” olarak da tanımlayan Ashley, sıklıkla kadınlara kendi mücadelelerini anlattığı konuşmalar yapıyor ve medyada farklı bedenlerde kadınlar görmenin, kadınlar için küçük yaşlardan başlayarak beden algısının gelişmesinde son derece önemli olduğunu vurguluyor.

Kusurlarını göstermekten zerre korkusu olmayan Ashley, büyük beden kıyafetler üzerine çalışan Additionelle markasının da sahibi ve #fashiondemocracy mottosu ile her bedenden kadınları özgürce bikinilerini giyip plajlarda hayattan keyif almaya davet ediyor. Bunun yanı sıra kendisi şu anda hamile ve hamileliğin vücudunda yarattığı değişimleri kucaklayarak paylaşıyor ve böylece sürece bambaşka bir bakış açısı getiriyor.

Iskra Lawrance

28 yaşındaki İngiliz model Iskra Lawrance de tıpkı Ashley gibi oldukça erken bir yaşta başlamış olduğu modellik kariyeri boyunca yaşadığı zor anları ve kendi beden algısı ile ilgili sıkıntılarını paylaşmaktan çekinmeyenlerden. Endüstri içerisinde büyürken bedeninde yaşadığı değişimlerin işine ve yaşamına etkilerinden birlikte çalıştığı insanların yaptıkları kaba yorumlara ve hatta modellik endüstrisindeki tacizlere kadar pek çok konudan açıkça bahsediyor.

Uzun süre iş bulmak konusunda sıkıntı yaşadığını birçok kez söyleyen Lawrance, büyük beden markalarının kendisini büyük beden sayılamayacağını diğer markaların ise model olmak için gerekli ölçülere sahip olmadığını söyleyerek reddettiğini belirterek Instagram hesabından sıklıkla kendi tecrübelerini paylaşıyor ve zorluklar karşısında devam edebilmek için özgüvenin önemini her defasında tekrar dile getiriyor.

Özellikle spor rutinlerini Instagram hesabında da sıklıkla paylaşan İskra’nın spor yapmanın belli bir bedendeki insanlara özel bir lüks olmadığını gayet net bir şekilde gözler önüne seriyor.

Melanie Murphy

30 yaşında İrlandalı bir Youtuber ve yazar olan Melanie Murphy yeme bozuklukları ve beden dismorfik bozukluğu ile mücadele etmiş. Yaşadığı süreçleri açıkça anlatmaktan çekinmeyen Melanie, Youtube kanalında sıklıkla beden algısı ve mental sağlığa ilişkin videolar paylaşıyor ve tavsiyelerde bulunuyor.

Melanie aynı zamanda “Fully Functioning Human (Almost)” kitabının yazarı ve kitapta yeme bozukluklarından depresyona, anksiyete gibi çeşitli sorunlara; cinsellikten ilişkilere kadar pek çok konudan bahsetmekte. İyi ve kötü tüm deneyimlerinin kendisine kattığı bir şeyler olduğuna inanan Melani’nin pozitif ve duyarlı yaklaşımı pek çoğumuza iyi gelebilir ve kendi yaşamımıza uyarlamak için ilham verebilir.

Melanie, Instagram hesabında ise görmeye alışık olmadığımız ancak son derece gerçek kareler paylaşmaktan çekinmiyor. Oturunca katlanan göbeğini, sırtında yaşadığı akne problemini, basenlerini rahatça paylaşıyor ve bunların sadece bizim başımıza gelmeyen son derece normal durumlar olduğundan bahsederek “kusur”larımızla barışmaya davet ediyor.

Katie Sturino

Geçirdiği bir boşanma sürecinin ardından kilo alan Katie Sturino, kilo almanın dünyanın sonu olmadığı konusunda son derece vokal ve dış görünüşün içsel mutlulukla uzaktan yakından ilgisi olmadığı konusunda da oldukça ısrarcı.

Tartıda görünen rakamların ne kadar çekici olduğumuzla bir alakası olmadığını savunan yazar Katie, kızının doğumu ile aldığı kilolar sonrasında eski fotoğraflarına bakmış ve o fotoğrafların çekildiği anda şimdiki halinden çok daha zayıf olduğu halde kendini hiç de iyi hissetmediğini ve hatta ne kadar şişman bulduğunu hatırlamış. Bunun üzerine kendisiyle ilgili algısının görünüşü ile hiçbir ilgisi olmadığına emin olmuş ve bir Instagram hesabı açarak kendi deneyimlerini insanlarla paylaşmaya başlamış.

Instagram hesabında iki seriyi sürdürüyor. Bunlardan birisi #supersizethelook; bu seride ünlülerin giydiği kombinlere oldukça benzer kombinleri 16 beden bir kadın olarak keyifle giyiyor ve Kate Moss gibi görünmek için Kate Moss gibi görünmek zorunda olmadığını gözler önüne seriyor.

Diğer serisi ise #makemysize. Bu seride ise takipçilerine çoğumuzun değil Instagram’da paylaşmak, anılarını dahi hatırlamak istemeyeceğimiz o kıyafet deneme kabini anlarını paylaşıyor. Kendisine oldukça küçük gelen ve hatta içine girmeye çalışırken yırtılmanın eşiğine gelen kıyafetlerle fotoğraflarını çekiyor ve markaları kadınların sadece sınırlı bir kısmına hitap eden kalıplardan çıkıp büyük bedenlerde ve kalıplarda kıyafetler üretmeye davet ediyor. Bahsettiğim serilerde yazın bacak aralarında oluşan pişiklere kadar açık sözlülükle bahsediyor.

Sürekli bizlere, gerek bizimle hiçbir iletişimi olmayanların, gerek arkadaşlarımızın (ki bu bazen en yakınımız dediklerimiz olan), aynaların, markaların, sermaye piyasalarının, reklamların, sosyal medyanın dayatmış olduğu kalıpların dışına çıkabilen ve birbirine rakip olmaktansa destek olan, ilham kaynağı olabilen insanlara teşekkürlerimi borç bilirim.

Unutmayın, kendileriyle barışık olan güçlü kadınlar ve güçlü insanlar onları görmediğimiz zaman olmadıkları anlamına gelmez.

Kaynak: 1 ,

BİR CEVAP BIRAK

Please enter your comment!
Please enter your name here