Türk tarihi oldukça uzun bir sürece ve fazlasıyla geniş bir coğrafyaya yayılmıştır. Pek tabii ki bu yayılmanın bir sonucu olarak Türklerin birçok devleti kendi kültürel ögeleriyle etkilemeyi başardığını söyleyebiliriz. Gerek kurulan diplomatik ilişkiler, gerek bölgesel yakınlık, gerekse hakimiyet altına alma yolu ile gerçekleşen bu örnek olma durumu neticesinde; binlerce yıllık kadim gelenekler milletten millete ve kuşaktan kuşağa aktarılmıştır.

1. Onlu Sistem

Türk askeri teşkilatının kendisini diğerlerinden ayıran çok önemli üç özelliği vardır: Ücretli değildir, ordu-millet anlayışı hakimdir ve temelde süvarilerden kuruludur. Hemen her durumda savaşa hazır olunmasından dolayı diğer kavimlere karşı ciddi bir üstünlük sağlandığını da söyleyebiliriz. Çocukluktan itibaren asker olarak yetiştirilen Türkler, çoğunlukla ok ve yay kullanırlar. Özellikle at üzerinde ok fırlatabilme becerisi ise yine onlara ciddi bir manevra kabiliyeti sağlar. Bu sayede hem düşmanla aradaki mesafe korunmuş olur hem de çevikliğin ön plana çıktığı vuruşmalar gerçekleşir.

Bütün bunların ışığında detaya girecek olursak eğer, M.Ö.209 yılında tahta çıkan Asya Hun imparatoru Mete Han’dan (Mo-tun) bahsetmemiz gerekiyor. Kendisi Türk tarihindeki ilk düzenli orduyu kurmakla birlikte hem Türk devletlerine hem de diğerlerine miras bıraktığı “Onlu Sistem” in de mucididir. Bu sisteme göre en büyük askeri birlik 10 bin kişiden (Tümen) oluşur. Bu birlik 1000’lere, 100’lere ve 10’lara ayrılarak başlarına ayrı ayrı komutanlar (binbaşı, yüzbaşı, onbaşı) tayin edilir. Süratli, ani ve şaşırtıcı hücumlara dayanan dağınık muharebelerde; askerler arasındaki işbirliği ancak bu küçük birliklerin birbirleri ile olan bağlantıları ile sağlanır. Ayrıca 10’lu sistemle yönetilen ordunun onbaşılardan tümenbaşılara kadar sağlanan emir komuta zinciri ile birbirine bağlanması, eski Türk siyasi kuruluşlarını kabilevi anlayıştan kurtarıp “devlet” bütünü haline getirmiştir.

Mete Han’ın askeri dehasının bir ürünü olarak ortaya çıkan bu sistem, Türk devletlerinden; Tabgaçlar, Göktürkler, Uygurlar, Büyük Selçuklu, Anadolu Selçuklu, Timurlular ve Osmanlı tarafından kullanılmıştır. Yabancı devletlere baktığımızda ise Asya haritasını kanla çizen Moğol imparatoru Cengiz Han’ın da ordusunda bu sistemi uyguladığını görüyoruz. Hatta Uygurları hakimiyeti altına alan Cengiz Han’ın, kendi alfabesi olmamasından ötürü Uygur alfabesini kullandığını ve yasalarını da bu alfabe ile yazdırdığını biliyoruz. Bunun yanı sıra Germen kavimlerinde ve tarihçi Prof. Dr. Bahaeddin Ögel’in aktardığına göre Roma ordusunda da 10’lu sistemin kullanıldığı dönemler olmuştur.

2. On İki Hayvanlı Türk Takvimi

Türklerin kullandığı ilk takvim olarak bilinir. Güneş yılı baz alınarak oluşturulan bu takvimde zaman hesabı, her biri bir hayvan adı ile anılan 12 yıllık devre esasına dayanır. Yılların adlandırılması ise şöyledir; 1.yıl Sıçkan (Fare), 2.yıl Ud (Sığır), 3.yıl Pars, 4.yıl Tabışkan (Tavşan), 5.yıl Lu (Ejder), 6.yıl Yılan, 7.yıl Yunt (At), 8.yıl Koy (Koyun), 9.yıl Biçin (Maymun), 10.yıl Takagu (Tavuk), 11.yıl İt (Köpek), 12.yıl Tonguz (Domuz).

1 yılda 12 ay vardır ve 1 gün 12 kısım sayılarak her kısma çağ denilmiştir. Ayrıca 1 yıl; 365 gün 5 küsür saat olarak hesaplanmış, yılbaşı ise 22 Aralık tarihine denk getirilmiştir. Hunlar, Göktürkler, Uygurlar ve Batı Türkleri’nin yanı sıra Moğollar, Çinliler, Hintliler ve Tibetliler tarafından da kullanılan bu takvim; 14.-15. asır İslam kaynaklarında “Tarih-i Türki” veya “Sal-i Türkan” adı ile anılır.

3. Turan Taktiği

Asya Hun Devleti zamanında bir savaş düzeni olarak ortaya çıkan turan taktiği, kaçıyor gibi geri çekilerek düşmanı çember içerisine alıp pusuya düşürme durumudur. Rakip ordu karşısında merkez, sağ ve sol birlikler olarak konuşlanan Türk askerleri; ilk aşamada yapılan saldırı sonucu dağılmış gibi yaparak geri çekilmeye başlarlar. Bu sırada düşman hızla üzerlerine doğru gelirken, aslında sağ ve sol birlikler kenardan ilerleyip savaş alanının iki yanında yer alan tepeciklerin gerisinde gizlenirler. Merkez kuvvetleri düşmanın yeterince üzerlerine geldiğini gördükleri anda ise ani bir hücumla ileri atılır ve sağ-sol birlikler de kenardan ortaya çıkarak onları bir yarım daire içerisine sıkıştırırlar. Henüz ne olduğunu anlayamayan düşman ordusu bu sayede rahatlıkla mağlup edilir.

Türk devletlerinin neredeyse tamamında kullanılan bu sisteme; sahte ricat, kurt kapanı ve hilal taktiği de denir. Yabancı devletlere baktığımızda ise; Çin, Batı Roma, Doğu Roma (Bizans) ve bizzat Cengiz Han yönetimindeki Moğol ordusunda dahi kullanıldığını görüyoruz.

4. Cirit Oyunu

Savaş olmadığı zamanlarda vakit geçirmek için at yarışı ve sürek avı gibi meşgalelerle ilgilenen Türkler, cirit oyununu oldukça önemli bir aktivite olarak görmüşlerdir. At üzerinde yapılan bu spor, özellikle manevra kabiliyetinin gelişmesi ve gelecek vuruşmalar için eğlenerek talim yapma noktasında fazlasıyla mühimdir. Nisan ve Mayıs aylarında ilk gök gürlemesi ile başlayan sazlı, türkülü, eğlenceli bahar bayramlarında çeşitli müsabakalar düzenlenerek vakit geçirilir.

Cirit oyunu için öncelikle 15’er kişilik iki takım kurulur. Her atlının elinde normal bir mızrak kalınlığında ve yaklaşık 1,5 metre uzunluğunda bir sopa bulunur. Takımlar 100 metre kadar aralıkla karşılıklı dizilirler. İçlerinden birinin karşı tarafa doğru yaklaşarak ciritini seçtiği bir atlıya fırlatıp kaçmasıyla oyun başlar ve karşılıklı mücadelelerle gelişen bir kovalamaca şeklinde devam eder. Süresi iki yarı halinde bir buçuk saattir. Attığı ciritle rakip oyuncuyu vuran kişi sayı alır, atı vuran ise başarısız olup puan kaybeder. En yüksek puanı kendisine atılan ciriti havada kapan oyuncu kazanır. Rakibine çok yaklaşıp ciritini atmadan atar gibi yaparak ona merhamet eden oyuncu da yine yüksek bir puanla ödüllendirilir.

Türklerin Orta Asya’dan Anadolu’ya taşıdığı bu spor, hem Selçuklular hem de Osmanlılar tarafından çok sevilerek asırlarca devam ettirilmiştir. Hatta Orhan Gazi, Yıldırım Bayezid ve Çelebi Mehmet döneminde bu oyuna ilginin arttığını; I. Ahmet ve IV. Murat gibi padişahlar tarafından ise bizzat oynandığını söyleyebiliriz. Ayrıca Türklerin yoğun olarak yaşadığı Abbasi devletinde en sevilen sportif faaliyet olan cirit oyunu, Arabistan’a yayılmasının yanı sıra Fransa ve Almanya’da da ilgi görerek oynanmıştır.

5. Üzengi, Ceket, Pantolon

Bir Türk devleti olan Avarlar’ın (560-805) icat ettiği üzengi, askerlerin at üzerine daha hızlı çıkıp sabit durabilmesi için ayaklarını koyduğu bölümün ismidir. Bu sayede hem atın kontrolü kolaylaşır hem de savaş esnasında at üzerinden kayıp düşme riski azaltılmış olur. Batı’ya Avarlar vesilesiyle ulaşan üzengiyi ilk etapta Romalıların kullandığını, devamında ise tüm dünyaya yayıldığını görüyoruz. Yine at üzerinde rahat hareket edebilme kabiliyeti sağlayan ceket ve pantolon da bizzat bozkır kültürünün getirisi olarak Türkler eliyle Batı’ya girmiş ve Roma’nın yanı sıra Çin ordusu tarafından da kullanılmıştır.

 

Kaynak:

Feyzi Halıcı, “Cirit”
İbrahim Kafesoğlu, Türk Milli Kültürü
Neşet Çağatay, “Eski Çağ’dan Bu Yana Zaman Ölçümü ve Takvim”

BİR CEVAP BIRAK

Please enter your comment!
Please enter your name here