Jean Paul Sartre, 20.yüzyıla damgasını vuran bir yazar ve aynı zamanda “Varoluşçuluk” felsefesinin öncüsü olarak kabul edilen ünlü bir düşünür. En çok tanınan eserleri; “Varlık ve Hiçlik”, “Bulantı” ve “Özgürlük Yolları” üçlemesi.

II. Dünya Savaşı’nı bizzat yerinde yaşayan ve Naziler tarafından 9 ay tutsak edilen Sartre, edebi kişiliğinin yanına siyaseti de ekleyerek görüşlerini korkmadan dile getirdi. Bununla birlikte sol politik ideolojiye yakın duracak, ülkesi Fransa’daki Fransız Komünist Partisi’ne de yoğun bir şekilde destek verecekti. Hatta Sovyet Rusya’ya olan hayranlığını belli etmekten de çekinmeyecekti hiçbir zaman.

Fransa’nın Cezayir’e karşı yürüttüğü haksız savaşa karşı çıktı. Yapılan soykırıma büyük bir tepki gösterdi. Bunun yanı sıra, Vietnam Savaşı’nda meydana gelen katliamları araştırmak için kurulan “Russell Mahkemesi”nin de başkanlığını yürüttü. İnsan haklarına duyduğu derin saygı ve verdiği mücadeleyle diğer aydınlara önemli bir örnek olacaktı. Sartre, “Eğer biri benim bütün kitaplarımı yeniden okursa, benim hiç değişmediğimi ve hep anarşist olarak kaldığımı anlayacaktır.” sözleri ile kendisinden anarşist hitabıyla bahsedilmesini gayet hoş karşıladığını da dile getiriyordu.

Peki böylesine önemli bir fikir adamı, edebiyat dünyasının en prestijli ödülü olarak kabul edilen Nobel’i neden reddetmişti? Sebeplerini bizzat yazarın kendisinden dinliyoruz. İsveç gazetelerine gönderdiği “Neden Reddettim” isimli uzun mektubunda şunları söylüyor:

Neden Reddettim: Hadisenin bir skandal niteliği almasından üzgünüm; bir ödül verilmiş, ben reddediyorum. Sebep, hazırlıktan vaktinde haberdar edilmeyişimdir. 15 Ekim tarihli Figaro Litteraire’de İsveç muhabirlerinin yazdıklarını okuyup İsveç Akedemisi’nin beni seçmek eğiliminde olduğunu ama henüz kararlarının kesinleşmediğini öğrenince, sandım ki akademiye bir mektup yazarak durumu düzeltebilir ve bu meselenin söz konusu edilmesini önleyebilirim. Mektubu ertesi gün gönderdim. Doğrusu, Nobel Ödülü’nün seçilenin fikri alınmadan verilmediğini bilmiyor ve vaktinde harekete geçtiğimi sanıyordum. Ama bir seçim yapan akademinin, sözünden dönemeyeceğini şimdi anlıyorum. Ödülü reddediş sebeplerim İsveç Akademisiyle ya da Nobel Ödülü’yle doğrudan doğruya ilgili değildir. Bunu, akademiye yazdığım mektupta da belirttim. Orada iki çeşit sebep üzerinde durdum; şahsi olanlar ve objektif sebepler.

Şahsi sebeplerim şunlar: Red, o an içimden gelmiş bir karar, bir davranış değildi. Ben resmi payelere her zaman dirsek çevirdim. Harpten sonra 1945’te, Legion D’honneur verilmek istendiği zaman da hükümette pek çok dostum bulunduğu halde reddettim. Gene bazı dostlarımın beni yeterli görmelerine rağmen, College de France’a girmeyi de kabul etmedim. Bu tutumun temelinde benim, yazarın görevine dair anlayışım var. Siyaset, topluluk ya da edebiyat meselelerinde bir tutumu benimseyen yazar, bence ancak kendi imkanlarını, yani kalemini ve kağıdını kullanmalıdır. Kabul edeceği her paye, okuyucularını bir etki karşısında bırakır ki, işte ben bunu istemiyorum. İmzamı “Jean Paul Sartre” olarak atmakla, “Jean Paul Sartre 1964 Nobeli” diye atmak aynı şey değildir, diyorum.

Bu çeşit bir ödül kabul eden yazar, aynı zamanda, onu bu şerefe layık gören kurumu veya müesseseyi de bir yük altına sokmuş olmaktadır: Venezuela çetecilerine karşı duyduğum yakınlık, şimdi sadece beni bağlar. Oysa Nobel Ödülü kazanmış Jean Paul Sartre Venezuela’daki ayaklanmayı desteklediği zaman, kendisiyle birlikte bir müessese olarak Nobel’i de peşinden sürüklemiş olur. Demek ki yazar, şimdi benim için söz konusu olduğu gibi, en şerefli bir şekil altında bile müesseseleştirilmeyi reddetmek durumundadır. Bu hüküm ve tutum sadece kendimle ilgilidir, yoksa daha önce mükafatlandırılmış olanlara karşı en küçük bir tenkit taşımaz.

Objektif sebeplerimi de şöyle sıralayabilirim: Kültür alanında bugün yapılabilecek tek şey, Doğu ve Batı kültürlerinin bir arada ve barış içinde yaşamaları için mücadele etmektir. Hemen sarmaş dolaş olsunlar demek istemiyorum. Bu iki kültür arasındaki karşılaşmanın zorunlu olarak bir anlaşmazlık şekline bürüneceğini bilmiyor değilim ama bu karşılaşma; işe müesseseleri karıştırmaksızın, insanlar arasında, kültürler arasında olmalıdır diyorum.

Bu iki kültürün çatışmasını ben, kendi varlığımda olanca derinliğiyle duydum, duyuyorum: Ben, bu çelişmelerden yapılmışım. Gönlüm inkar edilmez şekilde sosyalizmden, yaygın deyimiyle Doğu Bloku’ndan yanadır. Ama ben bir burjuva ailede doğmuş, burjuva kültürüyle beslenmişim. Bu durumum, iki kültürü bağdaştırmak isteyenlerin tümüyle iş birliği etmemi kolaylaştırıyor. Böyle de olsa, ben daha iyinin, yani sosyalizmin kazanmasından yanayım. Varlıklarına bir diyeceğim olmasa da yüksek kültür divanlarınca dağıtılan payelerden hiçbirini, yalnız Batı’dan değil Doğu’dan da gelse kabul edemeyişim bu yüzdendir.

…Biliyorum, Nobel’in ilk niteliği Batı Bloku’na has bir edebiyat ödülü olmak değildir, ama ne yönde uygulanmışsa o olmuştu. İsveç Akademisi üyelerinin kararına bağlı olmayan hadiselerle de pekala karşılaşılabilir. Nitekim Nobel günümüzde Batı Bloku yazarlarına ya da Doğu’da başkaldıranlara verilen bir ödül olarak görünmektedir. Mesela, Güney Amerika şairlerinin en büyüklerinden biri olan Neruda ödüle değer bulunmamıştır. Herkesten fazla layık olduğu halde Louis Aragon ciddi olarak hiç düşünülmemiştir. Ödülün Şolohov’dan önce Pasternak’a verilmesi ve Sovyetlerden seçilmiş tek eserin memleketinde yasaklanmış ve ancak basılabilmiş bir kitap olması da esef edilecek bir durumdur. Halbuki karşı yönde bir davranış pekala dengeyi sağlayabilirdi. Cezayir savaşı günlerinde, “121’ler Beyannamesi” ni imzaladığımız sırada verilseydi, Nobel’i sevinçle kabul ederdim. Zira o zaman bu mükafat sadece bana değil, uğrunda savaştığımız hürriyete de şeref kazandıracaktı. Ama bu olmadı ve ben, savaş bittikten sonra ödüle layık görüldüm.

…Ödülü geri çevirmeyi, kabul etmekten daha az tehlikeli buluyorum. Kabul etmekle, “bağımsızlıktan taviz verme” diyebileceğim bir sonucu da benimsemiş olurdum.

…Bu açıklamayı İsveç halkına sevgilerimi ileterek bitirmek isterim.”

Kaynak: 1,2

BİR CEVAP BIRAK

Please enter your comment!
Please enter your name here