Bu içerik yazarlarımız Cankat Koç (ana metin) ve Emircan Demir (Fatih Sultan Mehmet’ten alıntılar) tarafından seslendirilmiştir. Onlara bu değerli katkılarından dolayı teşekkür eder, sizlere iyi dinlemeler dileriz.

(Fon müziği)

Fatih Sultan Mehmet (II. Mehmet), Türk ve dünya tarihine damga vuran çok önemli bir liderdir. Zekası, adaleti, askeri alandaki meziyeti, bilime verdiği değer ve henüz 21 yaşında gerçekleştirmeye mazhar olduğu İstanbul’un fethi ile, adını yüzyıllar sonrasına dahi miras bırakmayı başarmıştır. Ben de bu yazımda onun İstanbul’u nasıl fethettiğine dair detayları incelemeye çalıştım, keyifli okumalar dilerim.

1451 yılının Şubat ayında II. Murat’ın vefat etmesi üzerine şehzade II. Mehmet, iki kez azledildiği tahta 20 yaşında yeniden çıkarak “Sultan” ilan edildi ve ilk seferinde Osmanlı’ya sürekli sorun yaratıp düşmanlarıyla ittifak yapma gafletinde bulunan Karamanoğulları üzerine yürüdü. Savaş sırasında Osmanlı ordusuna karşı fazla direnemeyen Karamanoğlu İbrahim Bey barış teklifinde bulununca, genç sultanın ilk seferi zaferle sona erecekti.

Bu başarının ardından sultanın kafasında çok daha büyük bir zaferin ayak sesleri çınlıyordu. Onun hayallerini tek bir şehir süslüyor; o, atalarının yapamadığını yaparak tarihe geçmeyi planlıyordu. Nitekim bu hayalin adı pek tabii ki İstanbul idi. II. Mehmet bu fetihle birlikte; Osmanlı’nın toprak bütünlüğünü sağlamak, İslamiyet’in egemenlik sahasını genişletmek ve Hz.Muhammed’in; “Konstantiniye muhakkak fethedilecektir. Onu fetheden komutan ne güzel komutan, onun askeri ne güzel askerdir.” hadisine nail olmak istiyordu. Ayrıca siyasi açıdan İstanbul önemli bir ticaret merkezi olmakla birlikte Asya ve Avrupa arasında bir coğrafi köprü vazifesi de görmekteydi. Bunun yanı sıra Bizans (Doğu Roma) hem Osmanlı’nın arkasından iş çevirerek düşmanlarıyla ittifak yapıyor, hem taht kavgalarını tetiklemek adına elinde tuttuğu Şehzade Orhan’ı kullanıyor, hem de Osmanlı’ya karşı gerçekleştirilen her türlü zararlı faaliyete destek veriyordu. Yani sultan Mehmet’in İstanbul’u fethetmesi için bütün şartlar oluşmuş durumdaydı.

Fakat binlerce yıldır ayakta duran Bizans surlarını yıkmak hiç de kolay olmayacaktı. Bunun için uzun bir hazırlık aşamasına girişildi. II.Mehmet hazırlıklara, etrafındaki düşmanlarını bertaraf ederek başlamayı tercih etti. Öncelikle Macaristan’ın saltanat naibi Hünyadi Yanoş ile 3 senelik bir barış antlaşması yaptı. Ardından Sırp elçileriyle dostluk antlaşmasını yeniledi ve Sırp despotunun kızı olan üvey annesi Mara’yı evine gönderip, kendisine bütün ihtiyaçları için Sırp sınırı üzerindeki geniş bir alanın gelirini tahsis etti. II.Murat döneminde Venedik ile imzalanan ahidnameyi yeniledikten sonra ise Bizans’ın elinde bulunan Şehzade Orhan için her yıl ödenen 300 bin akçelik tahsisatı onayladığını bildirdi.

Sınırların güvence altına alınmasının ardından sıra diğer hazırlıklara gelmişti. Sultan Mehmet ilk iş olarak Yıldırım Bayezid döneminde yapılan Anadolu (Güzelce) Hisarı’nın karşısına Rumeli Hisarı’nı inşa ettirmeye başladı. Buradaki hedef, savaş sırasında Karadeniz’den Bizans’a gelebilecek olan her türlü yardımı engellemekti.

Rumeli Hisarı

Kalenin yapımıyla telaşa kapılan Bizans imparatoru Konstantin, Sultan Mehmet’e bir elçi heyeti göndererek anlaşma yoluna gitmeye çalıştıysa da sultanın cevabı çok sert olacaktı. Elçilerle Latince konuşup şunları söyledi:

“Gidiniz imparatora deyiniz ki şimdiki padişah eski padişahların aynı değildir. Onların yapamadıkları şeyleri bu kolayca yapabilecektir. Onların istemedikleri şeyleri bu istiyor ve alacaktır. Bu husus için şimdiden sonra gelenin ise derisi yüzülecektir.”

Rumeli Hisarı bitirilip Anadolu Hisarı da tamir ettirildikten sonra karşı karşıya iki kale ile boğaz kontrol altına alınmış oldu. Devamında Sultan Mehmet güçlü Bizans surlarını yıkabilmek için Macar top ustası Urban’a büyük toplar döktürdü (en büyüğünün adı Şahi’dir). Eline İstanbul haritası alarak bir yandan şehrin etrafındaki mevkilerin şekillerini resmediyor, bir yandan topların ve savaş aletlerinin nerelere konması gerektiğini işaretliyor, bir yandan lağım açılacak mahallelerin, hendeklerin yerlerini belirliyor ve bir yandan da merdivenlerin surların ne tarafına yerleştirilmesi gerektiğini çiziyordu. İçerisinde yaklaşık 400 gemi bulunan bir donanma oluşturduktan sonra tekerlekli kuleler, surları aşacak nitelikte mancınıklar yaptırdı. Gece gündüz bu planlarla yatıp bu planlarla kalkıyor, hatta neredeyse doğru dürüst uyku bile uyumuyordu.

Şahi Topu

Bu sırada Bizans da boş durmayarak Avrupalı devletlerden ve Papalık’tan yardım istedi. Ayrıca surları güçlendirip Haliç’e dev bir zincir çekerek su üzerinde bile yanma özelliği olan Grejuva ateşini geliştirdi.

Nihayet tarihler 6 Nisan 1453’ü gösterdiğinde Sultan Mehmet İstanbul surlarının önüne gelerek muhasaranın başlaması emrini verdi. Topçular on dört gruba ayrılmıştı. Bunların 3’ü Vlharna Sarayı kısmına, 2’şer grup Eğrikapı ile Edirnekapı tarafına, 4 grup Topkapı ve 3 grup da Silivrikapı mıntıkasına yerleştirildi. Padişah karargâhı ise Maltepe tarafına kuruldu. Bu sırada Baltaoğlu Süleyman Bey komutasındaki Osmanlı donanması, Haliç’teki surlar haricinde kalan bölgeyi denizden kuşatmış bulunuyordu. Sultan Mehmet İslami geleneklere uygun olarak kan dökülmeden şehrin teslim edilmesini istediğinde İmparator Konstantin bu teklifi redderek İstanbul’u savunmak için yemin etmiş olduğunu bildirdi ve bunun üzerine esas çarpışma 12 Nisan’dan itibaren başladı.

12 Nisan sonrası Osmanlı’nın ilk hücumu başarısızlıkla sonuçlanınca, Papa’nın gönderdiği 3 Ceneviz gemisine karşı deniz harekâtına geçildi fakat Haçlı kuvvetleri yüksek bordalı göğe denilen gemilerden oluştuğu için Osmanlı’nın kadırgaları onlarla baş edemeyip geri çekilmek zorunda kaldılar. Bu durumu karargahından izleyen Sultan Mehmet ise çılgınlık derecesinde sinirlenerek atını denize doğru sürecekti.

İşlerin yolunda gitmemesi orduda bir sarsıntının baş göstermesine sebep oluyordu. Bu nedenle padişah paşaları toplayarak bir istişare toplantısı gerçekleştirdi. Çandarlı Halil Paşa, düşmandan yüksek bir vergi alınıp seferin sonlandırılmasını isterken Zağanos Paşa muhasaranın devam etmesi gerektiğine inanıyordu. Nitekim Sultan’ın da duymak istediği şey tam olarak Zağanos’un sahip olduğu inançtı. Hemen kafasındaki diğer planı devreye sokmak için hazırlıklara başladı.

Haliç’e zincir gerilmesinin sebebi buradaki surların yeterince güçlü olmamasından kaynaklanıyordu. Bu nedenle Osmanlı donanmasının mutlaka Haliç’e girerek oradaki surlara bir gedik açması şarttı. Buna binaen Sultan II.Mehmet’in aklından gemileri karadan yürütmek gibi delice bir fikir geçiyordu. Padişahın planını duyduğunda fazlasıyla şaşıran askerler şok oldular ancak emri yerine getirmek için hemen akabinde işe koyularak çalışmaya başladılar. Öncelikle gemilerin çekileceği yol belirlendi, ardından yuvarlak ağaçlardan kızaklar yapıldı. Gemilerin rahatça kayabilmesi için de Galata Cenevizlilerinden zeytin yağı ve domuz yağı alınıp kızaklar büyük bir özenle yağlandı. Fakat Cenevizlilerin ikili oynadığını bilen sultan, bu planın onlara duyurulmaması adına pek çok tedbir aldırdı. Bir yandan da düşman donanmasına havan topları attırıyor ve Bizans kuvvetlerini Osmanlı’nın zincire karşı taarruz edeceğine inandırıyordu.

Nihayet hazırlıklar bittiğinde 67 gemi bir gece içinde (21-22 Nisan) Haliç’e indirildi. Bunu gören Bizans askerleri neye uğradığını şaşırıyor, olanlara bir türlü anlam veremiyorlardı. Bu sayede Osmanlı topları hızlı bir şekilde zayıf surları dövmeye başladılar. Fakat her ne olursa olsun bütün açılan gedikler Bizans tarafından süratle kapatılıyordu. Ayrıca Osmanlı askerlerinin kazdığı lağımlar da bir şekilde bulunup imha edilmekteydi. Günlerce sürmesine rağmen kayda değer bir başarı elde edilemeyen vuruşmalar sonucu Sultan Mehmet genel bir taarruz emri vermeye hazırlanarak imparatora tekrar bir elçi gönderdi ve hem kendisinin hem de şehrin teslim olmasını istedi. Teklifi bir kez daha reddeden Konstantin ise yüklü bir miktar vergi vereceğini taahhüt edip barış teklifinde bulundu. Sultanın cevabı yine sert olacaktı:

“Ya ben İstanbul’u alırım ya da İstanbul beni. Eğer şehirden sulhen çekilirsen sana Mora’yı, kardeşlerine diğer eyaletleri vereceğim. Bu suretle dost oluruz. Şayet şehre harben girecek olursam eşraf ve ayanını ve seni öldürüp halkı esir eder, mallarını yağmalatırım.”

Bu sırada Venedik ve Papa donanması Sakız adasına ulaşmış, hızla Bizans’a yardım etmek için geliyorlardı. Ayrıca Macaristan’da kral değişikliği yaşanmasından dolayı Mehmet’in yaptığı barış anlaşması da bozulmuştu. Yeni kral Ladislas bu ahidnameyi onaylamaya yanaşmadığı için Osmanlı adına farklı bir tehlike daha ortaya çıkmış oldu. Sanki her şey Sultan Mehmet’in aleyhine işliyor gibiydi. Paşalarını ve hocası Akşemseddin’i yanına alarak uzun uzun istişareler gerçekleştirdikten sonra askerlerini teskin etmek adına bir konuşma yaptı. Onlara fedakarlıkları için teşekkür edip yeni fedakarlıklar beklediğini, İstanbul’u fethetmeden geri dönmeyeceklerini, düşmanın da yorgun düştüğünü ve surların artık dayanamayacak dereceye geldiğini, hiçbir şekilde barış yapılmayacağını söyledi.

Nitekim 27 Mayıs’ta başlayan bombardımanla beraber surların bir kısmı yıkıldı. Topkapı ve Edirnekapı arasında açılmış olan gedikten önemli bir sonuç elde edilebileceğini düşünen padişah, yanında bulunan merkez kolunu buraya yönlendirdi. Ayrıca yeniçeriler ve ihtiyat kuvvetleri de son koz olarak ileri sürüldüler. Yeniçerilerden biri olan Ulubatlı Hasan surlara çıkan ilk kişi oldu. Oklarla yaralanmasına rağmen diğer arkadaşlarının da surlara çıkmasına yardım edip şehit düştü. Ardından yeniçeriler surlara tırmanmaya devam ederek Prevelos denen kısmı ele geçirdiler. Bu sırada İmparator Konstantin de kaçıyordu. Omzundan yaralı halde kendi askerlerine doğru koşarken düştü ve o kalabalıkta çiğnenip öldü. Hain Şehzade Orhan ise bir rivayete göre kendini surlardan aşağı bırakarak intihar etti.

Dış sur düştükten sonra iç sur da Osmanlı ordusu tarafından alındı. Topkapı içeriden kırıldı ve Türk askerleri bu kapıdan İstanbul’a girdiler. Haliç’teki donanma ise Odun Kapısı’ndan şehre giriş yapıyordu. Karaca Paşa’nın kuvvetleri Canbazhane Kapısı’ndan ilerleyerek burayı ele geçirdikten sonra nihayet Osmanlı sancağını surlara dikmeye muvaffak oldular. 54 gün süren muhasara, 29 Mayıs 1453’te Osmanlı ordusunun İstanbul’u ele geçirmesiyle birlikte son buldu. Şehre Mehmet adıyla gelen padişah artık Fatih Sultan Mehmet olarak anılacaktı. Doğu Roma İmparatorluğu’nu yıkıp Orta Çağ’ı kapatıyor ve Yeni Çağ’ın başlamasına sebep oluyordu bu genç sultan.

Maiyetiyle birlikte İstanbul’a giren Fatih ilk olarak Ayasofya’ya giderek orada ağlaşan halkı teselli etti. Patriğe dönüp;

“Ayağa kalk. Ben Sultan Mehmet. Sana, arkadaşlarına ve bütün halka söylüyorum ki bugünden itibaren artık ne hayatınız ve de ne hürriyetiniz hususunda benim gazabımdan korkmayınız.” dedi.

Ardından ordu komutanlarına; halka hiçbir şekilde eziyet çektirilmeyeceğini emredek bu emre uymayanların cezalandırılacağını bildirdi. Salı günü ele geçirilen şehrin en güzide yapısı olan Ayasofya, Fatih’in talimatıyla beraber orijinal hatlarına zarar verilmeden onarıldı ve 3 gün içerisinde camiye dönüştürüldü. Buradaki ilk Cuma namazını da yine bizzat Fatih Sultan Mehmet kıldıracaktı.

 

Kaynak: İsmail Hakkı Uzunçarşılı, Osmanlı Tarihi I. Cilt

İsmail Hakkı Uzunçarşılı, Osmanlı Tarihi II. Cilt

Yılmaz Öztuna, Kısa Osmanlı Tarihi

BİR CEVAP BIRAK

Please enter your comment!
Please enter your name here