Batı Avrupa sinemasının sesini dünyaya duyuran unsurlardan biri olan İspanyol sineması, film endüstrisine 19. yüzyılın sonlarına doğru katıldı. Tarihi boyunca yaşadığı siyasi iktidarsızlık ve çeşitli dönemlerde süregelen savaşlar gibi toplumu sarsan olayları ve bu olayların sonuçlarını sinemaya aktaran İspanyollar, dünya sinemasına çok büyük katkılar sağladılar.

Tüm dünyada olduğu gibi İspanyollar da sinemaya sessiz film yaparak başladı ve 1895 ile 1897 yılları arasında dört sessiz film yapıldı. Bu dört film arasından ilk filmin hangisi olduğu bilinmemekle birlikte, dördü de İspanyol sinema tarihinin başlangıcı olarak kabul edilir.

1905 yılında Hispano ismindeki ilk film şirketi Barcelona’da kuruldu. O zamanlar İspanya’daki sinema sektörü bu şehrin üzerinde ilk şeklini almaya başlamıştı ve Barcelona film sektörünün merkezi hâline geldi. Yapılan filmler bir görüş ya da fikir verme amacı gütmeyen, herhangi bir akımın özelliklerini taşımayan, konu bakımından sıradan ve hiçbir farklılığı olmayan filmlerdi. 1920’li yıllarda Madrid’de kurulan sinema topluluğuyla sinema sektörünün merkezi buraya taşındı. Topluluğun kurulmasında ise İspanyol sinemasında en çok tanınan yönetmenlerden biri olan Luis Buñuel ve dönemin senaristlerinden Ernesto Gimenez Caballero öncülük etmiştir.

Luis Bunuel, dünya sinema tarihine yön vermiş yönetmenlerden biridir. Sürrealizm (gerçeküstücülük) akımının kurucusu olarak bilinir ve sinemadaki en iyi temsilcisidir. Birinci Dünya Savaşı’ndan çıkan toplum, savaşın izlerini kapatmaya çalışırken, sanat camiası da acı gerçeklerden ve gerçekliğin yıpratıcı etkisinden kaçmak için gerçeküstücülük akımına sığınmıştır. Zamanla sürrealizm akımı diğer sanat dallarına da sıçramış ve çeşitli alanlarda kendine temsilciler bularak tüm dünyaya yayılmıştır. Sürrealist sanatçı Salvador Dali, gerçeküstücülük akımının resim ve fotoğraf alanındaki temsilcisi olarak bilinir ve Bunuel’in yakın dostudur. İkilinin 1929’da birlikte çalıştığı Un Chien Andalou (Bir Endülüs Köpeği) filmi bir kült olarak kabul edilir. Bunuel, filmin sürrealist resmini oluşturması için Dali ile birlikte çalışmıştır. Film bütünüyle gerçeküstücülük akımının her bir özelliğini içinde taşır. Filmde yer ve zaman kavramı yoktur, hatta karakter kavramı bile yoktur. Bunuel, aynı karakteri 2 farklı kişiye oynatmıştır. Alakasız sahneler birbirini takip eder ve her hangi bir konu anlatmaz, sanki bir rüya gibi kurgulanmıştır. Hatta Bunuel ve Dali’nin bir gün gördükleri rüyaları birbirlerine anlatmaya başlayınca Bunuel’in kafasında böyle bir film çekme fikri oluştuğu söylenir.

Bunuel sürrealizm akımını kullanarak filmlerinde tanrı ve kiliseyi eleştirmiş; din kavramının, insanları daha rahat kontrol edebilmek için kurulmuş bir mekanizma olduğuna dikkat çekmiştir. Toplumsal ahlak kurallarını eleştirmiş, burjuva kesimin ne kadar iki yüzlü ve aşağılık olduğunu anlatmıştır. Muhafazakar ve milliyetçi devlet yapısına saldırmış, diplomasideki tüzel kişilerin çıkarcı ilişkilerine değinmiştir. Bunuel, ikinci filmi Lâge dor (Altın Çağ) ‘da bu ögeleri Bir Endülüs Köpeği’ne göre daha anlaşılır işlemiş, ve senaryosunda yine Dali ile birlikte çalışmıştır. Filmdeki ağır din ve toplum eleştirileri nedeniyle film yasaklanmış ve 1980 yılına kadar da yasak devam etmiştir.

Altın Çağ’dan sonra Bunuel, sürrealizmi ilk kez belgesel formatına yedirmiş ve Las Hurdes (Ekmeksiz Toprak) isimli ilk belgeselini çekmiştir. İç savaş öncesi toplumsal sorunlara dikkat çekerek, aslında savaşın gerçekleşme sebeplerini bir bir gösterir. Köylüler sefalet içinde yaşarken bile tek zengin olan yer kilise ve etrafında toplanan burjuva sınıfıdır. Açlık ve yokluk içinde yaşayan Las Hurdes sakinlerinin sürrealistik yaşamlarının gerçek olmasındaki sarsıcı etki büyük dikkat çekmiş ve Bunuel’in bu filmi de yasaklanmıştır.

Bunuel, sıradışı ve sansasyonel filmleri sebebiyle sürgün edilmiş ve iç savaş sırasında çeşitli ülkelere giderek film yapmaya devam etmiştir. Meksika’da çektiği Los Olvidados (Unutulmuşlar) filmiyle Cannes‘da en iyi yönetmen ödülünü almaya hak kazanmıştır. 1961 yılında Viridiana‘yı çekmesi için tekrar ülkesine davet edilmiş ve Bunuel’in filmdeki kilise karşıtı tavrı Vatikan tarafından dine küfür olarak yorumlanarak film yasaklanmıştır. Hatta filmin negatiflerinin yok edilmesi ihtimaline karşı film, Paris’e kaçırılmış, oradan Cannes’a ulaştırılarak kurtarılmıştır. Viridiana filmi sebebiyle tekrar sürgün edilen Bunuel, bu filmiyle de Altın Palmiye kazanmıştır.

Bunuel sayesinde İspanyol sineması sesini dünyaya duyurmuştur ve kendisi de Batı Avrupa sinemasının yükselmesinde önemli bir merdiven olmuştur. Öncüsü olduğu sürrealizm akımı ile sadece sinemada sektörüne değil sanat dünyasına da yön vermiştir. Bunuel, filmleri ve tekniği ile günümüzde hâla en çok konuşulan ve çeşitli sanatçılara ilham veren yönetmenlerden biridir.

BİR CEVAP BIRAK

Please enter your comment!
Please enter your name here