83 yaşındaki ABD’li yönetmen Woody Allen’ın son filmi A Rainy Day in New York (New York’ta Yağmurlu Bir Gün), süregelen tartışmaların arasında nihayet ülkemizde vizyona girdi.

Oyuncu kadrosunda Timothée Chalamet, Elle Fanning, Jude Law, Selena Gomez gibi isimlerin yer aldığı film, Yardley Üniversitesi’nde okuyan genç bir çiftin okul gazetesi için ünlü yönetmen Roland Pollard (Liev Schreiber) ile röportaj yapmak üzere New York’a gitmelerini ve orada başlarına gelen olayları konu ediniyor.

İtalyan asıllı ABD’li oyuncu Alyssa Milano‘nun, 2017’de atmış olduğu #MeToo etiketli tweet ile alevnenen Hollywood taciz skandallarından nasibini alan Allen’ın, evlat edindiği kızlarından Dylan Farrow’u 7 yaşındayken taciz ettiği yönündeki eski iddialar yeniden canlandı. Bu durum, Amazon Studios’un Woody Allen’la yaptığı 4 filmlik sözleşmeyi feshetmesi üzerine dağıtımcı sorununun ortaya çıkmasına sebep oldu. ABD’de vizyona giremeyen film (eylül ayının ilk haftası vizyona gireceği kararlaştırıldı), Venedik Film Festivali’nde de yer bulamayınca ilk olarak Polonya’da, daha sonra da ülkemizin de dahil olduğu sınırlı sayıda ülkede vizyona girdi.

New York’ta Yağmurlu Bir Günün konusundan söz etmek gerekirse, oldukça varlıklı bir aileden gelen Gatsby Welles (Timothée Chalamet), rafine zevkleri ve poker bağımlılığı olan bir gençtir. Ailesi ve sahte bir ışıltı saçan çevresinden uzaklaşmak adına Yardley’de gazetecilik okumaktadır. Öte yandan kız arkadaşı Ashleigh (Elle Fanning), Tucson, Arizona’dan gelen taşralı biridir. Okuduğu bölüm ile ilgili oldukça hırslı olan Ashleigh, çalıştığı okul gazetesi için ünlü yönetmen Roland Pollard ile New York’ta yarım saatlik bir röportaj ayarlar.

Röportaj için New York’a giden kız arkadaşına eşlik eden Gatsby, pokerden kazandığı yüklü miktardaki para sayesinde şehrin en iyi mekânlarında romantik bir hafta sonu planlasa da, New York’un ikili için farklı planları vardır.

2017 yılına damgasını vuran Call Me By Your Name filmindeki performansıyla adından sıkça söz ettiren ve büyük yönetmenlerin yeni projelerinde koşturan Timothée Chalamet, New York’ta yaşayan varlıklı bir ailenin romantik ve melankolik çocuğu rolündeki akıp giden performansıyla da parlayan bir yıldız olduğunu kanıtlıyor. Diğer yandan 98 doğumlu ABD’li oyuncu Elle Fanning, şehir hayatına alışık olmayan bir kız olan Ashleigh rolü ile izleyenleri yer yer güldürerek büyülemeyi de başarıyor.

Allen’ın, önceki filmlerinde de birlikte çalıştığı Oscar ödüllü İtalyan görüntü yönetmeni Vittario Storaro, ışıltılı ve soğuk sinematografisi ile New York’u ve karakterleri bambaşka bir zamana aitlermiş gibi yansıtıyor. Bu durum, filmi izleyenlerin arka planda çalan caz ile 70’lerin New York’unda nostaljik bir yolculuk yapmalarına ön ayak oluyor.

Film, içerdiği nostaljik kırıntılarla tebessüm ettirse de oldukça cinsiyetçi ögeler içeren alt metni ile aynı hisleri uyandırmıyor. Gatsby’nin annesinin eskiden eskort olması ve hayatını kurtarabilmek için varlıklı bir erkekle evlenmesi, New York’taki yetişkin oyuncuların Asleigh’i bir seks objesiymiş gibi arzulamaları ve Gatsby’in abisinin sırf gülüşü yüzünden evlenmek üzere olduğu bir kadını bırakmak istemesi gibi olaylar bu duruma katkıda bulunuyor. Dolayısıyla, her ne kadar filmin nostaljik ögeler barındırdığı aşikar olsa da günümüz değerlerine göre son derece demode ve aykırı denilebilecek muhafazakar ve cinsiyetçi tutumu, Allen’ın artık emekli olması gerektiğini düşündürüyor.

A Rainy Day in New York, bahsi geçen bu olumsuzluklara ve yönetmenin dahil olduğu tartışmalara rağmen, sahneleri tamamlayan müziği, şehrin gürültüsü ve yağmur sesi ile New York güzellemesi içeren klasik bir Woody Allen filmi olarak karşımıza çıkıyor.

BİR CEVAP BIRAK

Please enter your comment!
Please enter your name here