Işınlanma diyince akla bir çok bilim kurgu filmi gelir. İnsanlığın her çağda cevap aradığı ve başarmak için her şeyi denedikleri bir uğraş desek yanılmış olmayız. Işınlanma ile ilgili bir çok teori ortaya atılsa da henüz bu işlemi tam anlamıyla gerçekleştirmiş sayılamayız. Bu yazımızda ışınlanma mümkün mü, mümkünse ne kadar zamanda elimize geçer gibi soruları cevaplamaya çalışacağız.

İşin esasına bakarsanız ışınlanma bilimsel bir gerçeklik.  Bu konuda bilim insanları hali hazırda hemfikir. Hatta 2016 yılında Çinli bilim insanları bir fotonu dünyadan 1400 km uzaklıktaki bir uyduya ışınlanmayı başardılar. Ama asıl soru bunu nasıl başardılar?

Her şey kuantuma bağlı. Işınlanma nasıl süreçlerden oluşur önce ona bakalım. Madde veya insan önce enerji haline dönüştürülür, sonra onu taşıyacak bir araç (yani kablo veya hava) yaratılır, son olarak enerjiye dönüştürülmüş kişi – madde yeniden bir araya getirilir. Az önce de söylediğim gibi Çinliler bir fotonu ışınladı, peki bir insanı ışınlamak için ne gerekir? En önemli ihtiyacımız enerji. Öyle bir enerji lazım ki insanları önce moleküllerine, sonra atomlarına, daha sonra ise fotonlarına ayırması gerekiyor. Bu tarzda bir enerji ise ancak birkaç nükleer santralin aynı anda enerji vermesi ile oluşur. Sonraki ihtiyaç ise aşırı gelişmiş bir bilgisayar. Öyle bir bilgisayar ki sizi fotonlarınıza kadar tanıyacak ve siz parçalarınıza ayrıldıktan sonra sizi ulaşmak istediğiniz yerde yeniden, bütün fotonlarınızı kusursuz bir şekilde bir araya getirebilecek kadar gelişmiş bir bilgisayardan olacak. Tabii bu ikisi de yetmez, size bir de aktarım aracı lazım. Bu araç Stephen Hawking’in dediğine göre 1500 metre çapında bir çanak anten ile gerçekleşebilir, bu rakam sadece bir kişi için gerekli bir araç olduğunu belirtmek lazım. Çanak anten çok zor ise bunu bir lazer ışını ile yapabiliriz, ama bu da binlerce mega voltluk enerji gerektiriyor. O da çok imkansız ise kablolar aracılığı ile bu aktarım sağlanabilir. Ama bu da yüzlerce terabitlik bir hız ve modem gerektirir. Bu muhteşem araçları bir araya getirdiğinizde o zaman her şey tamam artık kendinizi evinizin herhangi bir odasına ışınlayabilirsiniz.

Bu iş aşırı maliyetli olduğu için günümüzde kimse ne yazık ki bu işe yatırım yapamıyor. Aynı zamanda canlı bir kişiyi ışınlamak felsefi sorunlara da neden oluyor. Çünkü mantıksal bir biçimde bakacak olursak siz ışınlanmadan önce parçalarınıza ayrılıyorsunuz ve birleştirildiğinizde oradaki kişi siz olur musunuz veya sizin bilincinize sahip başka bir kişilik mi olur asla bilemeyebiliriz. Bu durum da işin felsefi boyutunu oldukça düşündürüyor.

Bu yöntemden ziyade Çinlilerin kullandığı yöntem ise kuantum ışınlanma adındaki yöntemdi. 16 Ağustos 2016 yılında Çinliler ilk defa Micius adındaki Kuantum uydusunu uzaya gönderdi. Kuantum iletişimin başlangıcı olacak bu adım ile foton taşıma mantığı ile yüksek güvenlikli veri aktarımları yapılarak, bilgilerin güvenliği sağlanacağı açıklanmıştı. 100 milyar dolardan fazla bir para harcanmıştı.

Neredeyse daha bir sene geçmeden 14 Temmuz 2017 tarihinde Çinli Bilim insanları bir foton parçacığını yerden, 1400 kilometre uzaklıktaki yörüngesinde bulunan bir uyduya “ışınladıklarını” söyledi.

Başarıyla sonuçlanan deney ile dünya ve uzay arasındaki ilk kuantum veri ağı da kurulmuş oldu. Partiküllerin fiziksel temas olmaksızın veri aktarımı gerçekleştirebildiği kuantum internetinin, hayata geçtiğinde veri aktarım hızında da devrim niteliğinde bir gelişme olacağı düşünülüyor.

Çin, başarıyla sonuçlanan deneyin ‘kuantum interneti için ilk adım’ olduğunu duyurdu.

Kuantum ışınlaması maddenin enerjiye dönüştürülerek uzay-zamanda hareket ettirilmesi olarak tanımlanıyor. Kuantum ışınlamasında foton çiftleri kullanılıyor. Foton çiftleri arasındaki mesafe ne olursa olsun, bir tanesinin gösterdiği tepki diğerini de etkiliyor.

Çinli bilim insanlarının gerçekleştirdiği son ışınlama ise bugüne kadarki en uzun mesafeli kuantum ışınlaması olarak kayda geçmiş durumda. Çinli ekibin en önemli başarısı ise, Tibet’teki bir laboratuarda saniyede dört bin kuantum dolaşık parçacık yarattılar ve parçacıkların eşini bir ışık huzmesiyle Micius uydusuna yolladılar.

Micius uydusunda yerden atılan tekil fotonların durumunu tespit edebilecek hassas bir foton alıcısı bulunuyordu. Araştırmalarıyla ilgili yazdıkları rapora göre bu “ilk güvenilir ve ultra uzun mesafeli kuantum ışınlanmasıydı.”

Kaynak1

Kaynak2

BİR CEVAP BIRAK

Please enter your comment!
Please enter your name here