Bahman Mohasses, İran’ın Rasht şehrinde 1931 yılında doğdu. Kendisi ilk olarak ressam, daha sonra heykeltıraş, aynı zamanda çevirmen ve tiyatro yönetmenidir. Bugün hala, doğduğu bölge olan Orta Doğu’da sanatta modernizm akımının önemli temsilcilerindendir.

14 yaşında Moskova Sanat Akademisi‘nde eğitim almış olan Mohammed Habib Mohammadi‘nin sanat dükkanında çalışmaya başlamasıyla, Mohasses’in sanat kariyerinin de başladığını söyleyebiliriz. 1950’de Tahran Sanat Akademi’sine kaydoldu ama hiçbir zaman derslere katılma fırsatı bulamadı. Zaten 1954 yılında da çalışmalarını yapmak ve eğitim almak üzere İtalya’ya gidecekti. İtalya’ya gitmesinin sebebi ise İran’daki siyasi karışıklık olacaktı. İtalya’da Roma Sanat Akademisi‘nde  Ferruccio Ferrazzi eğitmenliğinde çalışmalarını yapan Mohasses; Alberto Giacometti, Michelangelo ve Dante‘nin çalışmalarından etkilenecek ve Batı’nın ve İran’ın sanat anlayışlarını harmanlayarak ortaya eşsiz eserlerini koyacaktı.

İtalya’da kendini oldukça geliştiren ressam, 1964 yılında Tahran’a geri döndü ve kübizm ve sürrealizm alanında soyut eserler ortaya koymaya başladı. Bu alanda da Salvador Dali, Marino Marini gibi isimlerden ve Rönesans eserlerinden etkilenmişti. Yani Mohasses İran’a, İran’ın o dönemine göre oldukça ilerici olan düşünce yapısı ile döndü ve resim ve heykellerine de bunu yansıttı. Radikal bir düşünür olarak, 1960 ve 1970’ler boyunca İran’da sistem karşıtı olarak filizlenen düşünce yapısının merkezinde yer aldı. Görsel sanat, tiyatro ve edebiyat alanlarında birçok eser verdi.

Mohasses eserlerinde hiçbir zaman güzelliği yaratma çabasında olmayan, aksine güzelliği reddetmeye çalışan bir isimdir. Güzelliğe değil çirkinliğe inanır. Eserlerinde de devrimci sanatsal akımları bulmaya çabalar ve gerçekçi ve kuru bir estetikle resmeder.

İran’ın Picasso‘su denilen Mohasses’in, yukarıda gördüğümüz “Untitled (Satyr or Pan)” isimli eserinde Picasso’nun “Flute Players” eserinin yansımaları açıkça görülüyor. Ayrıca mitolojinin etkilerini de görebiliyoruz. Ama Picasso kutlama ve üretkenlik gibi temaları kırsal sahnelerle işlerken; Mohasses çalışmalarında daha çok yalnızlığı yansıtır, insanlık durumunu nasıl gördüyse öyle, bir ıssızlık içinde resmeder.

Hümanist ve hayvansever bir kişilik olan Mohasses, eserlerinde hayvan figürlerini İran toplumunu temsil etmek için de kullanır. Doğal yaşama olan merakı onu insanın vahşiliğini ve yıkıcı yapısını bu şekilde göstermeye itmiştir.

1964 ve 1968 yılları arasında Tahran’da kalan sanatçı burada oldukça fazla eser ortaya koydu. Eserlerinde rahatlıkla çıplaklığı kullanabilen Mohasses’in eserleri dönemin İran’ına göre doğal olarak fazlasıyla uygunsuz karşılanacaktı ve sansürlenecekti ama Mohasses sanatı her zaman yaşayan, yıkım ve yok etmeden meydana gelen bir varlık olarak gördü. 1960’ların sonunda eserlerinin çoğunu kendi elleriyle parçalamasının nedeni belki de buydu. İran Devrimi sonrasında da uygunsuz bulunan eserleri yok edildi ve oldukça az sayıda kalan eserler açık arttırmada 500 bin dolar ile 1 milyon arası fiyatlara satıldı.

Bu tarihlerden uzun yıllar sonra, 2013 yılında, film yapımcısı Mitra Farahani üç yıllık araştırması sonucu, Mohasses’i İtalya’da yaşadığı yer olan bir otelde bulacak ve onun hayatını bir film haline getirecekti. Farahani Mohasses’le karşılaştığında, Mohasses oldukça yaşlanmıştı ve artık yaratıcılığı ve gücünden hiçbir şey kalmamıştı. Fakat Mohasses yine de filmin nasıl olması gerektiğine dair genç yapımcıya fikirler verdi ve yardımcı yazar olarak projede yer aldı. Sonuçta ortaya Mohasses’in; sanatı, kendi eşcinselliği ve sansür karşıtı görüşleri hakkında rahat ve açık bir şekilde konuştuğu bir film ortaya çıktı: “Fifi Hurle De Joice (Fifi Howls From Happiness)”

Filme ismini veren ve Mohasses’in hiçbir zaman yok etmek ve bırakmak istemediği favori eseri: Fifi Howls from Happiness

Film yapımcısı Farahani, baş kahramanı Mohasses’i resim yaparken de çekmek istiyordu ve bunun için Mohasses’in yapacağı tabloları satın alacak müşteriler bile ayarladı. Böylece Mohasses de tekrar yaratıcılığını harekete geçirme fırsatı buldu. Fakat film sürecinde zaten kötü olan sağlığı daha da kötüleşen Mohasses, belki de belgesel çekimi sonuna kadar hayatta kalmayacağını fark etti. Bu duygusal film de hayatı boyunca yanlış anlaşılan Mohasses’e bir övgü niteliğinde ortaya çıktı. Film ilk olarak Buenos Aires’deki Uluslararası Bağımsız Film Sinema Festivali’nde en iyi film ödülünü aldı ve daha sonraki süreçte ödüller almaya devam etti.

Filmin fragmanını aşağıdan izleyebilirsiniz.

“Ben her zaman  ‘Quattrocento’da bir zanaatkar gibi olmak istedim. Kendimi bir işçi olarak görüyorum. Kendimi asla bir yere, bir ülkeye, bir ulusa hepsinden fazla olarak da İran’a ait olarak hissetmedim. Bilinçli olarak eserlerimi yok ettim çünkü işe yaramaz bir hal almaya başladılar. Ölülere tapan insanlar için arkamda hiçbir eser bırakmayacağım. Çünkü denizde hiçbir balığın ya da ormanda hiçbir hayvanın olmadığı bir dünyada bir resmin nasıl bir anlamı olabilir ki?”

-Bahman Mohasses