Günümüzde çizgi roman uyarlaması diziler ve filmler çok fazla yapılıyor. Tüketicisi de fazla olduğu için genelde bu yapımların üstüne düşülmüyor. “Ne de olsa bir şekilde izleteceğiz” düşüncesi hakim. Fakat aradan öyle işler çıkıyor ki hayran kalmamak elde değil. Bugün de kendine hayran bırakan The Boys’u inceleyeceğim, daha doğrusu öveceğim. 

The Boys, 2006 yılında Dynamite Entertainment’ın dağıtımında piyasaya sürüldü. Tabii çok büyük kitlelere ulaşamadı ama yine de kendi kitlesince çok sevildi ve 6 yıl boyunca bu çizgi roman serisi devam etti. Amazon Prime da bu işi beğenmiş ve dizileştirmek istemiş. Bu isteğin sonucunu 26 Temmuz’da aldık, iyi ki de aldık. Öncelikle spoilersız olarak inceleyelim.

The Boys, süper kahramanların oldukça popüler ve normal olduğu bir dünyada geçiyor. Süper kahramanlar polislerin yetkilerini almış, istedikleri gibi hareket edebiliyorlar. Bir de süper kahramanlar için şirketler kurulmuş. Bu şirketler süper kahramanları alıp onları bir nevi pazarlıyor. Bu şirketlerin en büyüğü olan Vought’un süper kahraman grubu olan Seven ise en popüler ve en sevilen grup. İnsanlar adeta Seven’a tapıyor. Dizinin hikayesi ise Seven’daki bir kahramanın büyük hatasıyla başlıyor. Bu hata geçtikçe dallanıp budaklanıyor ve bir grup insanı, süper kahramanlara karşı olarak buluyoruz. Hikaye hakkında daha fazla detay vermeyeceğim, hikaye oldukça derin ve güzel.

Dizinin en beğendiğim özelliği oldukça karanlık ve sert olması. Süper kahramanların olduğu bir dünyayı müthiş bir gerçeklikle sunmuşlar. Oyuncular hiç sırıtmamış, efektler bir diziye göre oldukça iyi, dizinin atmosferi izleyiciyi içine çekiyor. Marvel ve DC filmlerinden-dizilerinden sıkıldıysanız bu diziye şans vermenizi kesinlikle öneririm.

Yazının bu kısmından sonra spoiler olacaktır.

Spoilersız yeterince övdüysek biraz da derinlere inelim, detayları kurcalayalım. Öncelikle hayal etmenizi istiyorum: Süper kahramanların olduğu bir dünyadasınız, çocukluğunuz kahramanlarla geçmiş. Tüm ürünlerini almışsınız, filmleri izlemişsiniz. Çok büyük hayranlık duyuyorsunuz. Fakat sonradan öğreniyorsunuz ki hayranlık duyduğunuz süper kahramanlar aslında pisliğin teki. Hatta sadece pislik değiller. En sevdiğiniz süper kahraman, aşık olduğunuz ve hayaller kurduğunuz sevgilinizi ‘yanlışlıkla’ öldürüyor. Hikayemiz böyle başlıyor. Hughie ve sevgilisi Robin, kaldırımda tatlı tatlı konuşurken çok hızlı koşabilme gücüne sahip olan A-Train, Robin’in içinden geçiyor. Evet, bildiğiniz içinden geçiyor. Robin paramparça oluyor. Dizinin ne kadar sert olduğundan bahsetmiş miydim? Hughie bu olaydan normal olarak aşırı etkileniyor ve A-Train’den intikam almak istiyor. Hikaye beni oldukça tatmin etti. Çünkü süper güçleri olan herkesin iyi biri olduğu birçok şey izleyip duruyoruz. Gerçek dünyada bu kadar süper güçlü insanların hepsinin iyi biri olmayacağını tahmin etmek zor değil. Dizinin gerçekliği bu yüzden çok güzel bir etmen.

Dizinin beni memnun etmeyen tek yeri sonuydu. Sonu beğenmedim değil fakat beklentiyi dizi boyunca çok yükselttiler. Çok şaşıracağım bir son bekliyordum fakat neredeyse hiç şaşırtmadı. Billy Butcher’ın ailesinin ölmediğini hatta artık Homelander’ın ailesi olduğunu öğrenmek kötü bir son değil. Dizinin hikayesini daha fazla derinleştiriyor ve merak unsurunu geliştiriyor. Umarım 2. sezonda bunu iyi bir şekilde devam ettirirler.

Karakterler ve oyunculara gelecek olursak bunu da çok sevdim. Seven isimli kahraman grubu Justice League parodisi gibi bir şey. Homelander, The Deep, A-Train, Queen Maeve ve sonradan ekibe katılan Starlight uzaktan bakınca çok havalı kahramanlar. Özellikle Homelander’ı Superman’den daha çok sevdim desem abartmış sayılmam. Tabii iç yüzlerini görene kadar. Uzaktan bakınca müthiş görünen bu ekip içlerinde kötülük barındırıyor. Dizinin uçak sahnesi beni çok etkiledi ve duygulandırdı. Güçleri olmayan fakat adalet arayan Boys ekibi de çok iyiydi. Billy Butcher’dan Wolverine havası aldım ve bu harikaydı. Karl Urban’ı Wolverine rolünde görmeyi çok isterdim. Ekibin diğer üyelerini de sevdim özellikle Frenchie karakteri favorim oldu. İlk başlarda sert, duygusuz gibi görünen karakterin, Female ile tanışmasıyla içinin güzelliğini gördük ve çok hoşuma gitti.

Kısaca toparlamak gerekirse The Boys özgün ve farklı bir yapım. Günümüzü yerinde ve tutarlı bir şekilde eleştiriyor. Dizinin karanlık havası izleyicinin duygularıyla oynuyor ve etkiliyor. İzlerken karakterlerle bağ kurabiliyoruz. Farklı bir şeyler izlemek istiyorsanız The Boys’a şans vermelisiniz.

BİR CEVAP BIRAK

Please enter your comment!
Please enter your name here