Bu içeriğimizde hem sosyolojik hem de psikolojik bir semptom olarak değerlendirilebilecek bir kavramdan bahsedeceğiz. Üzülerek belirtmek gerekir ki toplumun negatif yönlü değişimine paralel oranda giderek artış gösteriyor. Kelime olarak pek tanıdık gelmese de mizantropi; insanlığın doğasına veya eylemlerine karşı nefret beslemesi olarak tanımlanıyor. Hümanizme karşıt bir düşünce ifade eden mizantropi, benimseyenleri tarafından mizantropist olarak adlandırılıyor. İnsanın doğası itibariyle kötü olduğunu düşünen bu kişiler, istemsiz bir şekilde kötülük yapmalarının, yaptırmalarının ve buna göz yummalarının insanın bir parçası olduğunu öne sürerler. Kıyım, katletme anlamının yanında insanın yeltendiği her türlü şiddet, kötülük ve suç eylemleri de bu düşüncenin oluşmasında etkilidir.

Kökeni Yunanca μίσος-misos (nefret) kelimesinden gelen mizantropi, hakim olduğu kişilerde insanları sevmeme ve güvensizlik eğilimi olarak kendini gösterir. Sosyal yabancılaşma duyguları vardır. İnsanlığın eksik yönlerini vurgulaması açısından hiciv ve komedide yaygın olarak ele alınır. Bazı dinlerde ve dini düşünce okullarında, bir bütün olarak insanlığın kötülükten oluştuğunu ve dünyada insanlar tarafından yaratılan bir kanser gibi giderek yayıldığını öne sürerek yanlış tanımlamalara yol açabilmektedir.

Edebiyatta Örnekleri

İngiliz oyun yazarı William S. Gilbert’in alaycı ve ironik eserinlerinde geçen mizantropik karakterler insana yönelik yaptığı eleştiriler bakımından önemlidir. Emily Bronte’ye ait Wuthering Heights(Uğultulu Tepeler)de geçen Heathcliffe karakteri ise, diğer karakter olan Cathy’e olan sevgisini toplumsal engeller nedeniyle gösterememesi yine mizantropik bir karakter olarak yansımasına neden olmuştur. Yine 1992’de Güney Amerikalı bir makale ve köşe yazarı Floransa Kralını ele alarak mizantropinin tarihçesi üzerine bir eser yazmıştır. Fransız oyun yazarı ve oyuncu Jean-Baptiste Poquelin(Moliére) 1666’da en başarılı oyunu sayılan Le Misanthrope‘u sahneye koymuştur. Oyundaki protagonist Alceste, ilkelerine sıkı sıkıya bağlı ve etrafındaki kimseyi beğenmeyen bir karakter olarak önemli bir mizantropi örneğidir.

Le Misanthrope-Moliére

William Shakespeare‘e baktığımızda ise Othello romanındaki Iago karakteri bir mizantropi örneğidir. Karakter etrafındakileri büyük bir hırs ve pişmanlıkla manipüle ederek bundan zevk almaya başlar. Amerikan hiciv yazarı olan Kurt Vonnegut en bilinen eseri Slaughterhouse Five(Mezbaha no.5)da geçen Billy Pilgrim‘in bir türlü şimdiki zamanda kalamayan ve zamanda yolculukla başı dertte bir mizantropi örneği olarak gösterilebilir. Kurt Vonnegut, insan varlığına getirdiği anlamsızlık ve insanın varoluşundan kaynaklı yeryüzüne verdiği tahribatı anlatan karakterleri açısından bu alanda önemli eserler vermiştir. Dönüşüm romanı ve Açlık Sanatçısı adlı kısa öyküsüyle Franz Kafka‘yı da mizantropik bakış açısına sahip yazarlar arasında gösterebiliriz. Jean-Paul Sartre, No Exit(Gizli Oturum) adlı oyununda diğer insanların cehennemi yansıttığı düşüncesiyle yine bu alana gönderme yapanlar arasındadır. 18. yüzyıl İngiliz edebiyatında önemli bir kara mizah yazarı olan Jonathan Swift‘in aynı dönem şairlerinden olan Alexander Pope‘ye, kendi eseri olan Gulliver’in Gezileri ile ilgili mektupta yazdıkları bu noktada dikkat çekicidir. “…insan denen bu hayvandan nefret ediyorum ve korkuyorum” sözleriyle, romanında geçen Lemuel Gulliver’in arkasında yatan insanlara ezici ve tiksinti dolu bir bakışını gerekçelendirmiştir.

Felsefede Örnekleri

Mizantropik düşünceye örnek Platon’da karşımıza çıkıyor. Phaedo-Sokrates’in Ölümü adlı eserinde karamsar düşünce ve akla duyulan nefret arasında bağ kurar. Kant’a göre akla duyulan nefretin bir yansıması olarak misoloji, Platon’un bu eserinde kendini gösterir. Anti kahramanlarına duyduğumuz hayranlıkla tanıdığımız İrlandalı oyun yazarı Samuel Beckett, Seneca’yı da etkileyen şu sözleriyle karakterlerinde yatan mizantropiyi örneklendirmiştir; “Cehennem, ölmek istediğimiz eski günleri hatırlatmak gibi olmalı.” Seneca, antropolojik bir varlık olan insanı bu yönüyle suçlamak yerine esprili bir dille daha basite indirgenebileceğini ve pessimist tarafının hafifletilebileceğini öne sürer. Stoacı felsfeye yaklaşan düşünceleri, kişinin akıl sağlığını koruyabilmesi için bu mizantropik bakışın ve öfkeye neden olan her şeyin ortadan kaldırılması gerektiğini savunur. İnsan varlığının bir hata olduğunu düşünen Arthur Schopenhauer ise bu düşünceye pek sıcak bakmayarak, insanın yaşama isteğinin bir sonucu olarak acı çekmesinin olağanlığından bahseder. Özellikle intihar eylemini bu noktada sempatiyle karşılar. Kişinin iradesinden kaçmasının imkansızlığından doğan intiharın, bir eylem olarak gerçekleştirilmesindense estetik zevke başvurmanın bir çözüm olacağını öne sürer. Bunu bir katharsis yöntemi olarak uygulanabileceğini söyler ve örneklerini Mozart’ın Requiem’inde, Mona Lisa’nın şefkatli fakat acı dolu yüz ifadesinde bulduğunu belirtir.

Pentti Linkola

Finli ekolojist Pentti Linkola, mizantropi düşüncesini günümüzde de devam ettiren düşünürlerdendir. İnsanın dünyaya verdiği zararı dürüstçe ve sert bir dille ortaya koymaktan çekinmeyen Linkola, soykırımla sağlanan nüfus kontrolünü ve sosyal Darwinizm’i savunur. Bir yönetim biçimi olarak savunduğu Platon tarzı aristokrasiyi sürdürülebilir kaynaklar ve ekolojik standartları üst seviyede tutabilmek için gerekli görür.

Diogenes

İnsanlığa olduğu kadar hayvanlara da duyduğu büyük saygı ile tanınan Sinoplu Diyojen de tanınmış bir mizantropisttir. Hayatının büyük bir kısmını içinde yaşadığı insanlığın kurallarının ve düzeninin mutluluk için yetmediğini, türünün gittikçe değersizleştiğini ve verimsiz bir hal aldığını göstermeye adamıştır.

Kaynak: 1

BİR CEVAP BIRAK

Please enter your comment!
Please enter your name here