Beğen
Beğen Harika Heuheu WOW Olmamış Kızdım!
2

Alexander Graham Bell, 3 Mart 1847 tarihinde İskoçya’nın Edinburg kentinde doğdu. Annesi doğuştan hem sağır hem de dilsiz olduğu için babası ve dedesi bu alanda pek çok çalışma yürütüyorlardı. Sağırların duymasını sağlayamasalar bile en azından konuşma yetisini kazandırmayı hedeflediler. Böyle bir akademik ortamda büyüyen Bell, babasının bıraktığı yerden devam edecek ve dünya tarihinin belki de en büyük icatlarından birine imza atacaktı.

İlk eğitimini, yetenekli bir ressam olan annesinin yanında aldı. Herkesin aksine annesi ile konuşurken kısık bir ses tonu kullanıyor ve bu davranışıyla oldukça dikkat çekiyordu. Edinburg Kraliyet Lisesi’ni bitirdikten sonra Edinburg Üniversitesi’ne kaydoldu. Ardından Londra’daki dedesinin yanına giderek eğitim hayatına burada devam etti. İki kardeşi de veremden ölünce, babası Kanada’ya taşınma kararı aldı. Bell, Kanada’da babasının üzerinde çalıştığı konulara ağırlık verip pek çok araştırma yapma imkânı elde etti ve kendisini iyice geliştirdi. Babasını kaybettiğinde neredeyse ondan daha fazla şey biliyordu.

Alexander Graham Bell

Onun notlarını tüm insanlara yaymayı hedefliyor ve bu alanda gece gündüz durmadan çalışıyordu. Hermann von Helmholtz adlı bilim adamının işitme fizyolojisine ait eserini okuduğunda, adeta aradığını bulmuş gibi hissetti. İnsan sesini bir tel vasıtası ile aktarabileceğini düşünmeye başladı ve bütün dikkatini bu noktaya çevirdi. 1872 yılında Boston’a yerleşip işitme engelliler ile ilgili çeşitli okullarda ders verdi. Bir sene sonra ise Boston Üniversitesi’nde İnsan Sesi Fizyolojisi dalında profesörlüğe getirilecekti. Kitaplarda yazan her şeyi hemen hemen biliyordu fakat pratikte aynı oranda başarılı sayılmazdı. Bu yüzden yardıma ihtiyacı olduğunu düşünerek Thomas Watson adında bir Elektrik Mühendisi ile anlaştı. Finansal desteği de Avukat Gardnier Hubbart’tan sağlayacak ve artık önünde hiçbir engel duramayacaktı. Amacı; işitme engelliler için bir aparat üretmekti.

Watson’la beraber harmonik telgraf ve sesli sinyal alanında çalışmaya başladılar. Bu iş için uzun saatler boyunca uğraşsalar da bir türlü istedikleri o mucizevi sonuca ulaşamıyorlardı. Sesi tel üzerinden başka bir yere göndermeyi başarmışlardı fakat bu ses karmakarışık, anlaşılmaz durumdaydı. Umutlarını kaybetmeyerek denemeye devam ettiler. Bell, bir gün, kullandığı bataryadan pantolonuna asit dökülünce Watson’ı yardıma çağırdı:

“Mr. Watson. Come here. I want to see you. (Bay Watson. Buraya gelin. Sizi görmek istiyorum.)”

İşte tam o anda farkında olmadan dünya tarihindeki ilk telefon görüşmesini gerçekleştiriyordu (10 Mart 1876). Watson, onu telefondan duyarak yanına geldi ve sonunda başardıklarını anlayıp büyük bir mutluluk yaşadılar.

Alexander Graham Bell ve Thomas Watson

Patentini aldıktan sonra, bu inanılmaz icadıyla beraber pek çok ödül de kazanacaktı Bell. Elde ettiği bütün parayı işitme engelliler ile ilgili daha fazla buluş yapabilmek için harcadı. Washington’da Volta Enstitüsü’nü kurdu.

İlk telefon şebekesi Connecticut eyaletine yapıldı. Görüşmeler santrallerdeki kadın memurlar aracılığı ile gerçekleştiriliyor ve New York da dahil olmak üzere pek çok şehre hızla yayılıyordu. Bell’e pek çok patent davası açılsa da o hepsinden zaferle ayrılacaktı. Mahkemeler bittikten sonra Bell Telefon Şirketi’ni kurarak çalışmalarına devam etti. Gramafon’u ve ses cihazlarını geliştiren bir teknoloji üretti. Daha sonra uçmaya merak sardı ve arkadaşlarıyla beraber “Hava Deney Derneği” adında bir oluşumu başlattı. 1904 yılında ise “Bileşik Hücresel Hava Aracı” adında bir icadı için patent alacaktı.

Kendisine finansal açıdan çok büyük destek veren Gardnier Hubbart’ın ailesinden Mabel ile evlendi. O da dört yaşından beri sağırdı. Mabel’e öğrencisiyken aşık olan Bell, onu büyük bir bağlılıkla severek hiçbir zaman ihanet etmedi. Ünü ne kadar artarsa artsın eşinden asla uzaklaşmayacaktı.

Alexander Graham Bell, Eşi ve Çocukları

1915 yılında ilk kentler arası telefon görüşmesini yapmak için New York’a davet edildi. Telefonun ucunda, San Francisco’dan bağlanan eski ortağı Thomas Watson vardı. İcadı gerçekleştirdikleri günü hatırlatmak adına tekrar aynı cümleyi kurdu: “Bay Watson. Buraya gelin. Sizi görmek istiyorum.”

Günümüzde telefon görüşmelerinde kullanılan “Alo” sözcüğünün de ilginç bir hikâyesi var. Rivayete göre; Bell, ilk telefon hattını o zamanlar sevgilisi olan Alessandra Lolita Oswaldo’nun evine çekti. Telefon her çaldığında arayanın kim olduğunu bildiği için “Alessandra Lolita Oswaldo” diyordu. Fakat sevgilisinin aramaları sıklaşınca böylesine uzun bir ismi telaffuz etmekten yoruldu ve bir çözüm buldu. Artık telefonu her açtığında “Ale Lol Os” diyordu. Zamanla bu ismi daha da kısaltarak sevgilisinin aramalarına “Alo” diye cevap vermeye başladı. Gözü çalışmalarından başka bir şey görmediği için Alessandra onu terk etti. Bu duruma çok üzülen Bell, telefon hattını bütün şehirlere çektikten sonra bile her arayana bir umut “Alo” diye sesleniyordu. Diğer insanlar da bunu telefonun mucidinden duydukları için tüm görüşmelerinde aynı kelimeyi kullanmaya devam ettiler.

Pek bilinmese de Alexander Graham Bell, dünyaca ünlü bilim dergisi Science ve National Geographic Society’nin kurulmasına da yardımcı oldu. Yaşamı boyunca 30 adet patent aldı. 1922 yılına gelindiğinde ise 75 yaşında ve huzur içinde hayata gözlerini yumdu.

Kaynak: 1, 2

Beğen
Beğen Harika Heuheu WOW Olmamış Kızdım!
2

BİR CEVAP BIRAK

Please enter your comment!
Please enter your name here