İnsanoğlu geçirdiğimiz her süre zarfında çoğalır. Gidenlerin dünya nüfusundaki yeri her daim dolar. Çünkü her an, her saniye hayatımıza, dünyamıza yeni biri katılır. Peki dünyaya gözünü açan herkesin bir görevi var mıdır? Yoksa insan daha küçücük bir bebekken hiçbir şeyden sorumlu olmaz ve sorumluluklarını belli bir yaştan sonra mı edinir? Şuan bu yazıyı okuyan arkadaşım yaşını bilemiyorum, belki 20, 14, 36… Ama inan bana kaç yaşında olursan ol herkesin bir görevi vardır! Bizler yalnızca bunun farkına biraz geç varıyoruz.

Günlük dilimizde misyon kelimesini sıkça kullanıyor olsak da genellikle bu kelimeyi tüzel kişilikler için kullanıyoruz. Halbuki bu yazıyla insanın da bir misyonunun olduğunun bilincine erişeceğiz. Misyon kelimesinin genel bir tanımını yapacak olursak kısaca “bir kimseye ya da bir kurula verilen özel görev” diyebiliriz. Anlaşılabilirlik açısından aslında belki “sorumluluk” ve “görev” kelimelerini de kullanabiliriz.

Bir şirket kurulurken ilk yapılacak iş kurumun bir misyonunu belirlemek yani insanlığa hizmet amacını ortaya koymaktır. Bu şirketin amacı, görevi ve bizlere vaadi nedir. İnsanı da tıpkı bir şirket gibi düşünebiliriz. Dünyaya gelen bir kişinin daha ilk andan amacı, görevi ve diğer insanlara vaadi nedir? Anne karnından daha henüz dünyaya gözlerini açmış, yaşamanın ne demek olduğunu bile bilmeyen küçük kardeşimiz bile bir misyona sahip aslında.

Her insan içine doğduğu ailesi, çevresi, kültürü, inançları ve fikirleri üzerine bir görev sırtlanır. Bir ailenin son çocuğu olarak dünyaya gelen bebek hem küçük kardeş olma hem de ailenin en küçüğü olma misyonu ile dünyamıza katılır. O henüz hiçbir şeyin farkında olmasa bile bu anlam kendisine daha ilk anından itibaren yüklenir. Veyahut bir ideolojiye sahip toplumun içinde gözlerini açan birey belki ileride bunu reddedecek bile olsa o an için o düşüncenin görevlerini taşır. O fikirlere göre yetiştirilir ve kendi yolunu bulana dek de ona çizilen yolu yine ona verilen sorumluluklarıyla yürür.

İnsan, misyonunu doğuş anından itibaren kazanabildiği gibi yaşadığı hayat sürecince de yeni misyonlar edinebilir. Bu noktada misyonu şöyle tanımlayabiliriz: “Kişinin hayat felsefesi ve bilincinin kendini bulduğu noktadır.” Ailenin son çocuğu doğduğunda bebeğin bir misyon kazanarak dünyaya geldiğini söyledik. Peki bu bebeğin ebeveyn ve kardeşlerinin bir misyonu yok mu? İşte tam şu andan itibaren doğan bebek sayesinde onlarda kendilerine yeni bir misyon edinmiş oldular. Belki şimdiye dek tek çocuk olan birey artık bir abla/abi olmanın görev ve sorumluluğunu üstlenmiş olur.

İnsanın edindiği bu misyonlar bilinçsiz olabildiği gibi aslında bilinçli de olabilir. Kişi sahip olduğu hayat felsefesini değiştirmek ve bir yenisini edinmek isteyebilir. İşte o zaman sahip olduğu misyonunu değiştirir ve yenisini hayatına katar, hayatını buna göre şekillendirir. Misyon, kişinin ana varoluş sebebidir. Bu sebep ise insanı mutlu etmek üzerine çalışır. Yani insan ömrünce hep kendini mutlu edecek şeylerin peşinden koşar. İnsan yaparken kendisini tam mutlu hissettiği şeyi yapmak için var olmuştur. Bilinçli olarak edineceği misyonunda da hep bu amacı gözetir.

Aslında belki de doğru olan bilinçsizce ve habersizce bizlere yüklenen görevler değil, bireyin bilinçli olarak kendisi ve insanlık için iyi ve yararlı bir misyon edinmesidir.

BİR CEVAP BIRAK

Please enter your comment!
Please enter your name here