Tüm zamanların belki de en üretken yönetmenlerinden biri olan Ingmar Bergman, aralarında Stanley Kubrick, Andrei Tarkovsky, Woody Allen ve David Lynch gibi başarılı yönetmenlerin bulunduğu kitleyi etkiledi. Psikolojik ve varoluşsal filmlerin mimarı oldu. Yönettiği çoğu filmin senaryosunu da kendi yazdı. 60 adet ödül almasının yanında da 9 kez Oscar’a aday oldu.

Tiyatro eğitimi alan Bergman’ın derin düşünceler içeren, duygu dolu filmleri, metafizik konuları, yalnızlık, kader konularını irdeleyen filmler yaptı. Sommaren med Monika gibi filmler, Bergman’ın en önemli konusu olan kadınlara ve onların kimliklerine değinirken, 1960’lardaki üçlemesi Sasom i en spegel, Nattvardsgarterna ve Tystnaden ile Tanrı’nın “yokluğunu” gözler önüne serdi. İsveç sinemasında çok büyük bir yere sahip olan Bergman Sineması zaman içerisinde Avrupa Sineması’nı da etkileyerek tüm dünyaya yayıldı.

Filmlerinde, oyuncuları doğaçlamaya sevk eden, eşsiz hatta insanı büyüleyen kamera üslubuyla insan doğasındaki karmaşıklığı beyaz perdeye yansıtmayı başardı. Cannes’da Palmiyelerin Palmiyesi ödülünü kazandı. 2007 yılında hayatını kaybettikten sonra bütün filmleri UNESCO’nun Dünya Belleği arşivine dahil edildi. Toplamda 40 film yönetti Bergman…

Smultronstallet


Yaşlı bir profesör, fahri unvan almak için eski üniversitesine gider. Yoldaki çeşitli karşılaşmalar, geri dönüşler ve ölümünü haber veren gerçeküstü rüyalar profesörün hayatındaki kusurlarını ve hatalarını görmesini sağlar. Bir insanın yalnızlığına yaptığı yolculuğu anlatan bu filmi mutlaka izlemelisiniz.

Tystnaden


İki kız kardeş ile 10 yaşında bir çocuk, dilini anlamadıkları yabancı bir ülkedeki otelde kalırlar. İletişim kuramama, soyutlanma ve karanlık, hatta son derece huzursuz edici seks sahneleri içeren bu film, Bergman’ın en etkili eserlerinden biridir. Görüntü yönetmeni Sven Nykvist, Bergman’ın radikal anlamda klostrofobik filmini anlam derinliğini oldukça fazla bir şekilde kullanarak çekmeyi tercih ettiğini görüyoruz.

Fanny and Alexander


Ingmar Bergman, dört Oscar ödüllü bu otobiyografik eseri için “sinema yaşamının özeti” demiştir. Kardeş olan Fanny ve Alexander, İsveç’te refah içinde bir evde büyür. Babalarının ani gelişen ölümünden sonra, anneleri bir piskoposla evlenir. Onun sofu konutuna taşınan çocukların bu yalıtılmış hayata adapte olamayışını gözler önüne seren yönetmen, bir kere daha ne kadar başarılı bir sanatçı olduğunu herkese gösterir.

Persona


Başarılı bir opera sanatçısı aniden hayatını sessizliğe hapseder ve Ingmar Bergman’ın en önemli filmlerinden biri olan Persona ortaya çıkar. Yönetmenin en önemli filmlerinden olan Persona, görsel ve içerik bakımından izleyiciye muhteşem bir haz sunar. Sessizliğe pek alışık olmayan bir toplum içerisinde, sessizliğin derinliğini anlayabilmek yerine buna kalıplar uydurmaya çalışan insanlara pek de uzak olduğumuzu söyleyemeyiz. Kendinizi dış dünyaya açmadan önce takındığınız maskenin en çıplak şekilde gözler önüne serildiği bu filmi henüz izlemediyseniz, izlemeniz gereken filmler listesine birinci sıradan ekleyebilirsiniz.

The Seventh Seal


1957 yılı yapımlı The Seventh Seal, bir şövalyenin ölüm ile karşılaşmasını konu alıyor. Eserlerinde din-tanrı olgusunu sıkça gördüğümüz Ingmar Bergman sinemasındaki en vurucu eserlerden biri olarak da baş köşeye yerleşiyor The Seventh Seal… Sinema tarihinin en etkili sahnelerinden biri olan satranç sahnesi ile zihinlerinize yer edecek ve asla silinmeyecek bir film…