Özgür Uysal kendi deyimiyle önce insan. İnsanlara ve hayata meraklı bir insan… Çok donanımlı, çok iyi analiz eden biri. Bu yüzden içerikleriyle tanıştığınız zaman çok güvende hissedersiniz. Evet, şanslıyız ki kendisi metin yazarı. Youtube’da İnce İşler (incelemek isterseniz: 1 ) adında bir kanalı da var. Yoksa düşünceleriyle tanışmamızın olasılığı çok düşük olacaktı.

“Hayatta en korktuğum şeydir aynı zamanda da en zevk aldığım şey. Ve ben böyle şey yaparım dururum sessizlik olana kadar beklerim. Sessizlik olduktan sonra da beklerim. Ta ki böyle insanların beklentisi benden max. seviyede olana kadar. Merhaba ben Özgür Uysal diye başladığım zaman sonrasını hiç hatırlamam. Çocukluğumdan beri hep böyle oldu.” 

diyerek başladı Özgür Bey röportaj sohbetimize. Hoş sohbetiyle bizi renkli dünyasında gezdirme fırsatı verdiği için kendisine çok teşekkür ederiz. Şimdi sizi de Özgür Bey’in dünyasıyla baş başa bırakıyoruz.

1. Lise son zamanlarında üniversite bölümü seçmek hayatımızın kararı gibi gelir. Siz kararınızı siyasal fakültesinden kullandınız. Sizi bu bölüme yakın hissettiren sebepler nelerdir?

“İlk okuduğum kitap Nutuk’tu ve ben her şeyi dert eden bir adamdım. Hala öyleyim. Herkese de tavsiye ederim. İnsan neyi neden yapar? Yalnızken başka, biri onu gözlemlerken neden farklı yapar? Topluluk önünde başka, hemcinsiyle farklı, başka cinsiyle neden farklı? Bunlar benim çocukluğumdan beri dikkatimi çeken şeylerdi. Ben de insanla ilgili bir şeyi yapmak istedim en başta. Okuduğum kitap da Nutuk olunca;  insanla ilgili ve toplumla ilgili bir şeyleri dert eden birinin neler başarabileceğini gördüğümde çok etkilendim. Ve insanla ilgili bir şey yapacaksam da bu siyasetle ilgili olsun. Çünkü Türkiye’de bir şeyleri değiştirebilirsem siyasetle değiştirebilirim diye düşündüm. Şimdi öyle düşünmüyorum. Ve bu beni siyaset okumaya itti. Siyaset okuyabileceğim tek okul bence Ankara siyasaldı. Tamamen amacım bir şeyleri değiştirmekti.”

2. Yaptığınız işlerde farkındalık ve eğlencenin harmanlandığını görüyoruz. Karakterinizin bir yansıması olarak düşünüyorum. Peki siyasal okumak karakterinizin nasıl bir yansımasıydı?

“Siyasal okumak benim için… Ben hep böyle dalga geçen bir adamımdır. Bir şey olduğu zaman dalga geçerek oksitlerim. Ama he zaman da bana “Özgür, abi kafa açıyorsun.” derlerdi. Ben şimdi böyle konuşmaya başlarım, bir hikaye anlatırım. Böyle sizle de otursak konuşsak,  karasunun hikayesini anlatırım. Ordan kıssadan hisse yaparım. Şaka üretirim. Sen bir şey söylersin, ondan da bir şaka üretirim. Hep böyledim. Her yerde böyleydim. Arkadaşlarımlayken de, sevgilimleyken de… O yüzden de hayatımda yaptığım her şeyde onu yaptım. Komik olacak. Hiciv mutlaka olacak. Çünkü hiciv bence savunmayı kırıyor. Ciddi ciddi olunca ben de dinlemiyorum. Enerjisi yüksek olacak. Bir de bu ikisiyle birlikte benim işimi izlediğin zaman dışarıda arkadaşlarına satabileceğin bir şey kazanmış olacaksın. Bu üçünü ortaya koyduğumda işin iyi çıktığına inanıyorum. Yaptığım her işte bunu yaptım.  Kadın cinayetleri gibi ciddi bir konuyu da işledim. Ama bir yandan da argonot ahtapotundan bahsettiğim çok komik içerikler de oluyor. Bu yüzden sadece geyik değil, bilgi içeren sıkıcı bir şey de olsun istemedim. Çünkü ben hayatımda da öyleydim. Siyasal bana bu konuda etki etmedi. Ben zaten böyleydim. Siyasala girmek bana sadece yazılı ve sözlü olarak daha iyi ifade edebilmemi sağladı. Kelime haznemi geliştirdi. Topluluk karşısında konuşabilmeyi, saygılı olmayı öğretti. Tarihle ilgili daha içli dışlı olmayı öğretti.”

3. Hayatınıza yenilik katmayı sevdiğinizi ve yaptığınız işlerde de böyle bir yol izlediğinizi ifade etmişsiniz. Sizde yılların bile değiştiremeyeceği şeyler  nelerdir?

“Geleceğe dair bir şey söyleyemem. Ama benim hayatta en çok övündüğüm ve değiştirmeyi istemediğim şey hayat enerjim. Ben sabahleyin uyandığım zaman diyorum ki ne güzel bir oyununun içerisindeyiz. Başıma gelen şeyi çok dert etsem de şuna inanıyorum ben; Yukarıda bir atari var kocaman. Biz bir jeton atıyoruz, sonra bir tuşa basıyoruz. Sonra seni random seçiyor. Street fighter gibi… Sana dünyanın bir yerinde bir ailede genetik piyango vurmuş olarak ya da olmayarak… Ve sana diyor ki “free play mod on”.. bununla ilgili ne yapabilirsen, yapabilirsin. Bir survival… Ama o sirvivalın o kadar güzel alanları var ki.

Biraz Heraklitos gibi olacak konuşmam ama… Kendimle ilgili değiştirmeyeceğime  inandığım tek şey sürekli değişime uğruyor olmam. Çünkü ben yirmi yaşındaki ben asla değilim ve kırkımda otuzlarımdaki ben asla olmayacağım. Çünkü bir şeyi bildiğini ve kendini en iyi olduğunu düşündüğün anda ben gelişimin ve hayattan zevk almanın duracağına inanıyorum. Gün batımını bile ben bir sene önce başka görüyorsam bugün başka görüyorum. Hani Sokrates der ya “Sorgulanmadan, merak etmeden yaşanmış bir hayat yaşanmamış demektir.” O yüzden sorgulandıkça ve merak ettikçe o değişim olmak zorunda ve bendeki değişmeyecek tek şey bu. Sürekli değişecek ve sürekli merak edecek olmam.”

4. Sorgulayınca sürekli kaybolmuş gibi hissetmiyor musunuz? Nasıl bulunduğunuz noktaya ait hissedebiliyorsunuz?

“Hayır. Şöyle düşüneceksin ve şunu aklında bulunduracaksın; bulunduğun bir nokta yok. O nokta bir illüzyon. Yani sen bir yerde bir noktada olduğuna inanıyorsan sana kesin olarak yanıldığını söyleyebilirim. Burası neresi? Biz nerdeyiz? Bu sorguların hiçbirinin net bir cevabı yok. Onların hepsi senin bir yorumun. Bulunduğun yeri koruyabilmenin tek yolu yani bir insanın kaybolmamasının tek yolu hareket etmesidir. Çünkü evren hareketi alkışlar. Düşünüyorsan eğer hareket etmiyorsun demektir. Korkuyorsun, endişe duyuyorsun demektir. sorgulayarak soyutlaştırıyorsun demektir. Soyutun içinde de kendini var edemezsin. Ne kadar çok düşünürsen hareket etmekten o kadar uzaklaşıyorsun demektir. Ve hareket etmediğin her an yaşamıyorsundur. Hayat başına gelen olayların bir bütünüdür aslında. Ve başına bir şeyler gelmesini istiyorsan hareket etmek zorundasın. O yüzden benim sorgulamamın temeli aslında sorgularken hareket ediyor olmamdır.”

5. Metin yazarı olmadan önce yazılar yazar mıydınız? Ne konuda yazardınız?

“Yazardım. Fantastik hikayeler yazardım. İşte Yunanistan’da yanmış ve yıkılmış tapınağın içerisinde bir mezarın içinde bulunan bir bebeğin hikayeleri gibi. Böyle arkeologlar buluyor. O bebek aslında Pisagor’un ayin yaparken kullandığı bebekmiş de falan. Neler yazardım böyle acayip acayip. Hala da var böyle yazılar. Ama onları tabi toparlamam mümkün değil. O anki hayal gücümle yazdığım şeyler. Ama hep içinde mitoloji, fantazma olan hikayeler yazardım.”

6. Peki cinselliği anlatırken hayal gücünüzü ne yönde kullanıyorsunuz?

“Mitolojik hikayeleri kullanıyorum o anda işte. Mesela ben kadın mı daha çok zevk alır erkek mi videosunun içerisinde bir mitolojik hikaye anlatıyorum. Zeus’la Hero’nun uşağının hikayesini anlatıyorum. O adam nasıl kör ve herkese ayin yapan adam olmuş onu anlatıyorum. Bir yandan da o mitolojik hikayelerin içerisinde bugünkü kadın erkek ilişkilerini sorguluyorum. Ve fantazma tarafımı tamamen o yönle besliyorum.”

7. Metin yazarlığını keşfederken hangi konularda yazmak istediniz?Hangi konulara yöneldiniz? Metin yazarlığında nasıl bir yol izlediniz?

“Dediğim gibi önce hikayeler yazıyordum. Sonra röportajlar yazmaya başladım. Sonra basın bültenleri yazmaya başladım. Yani öyle gelişti. Sonra başıma olaylar geldikçe yazmaya başladım. Sonra program formatı yazmaya başladım. Sonra skeçler yazmaya başladım kendi yazdığım programların içerisine. Bu sırada dergilerde yazmaya başladım Kozmopolitan’da. Sonra onların hepsini birden birleştirip bir “İnce İşler” ortaya çıkardım. İnce İşler benim hem Kozmopolitan’da yazdığım hem de bir zamanlarda yazdığım yazılar. Hem de çocukluğumda yazdığım fantastik hikayeler. Bunların hepsinin birleşimiydi. Öyle gelişti. Ve ilk başta yazmayı seven bir adam olarak yola çıktım. Sonra başıma gelen ve ihtiyaç duyulan şeyleri yazarak devam ettim.”

8. Metin yazarlığı sizin için ne ifade ediyor?

“Metin yani yazının kendisi aslında, demin dedim ya düşüncenin eyleme geçmiş halidir. Sen bir şeyleri düşünürsün kafanda, tasarlarsın. Gözünün önüne bir sahne gelir mesela. Ama onu yazmazsan o eyleme geçmemiştir. Ve metin yazmak düşünceyi eyleme ve harekete geçirmektir. O yüzden de bir şeyin bir düşüncenin gerçekleşmesini istiyorsan ve düşüncelerinin fotoğrafını çekmek istiyorsan o bir metindir benim için. Ben aklımdan geçen o sahnenin fotoğrafını çekmek için yazdım yazıyorum.”

9. Burcu Kılıçer ile birlikte başlattığınız, gelirini Altı Nokta Körler Derneğine bağışladığınız “Gate Of Soul” adında sosyal sanat projeniz var. Hakkında bilgi verebilir misiniz? Yapmayı planladığınız başka projeleriniz var mı? Varsa biraz bahseder misiniz?

“Tabii. Çok etkileyici bir şeydi benim için Burcu’nun yaptığı. Burcu çok yetenekli bir fotoğrafçı. Bir dijital sanatçı daha doğrusu. Kapının koluyla, duvar dokusunu birleştirip tablo yapıyordu. Yani acayip yetenekliydi. Biz de onunla bir dergi vesilesi ile tanıştık. Sonra dergi battı. Ama bizim arkadaşlığımız baki kaldı. O gün bana telefon açtı dedi ki “Özgür ben göz fotoğrafı çekiyorum” dedim “ne demek göz fotoğrafı çekiyorum” “valla” dedi “çok güzel oluyor. Bir gel.” gittim. O zaman tabi çok daha ilkel yöntemlerle çekiyordu ama çekiyordu. Bir alet vardı, ortada bir ışık vardı ve benim bir şekilde gözümün fotoğrafını çekti.

Ben kendi gözümle tanıştığım zaman bunu herkes yaşamalı dedim. Çünkü eşsizdi. Bunu daha önce üstümde taşıdığımı düşünmedim. Göz deyip geçiyorsun. Yani ben bunun ne kadar eşsiz olduğunu nasıl farketmedim dedim. Ne kadar milyonlarca yıldır gelişmiş, ilmik ilmik örülmüş acayip bir organ. Düşünsene sen bir mekandan içeri girdiğin zaman birini ararken neye bakıyorsun ilk? İlk göze bakarsın. İlk gözünü ararsın insanın. Biz burdan iletişimi kuruyoruz aslında bu bizim en temel iletişim aracımız. Bunu bir projeye dönüştürmemiz lazım dedim. Ve ordan yola çıkıp şunu dedik: “Her göz sahibi gibi eşsizdir. Göz kıyafet giymez, saat tutmaz yargılamaz. Gözün cinsiyeti yoktur. Göz sadece bakar ve görür.” böyle bir manifesto yazdım ben. Ve çok hoşumuza gitti burdan yola çıkmak.

Ondan sonra dedik ki herkesi aynı kategoriye koyan, herkesi aynı eşsizliğe koyan bir sergi açalım. Ama yetmedi bunun sadece bir sanat projesi olması. Dedik ki madem herkes eşsiz herkes eşit bunu sosyal bir sorumluluğa da çevirelim. Ve de aklımıza ilk gözle ilgili bir şey yapmak geldi. Ordan da 6 körler derneğine gittik. Dedik ki biz böyle bir şey yapıyoruz. Sergi açacağız. Oraya gelip stant açar mısınız? Gelirlerini bağışlasak size? Çok sevindiler. Ve sergi açtık, gelirlerini bağışladık. Çok da güzeldi. Böyle milyon dolarlar toplanmadı neticede. Ama bence bir adımdı herkes için ve bunu tabi ki başka markalarla da yaptık. Huawei ile sevgi yurtlarındaki çocukların gözlerini çektik. Serginin geliri o sevgi yurtlarındaki çocukların hayallerini gerçekleştirmesine bağışlanacaktı. Sonra yönetim kurulu değişti, olmadı bir şekilde. Ama hep amacımız bir amaca hizmet etmesiydi. Bizi heyecanlandırsın. Ve de bundan sonra hep böyle olacak. Yani o göz devam edecek. Gözün haricinde bence biz Burcu’yla daha çok şey yapacağız.

Burcu bu arada İnce İşlerin de yönetmeni. Arkada kahkaha atan kız burcu. Bizim artık göbeklerimiz bir bağlı. Çok yaratıcı ve en önemlisi duygusal, hassas bir kadın. Benim de hassas birinin kamera arkasında olmasına  ihtiyacım vardı. O beni çok güzel yerlere taşıdı. Ben daha çok dalga geçen bir adamken şimdi daha çok önemseyen umursayan bir adam haline dönüştüm, kamera önünde en azından. O yüzden de onunla mutlaka projelerimiz devam edecek.”

RÖPORTAJ:

BİR CEVAP BIRAK

Please enter your comment!
Please enter your name here