2004 yılında Brad Bird tarafından yazılıp yönetilen “Yılın En İyi Animasyonu” dalında Oscar Ödülü’nü alan ve vizyona girdiğinde ülkemizde kampanyaları çocuklara yönelik olarak düzenlenmiş olsa da, çocuk veya yetişkin demeden herkesin kalbine dokunabilmiş bir animasyon filmidir “İnanılmaz Aile”.
Peki bizler, onun gerçek anlamını ne kadar fark edebildik? Repliklerindeki anlamları ne kadar benimseyebildik, sorgulayabildik?

Filmde, yasal mücadelelerle bütün süper kahramanların kabuğuna çekilmesine zorlanmasının üstünden 15 yıl geçiyor. Bob ve Helen Parr, zamanında Bay İnanılmaz ve Elastik Kız olarak bilinen, ancak şu anda normal bir yaşantı sürdürmeye zorlanmış bir çift. Dash ve Violet adında yine kendileri gibi süper güçleri olan çocukları ve bir de yeni doğmuş Jack adında bebekleri var. Aile babası Bob Parr ise 15 yıldır kendisine ait olmayan hayatı yaşadığı için bir orta yaş bunalımına girmiş. İşte ve evde isteksiz, eski hayatını zerre kadar andırmayan bir tekdüzeliğin içinde boğulmak üzere karşımıza çıkıyor. Ailenin tüm üyeleri kimliklerini dışa vuramadıkları için kendi içinde sorunlar yaşıyor.

Bob Parr, çalıştığı şirkette art niyetli patronuna daha fazla dayanamayıp kontrolü kaybederek onu hastanelik ettikten sonra işsiz kalıyor. Tam o sırada, yıllar sonra “Bay İnanılmaz” kimliğine gelen bir gizemli iş teklifini kabul ederek güçlerini tekrar kullanabilmek için can atıyor.

Yeni gelen iş teklifinin üzerine gidip mağarada bulunan bir robotu yerle bir ediyor. İstediği yaşama tekrar kavuşabildiği için hayattan zevk almaya başlıyor, aynı yerden gelen teklifleri ardı ardına kabul ediyor. Sonrasında yeni patronunun geçmişinde terslediği bir çocuk olduğunu fark ediyor: Buddy ancak Buddy, içindeki Buddy’yi öldürdüğü için kendini “Syndrome” olarak tanıtıyor. Doğuştan gelen güçleri bulunmayan bu çocuk, zamanla teknoloji üzerinde çalışarak kendi icatlarıyla bir süper kahraman gücüne kavuşmuş duruma geliyor. Syndrome, küçükken kendisini kabul etmediği için Bob Parr yani Bay İnanılmaz’dan intikam almak, dünyadaki süper-sıradan ayrımına son vermek için de bütün süper kahramanları tek tek bulup yok etmenin peşinde.

Syndrome, Bay İnanılmaz’ı esir alıp kendi robotunu şehre bırakıyor, ardından onu yenip halkın gözünde kahraman olmayı planlıyor fakat işler ters gidiyor. Bu sırada Bob’un eşi Helen (Elastik Kız) Bob’u kurtarmaya gidiyor. Çocuklar (Violet ve Dash) da habersiz bir şekilde onunla birlikte gidiyorlar. Syndrome robotun kontrolünü kaybediyor, İnanılmaz Aile şehri kurtarıyor ve insanlar süper kahramanlar hakkında ılımlı düşünmeye başlıyor.

Önemli olan yer, inceleme burada başlıyor. İnanılmaz Aile’nin asıl vurguladığı, toplumun mükemmellik belirtisi gösteren bireylere yaklaşım tarzı. Süper kahramanlar, kendilerinden daha aşağı konumda bulunan topluluk tarafından gizlenmeye ve zulüm edenlere karşı yeteneklerini bastırmak zorunda bırakılıyor.

Anne Helen, oğlu bir gün gücünü kullanıp yaramazlık yaptığı için okula gittiğinde onu aldıktan sonra konuşurken şu cümleyi kuruyor:

“Şu an dünya uyum göstermemizi istiyor ve bunun için de herkes gibi olmalıyız.” 

Peki uyum göstermemiz isteniyor diye, herkes gibi olmak zorunda mıyız?

Ardından aralarında şu konuşma geçiyor:

-Herkes özeldir, Dash.

-Bu da hiç kimse özel değildir demek…

“Madem herkes özel, yani hiç kimse özel değil, öyleyse neden uyum göstermek zorundayız?” şeklindeki sorularla sorgulamaya başlıyor Dash. Herkes gibi olmak hakkındaki replik Alman filozof Friedrich Nietzsche’nin “sürü psikolojisi” konseptini temsil ediyor. Peki, ne der Nietzsche bu konuda?

“Sürü insanı, umudunu öte dünyaya göçürmüş, gerçek hayatı yadsımıştır. Çoğunluktadırlar ve sürü psikolojisi ile hareket ederler. Aykırıya, asiye düşmandırlar. Gelenekleri ve kendi malum hayata bakış açıları dışında hiçbir görüşü kabullenmezler ve cezalandırmak isterler. Kendi düşünceleri ve yorumları yoktur. Başlarındaki çobanları ne derse kabul ederler ve uygularlar.” der.

“Sürü birbirini anlar ve bir ittifak oluşturur.”

Bob ve Helen’ın arasında geçen bir başka konuşmada ise konu Dash’in mezuniyet törenidir fakat bu “mezuniyet töreni” dedikleri şey aslında dördüncü sınıftan beşinci sınıfa geçiştir. Bob tartışma sırasında şöyle der:

“Bu bir mezuniyet değil! Sadece 4. sınıftan 5. sınıfa geçiyor! Sıradanlığı kutlamanın yeni yollarını buluyorlar. Vasatlığı yüceltmeye bayılıyorlar ama sıra dışı olan biri varsa..” sözü kesilmeseydi muhtemelen “Onu törpülüyorlar.” diyecekti.

Sürü psikolojisi bu tip sıra dışı bireylere ve sürü üyeleri de tek bir bakış açısından baktıklarında topluluğa zarar verdiklerini gördükleri bireylere çelme takıyor.

Çocuk Buddy, hiçbir süper özelliği olmamasına rağmen aslında tamamen saf duygularıyla ve kendi icatlarıyla geçmişte Bay İnanılmaz’a yardım etme hevesiyle yanıp tutuşurken kötü adam Bomb Voyage’ın peşinden sürüklediği bir bombayı fark etmeden taşıyor. Onu kurtaran yine Bay İnanılmaz oluyor ancak bu sefer de bomba metro yoluna düştüğünden dolayı orada yaşanan olaylarda ölümden dönüp sakatlanan vatandaşlar oluyor. Terslenmesi, onun karakterinin dönüm noktası, süper kahramanların da sindirilmesinin başlangıcı haline geliyor.

Bu aşamadan sonra süper kahramanların sıradanlığa indirgenildiği olaylar için şunu soralım: Sıradanlık, olağanüstülüğün yoluna çıktı diye mi oldu yoksa olağanüstü olanın kibirliliği olarak algılanmaya müsait “Ben tek çalışırım.” sözü yüzünden mi? Peki tam da azim, sabır, kararlılık ve büyük bir emekle üst noktalara ulaşmak üzere olan sıradan birey Buddy ile Bay İnanılmaz doğru iletişim kursaydı ne olurdu? Yalnızca metro olayı ve süper kahramanlara karşı yasal mücadele mi engellenirdi? Buddy, artık sıra dışı kabul edilir ve toplumun geri kalanı sürü psikolojisiyle hareket edip onları tekrar bir şekilde sindirir miydi? Yoksa bu olay kitlelere ilham verip ütopik bir dünyanın başlangıcı mı sayılırdı? Tekrar Nietzsche’nin sürü psikolojisi konseptine dönecek olursak, şöyle diyor:

“Sürü, dünyaya egemendir ve özgür olanı dışlayan bir tavırla hareket eder. Bu tip insanlar, hayatın sertliğine karşı tek başlarına karşı koyamazlar. Mutlaka bir çobana ihtiyaçları vardır. Büyüğü dinler, koşulsuz, sorgulamasız saygı gösterirler.”

Bu toplum düzenini yok etmek için bütün süper kahramanları öldürüp kendisi süper kahraman olmayı ve kendisi de öldüğünde icatlarını bütün insanlığa armağan ederek herkese süper kahraman olma şansını bırakmak isteyen, yeni düzende kimsenin özel olmayacağını düşünen Syndrome kaybediyor. Dünyaya, kendi düşündüğü eşitliği getiremiyor. Süper kahramanlar tekrar hak ettiği saygıyı görmeye başlıyor.

Dash’e ailesi artık hızlı koşma özelliğini çaktırmadan kullanarak koşu yarışını kazanmasına izin veriyor. Violet yeni saç kesimiyle özgüveni yerinde bir şekilde okuluna gidip geliyor. Filmin sonunda çocukken sahip olduğu motivasyonunu kaybetmiş, emekle o noktaya çıkmış yapay mükemmellik yolundan saptığı için doğuştan gelen güçleriyle İnanılmaz Aile günü kurtarıyor. Ve Syndrome yenildiği için, efsanevi animasyon İnanılmaz Aile, bu soruları bizim sorgulayıp cevaplamamıza bırakıyor.

Eee, bu kadar İnanılmaz Aile’den bahsetmişken onların aile dostu ve herkesin çok sevdiği sempatik karakter, Samuel L. Jackson’ın seslendirdiği Frozone’u atlamak olmaz.

“TAAATLIIIIIIIIIIIIMM, SÜPER KIYAFETLERİM NEREDE?

SÜPER-KIYAFETLERİM-NEREDE?!!”

VE UNUTMAYIN! İNANILMAZ AİLE 2, 2018 YILINDA BİZLERLE OLACAK!!