Sabiha Bengütaş henüz liseyi bitirmeden 1920’de Sanay-i Nefise Mektebi Resim Bölümü’ne girer. Şans eseri okulun Heykel Bölümü hocası, aynı zamanda bölümün ilk öğrencisi, İhsan Özsoy tarafından cevheri hemen farkedilen Bengütaş, Özsoy’un yönlendirmesiyle bir yıl sonra Heykeltıraşlık Bölümü’nde tek kadın öğrenci olarak eğitimine devam eder. İlk Türk kadın heykeltıraşın hikayesi böyle başlar.

Ülkemizde heykeltıraşlık mesleği birkaç istisna dışında Cumhuriyet Dönemi’nde başlar. Türkiye’nin ilk kadın heykeltıraşı olan Sabiha Hanım, çok sayıda tanınmış kişinin heykel ve büstlerini yapar. Bu ünlüler arasında Gazi Mareşal Mustafa Kemal Atatürk, İsmet İnönü, Abdülhak Hamid Tarhan, Ahmet Haşim, Ali Fuat Paşa da vardır.

Sabiha Bengütaş’ın heykeltıraşlık tutkusu öylesine coşkulu ve güçlüdür ki bütün gücüyle çalışarak bu mesleğin sırlarını öğrenir. Gerek Türkiye’de gerekse yurt dışında ilk Türk kadın heykeltıraşı olarak tanınır. Öyle ki Sabiha Hanım Sanayi-i Nefise mensupları arasında yapılan yarışmada birinci olarak yurt dışına gitme hakkı da kazanır. Roma Güzel Sanatlar Akademisi’nde Prof. Luppi atölyesinde ihtisasını yapar. Dünyaca ünlü heykeltıraş Pietro Canonica’nın ise asistanlığını yapar. İstanbul Taksim’de bulunan Cumhuriyet Anıtı’nı Canonica ve Hadi Bey ile 18 ay süren meşakkatli bir çalışma temposu içerisinde tamamladıktan sonra, 84 ton ağırlığındaki bu anıt Roma’dan gemiyle İstanbul’a getirilir. Anıt, Atatürk’ü ve kurulan yeni düzeni topluma tanıtan heykel olarak tarihte yerini alır. Pietro Canonica, Sabiha Hanım’dan ve zanaatından öylesine etkilenir ki anıta iki tane kadın silüeti yapılır(anıta dikkatle bakarsanız bu kadın silüetlerini görebilirsiniz). Birisi peçeli iken diğerinin ise yüzü açıktır ve gülümsemektedir. Yüzü açık, gülümseyen silüet Sabiha Hanım’ı ve Cumhuriyet sonrası Türk kadını imajını temsil eder.

Abdülhak Hamid Tarhan’ın torunu diplomat Şakir Emin’le evlendikten sonra bir diplomat eşi olarak değişik ülkelerde bulunan Sabiha Bengütaş , yabancı ülkelerde ufkunu genişletip meslek çalışmalarını sürdürür. Ünlü Atatürk heykellerinden belki de en bilinenin eskizini Türkiye’de hazırlar ve Roma’ya giderek orada tamamlar. Atatürk’ün bu büyük, üniformalı heykeli dünyanın en değerli mermerleri olan ”Carra” mermerindendir ve heykel günümüzde Çankaya Köşkü’nün bahçesinde bulunmaktadır.

Sanat anlayışını ise gelin kendisinin yıllar önce vermiş olduğu bir röportajdan okuyalım:

“Gördüğümü yapma taraftarıyım. Hem de en sade şekilde. Gördüğümü yaparken tabiatı kopya etmiyorum, şahsi görüşümü de ilave ediyorum. Tabiatı harikulade severim. Daha çok peyzaj üzerinde duruyorum. Çünkü heykelde tabiatı ifade etme imkanı yok. Bu itibarla tabiat hevesimi resimden alıyorum. Mizaç itibarı ile ne klasik ne de modernim. Esasen üslup mevzubahis olamaz. Aranılan şey, sanat kıymetlerinin mevcut olup olmamasıdır. (…) En modern tanınmış büyük sanatkarlar da uzun zamanlar klasik çalışmış kimselerdir. “Mektep” teşkil edebilmiş ne kadar sanatkar varsa o kadar da nazariye vardır. Fakat hepsinde temel ve esas, duygu ve samimiyet değil midir? Yukarıda da saydığım sebeplerden dolayı çok tetkik etmek, fakat taklit etmemek taraftarıyım. Sanat, her şeyden evvel şahsi olmalıdır. “