7 Eylül 1907’de İzmir’de bir öğretmen çocuğu dünyaya gelen Ahmet Adnan Saygun, Türkiye Cumhuriyeti tarihinin ilk devlet sanatçısıdır. Besteci olarak tanınan Saygun, aynı zamanda bir Türk bağdarı, müzik öğretmeni ve Türk müziği bilimcisidir (etnomüzikolog). Yazılmış ilk Türk operasının bestecisi olan Ahmet Adnan Saygun, Cumhuriyet Dönemi Türk müziğinin en çok seslendirilen eserlerinden “Yunus Emre Oratoryosu”nun da sahibidir. Babası İzmir Milli Kütüphanesi kurucularından öğretmen Mahmut Celalettin Bey, annesi ise Konya’dan İzmir’e göçmüş bir ailenin kızı olan Zeynep Semiha Hanım’dır.

1922 yılında Macar Tevfik Bey‘in öğrencisi olan Saygun, 1925 yılında Fransızca çevirilerini toparlayarak birkaç ciltlik büyük bir “Musiki Lügatı” meydana getirdi. İlkokullarda müzik öğretmenliği yaptığı dönemlerde Ziya Gökalp ve Mehmet Emin Yurdakul gibi Türkçü şairlerin şiirlerini okul şarkıları olarak besteledi. 1926 yılında İzmir Erkek Lisesi‘nde öğretmenlik yapmaya başlayan Saygun, aslında 1925 yılında devlet tarafından yetenekli gençleri Avrupa’ya göndermek için yapılan seçme sınavına katılarak öğrenimini Avrupa’da görecekti fakat annesinin o dönemdeki vefatı dolayısıyla bu hiç gerçekleşmedi. 1927-1928 yılları arasında “Re Majör Senfoni”yi besteleyen Saygun, 1928 yılında bu sınavın yeniden yapılmasıyla Avrupa’da müzik eğitimi için yeni bir fırsat yakaladı, sınavı kazandı ve devlet bursuyla Paris’e gönderildi.

1934 yılı Kasım ayı sonunda Saygun’a Atatürk‘ten yeni bir opera siparişi geldi. 27 Aralık gecesi temsil edilmek üzere Taşbebek Operası‘nı bestelemeyi başaran sanatçı, bu operada yeni Cumhuriyet insanının doğuşunu anlattı. Eser, 27 Aralık 1934 gecesi Ankara Halkevi‘nde sahnelendi; orkestrayı çok hasta olmasına rağmen bizzat Saygun yönetti. Temsilin ardından İstanbul’a giden ve beş ay ara ile iki kulak ameliyatı geçiren Saygun’un Cumhurbaşkanlığı Senfoni Orkestrası‘ndaki ve ardından Musiki Muallim Mektebi‘ndeki işine görevini ihmal ettiği gerekçesiyle son verildi; Ankara Devlet Konservatuarı‘nın kuruluş çalışmalarından da uzaklaştırıldı. Saygun, 1936’da İstanbul Belediye Konservatuarı‘nda öğretmenliğe geri döndü; 1939’a kadar bu görevde kaldı.

Saygun İstanbul’da iken Ankara’da devam eden yeni bir konservatuvar kurma çalışması, Saygun’un savunduğu “kültürel ulusallık” fikrini değil; “evrensel müzik” anlayışını destekleyenler tarafından sürdürüldü. Konservatuvar, bu iş için danışman olarak getirilen Paul Hindemith‘in evrenselci müzik görüşleri doğrultusunda 1936 yılında kuruldu. Saygun ise 1936 yılında Halkevleri’nin daveti üzerine Türkiye’ye gelen Macar besteci ve etnomüzikolog Bela Bartok‘a Anadolu gezisinde eşlik etti. Birlikte özellikle Osmaniye dolaylarından derledikleri türküleri notalaştırdılar. Çalışmaları, “Bela Bartok’un Türkiye’deki Halk Müziği Araştırmaları” başlıklı bir kitap haline getirilerek 1976 yılında Macar İlimler Akademisi tarafından İngilizce bastırılmıştır.

Saygun, 1939 yılında Halkevleri’nin önerdiği müfettişlik görevini kabul etti ve bu vesile ile Türkiye’yi dolaştı. 1940 yılında bir konser için Ankara’ya gelen ancak Nazi baskısı nedeniyle ülkesine geri dönemeyen Budapeşte Kadın Orkestrası üyelerinden Macar asıllı Irén Szalai (Sonradan Nilüfer adını almıştır.) ile 1940 yılında evlendi; çiftin çocuğu olmadı. Halkevleri’ndeki görevinin yanı sıra 1940 yılında “Türk Müzik Birliği” adlı bir koro kuran Saygun, bu koro ile düzenli olarak oda müziği konserleri verdi. “Halkevlerinde Musiki” adlı bir kitap yayımladı.

YUNUS EMRE ORATORYOSU

Saygun’un 1942’de tamamladığı Yunus Emre Oratoryosu, 25 Mayıs 1946’da Ankara’da Dil Tarih Coğrafya Fakültesi‘nde seslendirildi ve büyük başarı kazandı. En önemli eseri kabul edilen eser, daha sonra Paris’te ve 1958 yılında Birleşmiş Milletler (BM) kuruluş yıl dönümü vesilesiyle New York’ta ünlü orkestra şefi Leopold Stokowski yönetiminde seslendirilmiştir. Bu eserle Saygun; çocukluğunda İzmir Kemeraltı Çarşısı’nın Dervişler Caddesi’ndeki Mevlevi dervişlerden duyduğu ezgileri, Avrupa ve Amerika’ya, sonradan eserin çevrileceği 5 ayrı dile taşımış oluyordu. Sanatçı eserin Ankara’daki ilk temsilinden sonra 1946 yılında Halkevleri müşavir ve müfettişliğinin yanı sıra Ankara Devlet Konservatuarı‘na kompozisyon öğretmeni olarak atandı. Aldığı davetler üzerine Londra ve Paris’e gitti; halk müziği üzerine çalışmalar yaptı; konferanslar verdi.

Kerem, Köroğlu, Gilgameş, koral eserler, 5 senfoni, çeşitli konçertolar, oda müziği eserleri, vokal ve enstrümantal parçalar, sayısız türkü derlemeleri, kitaplar, araştırmalar, makaleler yazdı. Eserleri New York NBC, Orchestre Colonne, Berlin Senfoni Orkestrası,  Northern Sinfonia, Julliard Quartet gibi topluluklar tarafından seslendirildi. 1971’de yürürlüğe giren Devlet Sanatçılığı Kanunu çerçevesinde ilk Devlet Sanatçısı unvanı Adnan Saygun’a verildi.

Sanatçı, 6 Ocak 1991 tarihinde pankreas kanseri nedeniyle hayatını kaybetti.

Kitapları

• Türk Halk Musıkisinde Pentatonizm, 1936.

• Gençliğe Şarkılar: Halkevi ve Mektepler için, 1937.

• Halk Türküleri: Yedi Karadeniz Türküsü ve Bir Horon, 1938.

• Halkevlerinde Musıki, 1940.

• Yalan (Sanat Konuşmaları), 1945.

• Lise Müzik Kitabı (Halil Badi Yönetken ile birlikte), 1955.

• Karacaoğlan, 1952.

• Musıki Temel Bilgisi, 1958 – 1966.

• Mod öncesi Ezgilerin Sınıflandırılması, 1960.

• Toplu Solfej, I – 1967, II – 1968.

• Töresel Musıki, 1967.

• Atatürk ve Musıki: Onunla Birlikte, Ondan Sonra…, 1982.

Bu da bugün İzmir’de yer alan ülkemizin en kaliteli ve en büyük sanat merkezlerinden biri olan Ahmet Adnan Saygun Sanat Merkezi: