Can yücel, “Şiirimizin en kızıl saçlı levendi” der onun için. Cemal Süreya, “Öldüğü gün, hepimizi işten attılar” demişti. Edip Cansever, “Su içse suya benzerdi biraz, konuşsa üç beş kişi birikirdi herhangi bir köşe başında” diye eklerdi sohbetin sonuna. Hayatının aşkı Tomris uyar ise Turgut Uyar’ı tanımlarken, “Şiirle savaşan, şiiri savaş malzemesi haline getiren bir şair” cümlesini kurmuştu. Tomris Hanım, kırılgan şairin öldüğü gün değil, doğduğu gün anılmasını isterdi hep.

İkinci Yeni’nin en zarif şairi Turgut Uyar, 4 Ağustos 1927’ de Ankara’da doğdu. Asker bir babanın çocuğu olarak askeri okula giden şair, hiçbir zaman kendini bulunduğu ortamın disiplinine ve sertliğine yakıştıramadı ve eğreti hissetti. Öyle ya, kendisi naif, çoğu zaman hüzünlü ve kendiyle savaşan bir adamdı.

Henüz 18 yaşındayken kimi kaynaklara göre annesinin ısrarıyla, kimisine göre aşkını gizlemediğinden evlenme kararı alan “Şiirimizin en kızıl saçlı levendi”, Yezdan Şener ile evlendi. Sadece ısrara bağlı bir ilişki olmayacak ki bu evlilikten dünyaya gelen kızı Şeyda Uyar, annesi ve babasının ilişkisi hakkında şu sözleri söylemişti; “Babam anneme karşı çok ilgiliydi, parfümünü alır, çiçeklerini ihmal etmezdi, centilmen bir insandı bu açıdan. İhmal etmiş olsaydı o kadar yıl yürümezdi.”

Yaptığı iş gereği 1947’den 54’e kadar Anadolu’yu gezdi ilk aşkıyla birlikte. Yolculuk esnasında beş kişilik bir aile olmuşlardı. 1958 yılında daha fazla askeri üniformayla yaşamak istemediğini fark eden şair, işinden istifa ederek bir fabrikada işe başlamış ve 1967’de buradan emekli olarak İstanbul’a taşınmıştı. 1960’ların başlarında eşinden de boşanan şairimizi İstanbul’da yeni bir macera ve aşk beklemekteydi. Aynı dönemin bir diğer büyük şairi, Üvercinka isimli şiiriyle akıllara kazınan, Cemal Süreya ve Tomris Uyar’ın ilişkisi bitme aşamasındaydı. Şiir üzerine mektuplaşan Turgut ve Tomris Uyar, ilişkilerinin de bitmiş olmasının verdiği özgürlükle birbirlerine yakınlaşmaya başlamışlardı.

O dönem için Tomris Hanım, şairimizin şiire yaşadığı sıkıntılar yüzünden mesafe koyduğunu ve uzunca bir süre şiir yazmadığını söylüyor. Sonrasında sevgilisine olan aşkıyla birlikte kalemini eline alıp hiç unutulmayacak şiirlerini yazıyor elbette. İstanbul’a gelmesinden kısa süre sonra, takvimler 1969 yılında gezinirken iki âşık evlenmeye karar verirler ve çocukları Hayri Turgut Uyar dünyaya gelir. Kendi ismini çocuğuna vermesini kibir olarak tanımlayanlar olsa da bunun sebebi hayatının büyük bir kısmını geçirdiği Anadolu’da gördüğü benimsediği adetlerdi. Zaten bu kadar naif, kırılgan ve ekmeğini hüzünle yoğuran bir şair, nasıl kibirli olabilirdi?

Şair’in şiire olan ilgisi çocukluk yıllarında başlamıştı. İlk şiir denemesini de ilkokul yıllarında yazmıştı;

“Güzeldir sevgilim her dakka her an / Güzeldir sözleri kaşı gözleri / Geçtiği her karış sönük topraktan / O anda fışkırır neşe özleri”

Aynı yıllarda hem şiir hem de roman yazan şair, Dostoyevski okuduğu gün roman yazmayı da bırakmıştır (Hiç konuyu dağıtmadan küçük bir bilgi vermek gerekirse Dostoyevski’nin bizim ikinci yeni şairlerimizin çoğunu etkilediğini söylemem gerek. Cemal Süreya, yazar ile ilgili şöyle bir cümle kurmuştu; “ 1944 yılında Dostoyevski okudum. O gün bugün huzurum yoktur.” ).

İlk şiiri 1947’de Yedigün’de yayımlanmıştı, 1948’de ise Kaynak Dergisinin başlattığı şiir yarışmasında “Arz-ı Hal” adlı şiiriyle ikinci olmuştu.

Tomris ve Turgut Uyar arasındaki bu tarifsiz aşk, Turgut’un bunaltıcı ve kıskanç tavırları yüzünden yorucu bir hal almaya başlamıştı. Şairin üstüne titrediği karısına zor günler yaşatması, kaybetme korkusunun yansımasından başka bir şey değildi.  Karısı dışında bağımlı olduğu başka bir yoldaşı daha vardı. Alkol.

1984’de siroz hastalığına yakalandığını fark etti. Fark etti diyorum çünkü tıp ve matematiğe de ilgisi vardı. Doktora gitmeyi ise son ana kadar reddetti ve son nefesini vermeyi beklemeye koyuldu. Yetmedi, “Bir gün giderim ki, neyim kalır?” dizesini bıraktı ardında.

Şiirlerin, naifliğin ve aşkının hikâyesi kaldı Turgut Ağabey. Gezdiğin şehirlerin kokusu, üstünde taşıdığın hüznün tortusu kaldı. O da bize hatıran olsun…

Bu arada şairin en sevdiğim şiirini sizler için seslendirmeye çalıştım, dinlemek isteyenler buyursunlar.

Turgut Uyar – Acıyor
Fon Müziği : Mark Eliyahu – Through Me

BİR CEVAP BIRAK

Please enter your comment!
Please enter your name here