“O günler en iyisiydi, ya da en kötüsüydü, akıl çağıydı ve aptallık çağıydı, inançlar zamanıydı ve inançsızlıklar zamanıydı.” der Charles Dickens meşhur eseri İki Şehrin Hikayesi’nde. Dickens bizi 19. yüzyıla götürüp dönemin buhranlarla dolu ruhunu Londra ve Paris üzerinden anlatır.

21. yüzyılda her şey değişmiştir ve hiçbir şey değişmemiştir de aynı zamanda. İki adam; Deniz Sungur ve Çağrı Sinci bu dönemde kendi çağlarının buhranını kendi müzikleri yoluyla dışarı vururlar. Deniz, 10 yıldır yaşadığı Almanya’nın en büyük şehri Berlin’den haykırırken, Çağrı 6 yıldır yaşadığı İstanbul’dan karşılık verir. Aslen İzmirli olan iki müzisyen, benzer kültürlerde yetişmiş iki insanın dili, dini ve ve geçmişi farklı iki büyükşehirde var olma mücadelesinin yankılarını sunar bize Çarpıntı’da.

Albümün ismi, albümün genel hissi ile ilgili verdiği ilk ipucudur aynı zamanda. Büyükşehirlerde yaşayan insanların çoğunun deneyimlediği, büyükşehir doktorlarının kimi zaman panik atak, kimi zaman depresyon diye tanımladığı histir Çarpıntı. Metrobüste gelen boğuluyorum hissi, sıra beklerken yakalayan öfke, yan sokakta çalan sirenlerle doğan korkudur.

Büyükşehir

Albümün ilk şarkısı aynı zamanda en çarpıcısı olan Büyükşehir’de hiç gevelemeden direkt konuya girerler. Koca binaların arasında sıkışmış insanların haykırışları gelir kulağa.

“Büyükşehir diyorlar da sanki balta girmemiş orman”.

Nakaratta geçen bu cümle şarkının özetidir aslında. Altyapısında hayvan sesleri, tekinsiz bir ortam hissi ile büyükşehir dediğimiz beton yığınlarının aslında birer orman olduğunu söyler Deniz daha girişte. Anderson’dan masallar gibidir biraz; yılanlar aramızda yaşar, maymunlar sokaklarda gezer, ayılar arabalardan sıkar.
“Yaslanma sırtını her yere dikkat burada arılar katil.” dediği biz dinleyicilere verir sonunda mesajını “UYAN” diyerek.

Günah

Büyükşehir ile uyanmışızdır artık. Ormandan çıkmış, yalın, sert gerçeklik ile baş başa kalmışızdır. Geriye dönmek mümkün olmadığı için ilerlemek zorundayken, tüm gözardı ettiğimiz duygularla yüzleşmenin zamanı geldiğini anlarız. Kibrine hırsına söyle seni salsın der Deniz, karanlık özgür olmaktır korkma.

“Suskun çocukluğun çığlık olur yarın, insanlar ortasında duyulmaz sesin. Kendi ellerimle vuruverdim kendimi, günah.”

Kendi seçimimizle çıkmışızdır ormandan, artık yalnızızdır hala ormanda yaşayan insanlar arasında. İlk günahımızı işlemişizdir, sevilen sokaklar düşman, insanlar
yabancıdır. Çağrı devralır bundan sonra; biz savunmasızdık ama yamulmadık hiç der. Günahsa da artık bizim günahımız bu. “Son kısmına geçme, önemli sayfaları okumadın henüz” cümlesinden anladığımız kadarı ile daha gidecek çok yolumuz olduğu bellidir.

Yangın

Uyandın, gerçeğin farkına vardın şimdi özüne dönme zamanı geldi der anlatıcı. Büyükşehirin kasvetli ortamından kendi mahallene doğduğun büyüdüğün yere dönersin.
Müzik de değişmiştir, bir yangın başlatır içinde; “Gün senin Güneş senindir” artık. Hatıralar içinde gezmeye başlarız, geride bıraktığımız çocukluğumuz üzerine bir ağıt başlar. Hayaller peşinde biçare olan, küle dönmüş bedenlerimizin değişimi başlamıştır.

Bilemiyorum

Albümün en depresif şarkısı “Bilemiyorum” ile kendimizi keşfetmiş, eskiye dönüp yorulmuş bir halde buluyoruz bedenlerimizi. Geleceğe dair beklentilerimiz, umutlarımız
karamsar bir hale gelmiş durumda. Ancak bu sefer hüznümüz geçmişe değil gelecek de bizi bekleyen belirsizliğe. Deniz’in dediği gibi kor yangınlardan kurtardığımız
gençliğimizin niçin heba olacağını bilemiyoruz. Gökyüzünden merdiven dileniyoruz bir çıkış için Çağrı ile birlikte.

Çarpıntı

Albüme isim veren şarkı sürpriz bir şekilde en sona koyulmuş. Bunun sebebinin albümün adının neden “Çarpıntı” olduğunu anlamamız için olduğu belli oluyor sona gelince.

“Koskaca şehir karlı dağlar, göğsümde öyle bir çarpıntı var ki sorma.”

Büyükşehir ile bizi yükselten, yangın ile zihnimizin derinliklerine yolculuğa çıkartan, bilemiyorum ile karamsarlığımızı perçinleyen ikili bu şarkı ile son darbeyi
vuruyor. Ve artık anlıyoruz ki yaşadığımız bu büyükşehirlerdeki kavgamız asla bitmeyecek. Her gün savaşmaya, her şeye inat var olmaya devam edeceğiz. Bizi diğer insanlardan ayıran ise kalbimizdeki çarpıntı olacak.
Çünkü Çağrı’nın dediği gibi;

“Biz sahteye kızanlardanız, sahnede sızanlardan. Ne yazık caddeye kusanlar da bizdik, korkmalısın susanlardan”

Albüm sona erdikten sonra kesinlikle başa döndürecek şekilde şaşkın bir halde ortada bırakıyor bizi. Genelinde bulunan karamsar hissin aksine Deniz ve Çağrı’nın aslında bir umudu paylaştıklarını hissediyoruz. Herhangi bir kalıp, tür veya konsept kaygısı gütmeyen ikilinin, modern zamanlarda buhran dolu günler geçiren biz dinleyicilere yol gösterme amacı taşımaksızın hissettiklerimizi paylaştıkları anlaşılıyor. Ardı ardına yaşadığımız korkutucu olaylar ve güvensiz ortamımızda hiçbir şey yokmuş gibi davranan, söyleyecek yeni bir sözü olmayan albümlerin popüler olduğu şu günlerde, hem müziği hem sözleri ile yapılmayanı yapmaya çalışıyor; “gerçeklik”. Biz de bu gerçekliği alıp ormandan kaçmış diğer insanlarla birlikte göğsümüzde bir çarpıntı, mücadeleye devam ediyoruz.

Ve iki şehrin hikayesi şimdilik bir duvar dibinde sona eriyor…       
Ceren – Carbon Editorial

BİR CEVAP BIRAK

Please enter your comment!
Please enter your name here