Ursula Le Guin‘in 70’li yılların şiddetli atmosferinde yazdığı Mülksüzler, ütopya türüne yeni bir soluk getirmiştir. “Uslanmaz” bir anarşist ve feminist olan Ursula, kendinden önceki ütopyaların aksine bir fikri idealize etmemiştir. Hatta demeçlerinde de belirttiği gibi kendisine göre en idealist fikir olan anarşizm bile onun eleştiri oklarından kurtulamamıştır. Anarşizm bu oklardan kurtulamazken “arşizmin” okların hedefi olması kaçınılmaz olmuş ve Mülksüzler “İkircikli Ütopya” olarak anılmaya başlamış.

“Bütün duvarlar iki anlamlı ve iki yüzlüdür. Neyin içerde neyin dışarda olduğu, duvarın hangi yanından baktığınıza bağlıdır.”

Ütopyanın ikirciklilik kısmı sadece bu sistemlere yapılan eleştiriyle kalmamış. Ursula; etik, ahlak, iyi, kötü, ideal, mutlak, doğru, yanlış gibi felsefi olgulara da ikircikli bir yaklaşımla yaklaşmakta ve bu olguları konuya yedirerek bize felsefi bir şölen sunmakta.

Bu kısım spoiler içermektedir.

Roman, Urras adı verilen arşist bir gezegenden Anarres adı verilen bir gezegene sürülen, isimlerini liderleri Odo‘dan alan anarşist Odocuların hikayesi gibi görünse de; kahramanımız Shevek‘in içinde bulunduğu topluma karşı hissettiği uyumsuzluk duygusu, iç bunalımları, toplumun yozluğu ve kaderin Shevek‘in önüne çıkardıkları ile birlikte bizi çok farklı bir alemin içine daldırıyor. Ursula’nın iç içe girmiş flasback’li yazım tarzıyla beraber kendimizi bir Urras’ta bir Anarres’te buluyoruz. Kendimizi bir o dünyada bir bu dünyada bulmak kafamızı karıştırsa da iki farklı hikayeyi takip ediyormuşuz gibi bir his içine sokarak, kitabın akıcılığını yüksek oranda arttıyor.

Anarşist Anarres‘in adı Yunanca baş manasına gelen “arche” kelimesi ile olumsuzluk anlamı veren “ana” ön ekinin birleştirilmesiyle oluşturulmuş. Urras‘ın adı ise ABD ve SSCB’nin (USA ve USSR) harflerinden devşirilmiş.

Shevek; genel ahlaksal yargıları reddeden, aile yapısı bulunmayan bir toplumda etik üzerine düşünen ve tek eşliliği tercih eden bir fizikçidir. Bulduğu Eşzamanlılık Kuramı‘nın Urras’ın işine yaraması endişesiyle yayınlamayan, Enstitü‘ye karşı cephe alan Shvek, bu kurumunda ne kadar yozlaştığına kendi gözleriyle şahit olur. Bunun üzerine Urras’a gidip kuramını Urras’ta yayınlamaya karar verir. 150 yıl sonra Anarres’ten Urras’a giden ilk insan olduğu için büyük bir ilgi ve alakayla karşılanır. Ancak Urras’ta onunla ilgilenen sadece aristokratlar ve bilim adamları değildir. Kuramını tanıttıktan kısa bir süre sonra ufak bir maceraya atılır ve Urras’taki Odocu bir yapılanmayla karşılaşır. Anarres’teki yapıyı ve yozlaşmış kuramları anlatan Shevek kendini bir sokak gösterisinin baş aktörü olarak buluverir. Ancak işler pek istediği gibi gelişmez.

“Düşünceler baskı altına alarak yok edilemez. Onlar ancak dikkate alınmayarak yok edilebilir.”

Bizi hem ideal bir yönetim üzerine düşünmeye itip hem de Shevek‘in macerasının peşinden sürükleyen bu hikaye, Shevek‘in Urras‘ta da tutunamamasıyla son bulur.

Günümüzde toplumda tutunamayan insanların çok güzel bir portresini çizerken, aynı zamanda bizi içine alan bir ütopya olan Mülksüzler, eğer hala okumadıysanız kesinlikle okunmaya değer bir kitap olarak sizleri bekliyor.

Vermediğiniz şeyi alamazsınız, kendinizi vermeniz gerekir.
Devrimi satın alamazsınız.
Devrimi yapamazsınız.
Devrim olabilirsiniz ancak…

BİR CEVAP BIRAK

Please enter your comment!
Please enter your name here